
"Evet, diyalektik düşünelim. ''Siz resim yapın, roman yazın ama biz bunları en az sizin kadar onlara aklımız yettiği halde yapmayacağız. Hatla, minyatürle, şiirle, hikayeyle, öyküyle yetineceğiz. Belki bu sayede sanat gerçekten evrensel bir yapıya ve değere tekrar kavuşur'' demeyi deneyelim bir de" diyerek bitirmiştim önceki yazımı.
Yapmamaya karşı yapmayı önerdiğim şeylerin sorunsuz oldukları anlamına gelmiyor bu. Çünkü bu zanaatların ya da sanatların da hakikatleri değişmediği halde, zamana tabi olarak formları, üretilme, tüketilme alan ve amaçları değişebiliyor.
Nitekim 12 Eylül darbesinden itibaren oluşmaya başlayan İslami burjuvazinin gerek inanç gerekse zevk etkisiyle ilk alıcısı olduğu bu zanaatlar / sanatlar, geleneğe sahip çıkma, kendi kültürünü yaşatma amacıyla yaygınlaşmaya başladığı halde bugün bir ikonite ve seçkin(ci)lik vasfı yüklenerek tedavül eder hale gelmiştir.
Bunları Rabbimin izniyle anlatmak ihtiyacındayım ki, sadece düşüncelerimi yazmakla kalmayıp, ilgili tespitlerimi sıcağı sıcağına sizlerle paylaşmak için kimi sergilere, kitaplara da uğrayacağım. Önemli olan en yakın olduğumuz şeyle bağımızı doğru kurmak ve doğru sürdürmek.
Hat"tan başlayalım.
İslam''da "yazmak"tan kasıt, "vahyedileni yazmak"tır. Hicri 1. asırdan itibaren Müslümanlar Kur''an''ı en güzel şekilde yazarak çoğaltmak için adeta yarışa girmişler, Sultanların beğenisiyle (ve ödüllendirmesiyle) teşvik gören bu yarıştan giderek özel maharetle (sanatla) irtibatlandırılan Hüsn-i hat, Hüsnü''l-hat, el-Hattu''l-hasen olarak isimlendirdiğimiz Hat sanatı doğmuştur. "Ruhsal bir hendese" olarak tanımlanan Hat''tın terminolojisi büyük oranda Farslar tarafından oluşturulmuş, bir "ahenk" tarzı olarak tekamülü ise Anadolu''da gerçekleşmiştir.
Başlıbaşına bir ideoloji olan Hurufiliği dışarı tutarak söyleyecek olursam kelam''ın yazıyla (hatla) ifadesi bir temsil değildir. Kendisine özgü bir forma sahip oluşu ise ruhsal hendeseye bağlı bir ahenk olmaklığıyla sanata mahsus bir imayı içermesindendir ki, onun salt bu yüzden sanat olarak nitelendirilmesi sorunludur.
Hat, tamamlanmış olan vahyi, kendi tamamlanmışlığı içinde yazmak suretiyle süreklileştirir. Diğer bir söyleyişle inzal edilmiş olan Kelam, onu bir ahenk içinde yazanın (hattat''ın) eliyle gözden kulağa sekerek nazar edenin ve duyanın, o anda ona nazar edişi ve onu duyuşuyla tekrarlanmış olur. Yine bu sekme aracılığıyla nazar ve dil harflerin üstünde, arasında özgürce gezinir ki, bu gezinme özgürlüğü yine Hat''ın suretsizliğine, Kelam''ın salt kelam olarak belirişine karine teşkil eder.
Öte yandan Hat, perspektifi içermez ve ona bir aracıyı, doğa bilgisini ya da bir efekti gereksinmeksizin sadece kendi gözümüzle ve sesimizle dolaysız olarak dokunabildiğimiz için o da her dokunuşumuzla kendini yeniden açık eder.
Belirttiğimiz nedenlere bağlı olarak Hat bir "süs(leme)" değildir, çünkü harfleri boyanmaz, "çekilir"; diğer bir söyleyişle Hat kurgulanmaz ve dolayısıyla Batılı anlamda bir kompozisyona değildir, hattanın istif anlayışına (üslubuna) tabidir. Ancak Hat, bir süs ile çevrelenebilir ki, bu süsün onu bir "tablo"ya dönüştürmemesi, taşma istidadındaki bir süs olarak Hat''ın mekanını da taşımaya, genişletmeye hizmet etmesi esastır.
Hat''ta ilişkin bu çok genel bilgilerden sonra gelelim onunla ilgili bugünkü soruna.
Son zamanlarda ortaya çıkan Hat''tın bir resim ya da manzara fotoğrafı üzerine eklenmesi, yapıştırılması eğilimindeki adileşmiş kolaycılığı bahse değer görmeksizin hemen elimin altındaki bir fotoğrafı örnek olarak vermek istiyorum.
Fotoğraf şu: Geniş bir yatak odası. Yorganı açık pembe, dış örtüsü koyu pembe bir yatak… Yatağın baş kısmının dayandığı fildişi renkli duvarda yatağın ebadıyla mütenasip olarak Arapça yazılmış bir "ah mine''l-aşk!"
Yazı bu olur da he''den kalp figürü üretilmez, diğer harfler o kalbin içinde toplanmaz ve o yazı pembe renkli olmazsa olur mu hiç?
Bu da yetmez, o yazı, gardrobun yarısını kaplayan aynada tümünü merak ettiren bir yarımlıkta yansıyarak, kendisi bir dekorasyona, ortamı da bir seyir nesnesine dönüşmez mi?
İşte sorun budur ve bunun uygulanmış olması değil, asıl önerilmiş olması tehlikelidir. Aklınıza hemen "kitsch" kelimesinin geleceğini tahmin edebiliyorum ama bu örneğe bakarak size kitschin de bir mantığının, bir haysiyetinin olduğu, söylemek zorundayım.
Bu Hat değildir; bu hadsizliği zevkî bir fahişliğe (aslında aynı kökten türeyen daha uygun bir kelime var ama onu yazmaya edebim manidir) dönüştürmüş bir zihniyetin fotoğrafıdır; mutasyona uğramışlığın fotoğrafı…
Fazla söze gerek var mı? Varsa, söyleyemediklerimi de lütfen siz ekleyiniz.
NOT: Görmek isterseniz o fotoğraf twitter ve facebook sayfalarımda mevcuttur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.