
Son yazımı, yeni zamana ilişkin düşünceler geliştirebilmek için tarihimizi çevresel bir bakışla yeniden okumak zorunda olduğumuzu söyleyerek bitirmiştim.
Bir kavram daha var üzerinde ciddiyetle yeniden düşünmemiz gereken: Medeniyet!
Varlığıyla kimliklendiğimiz, yokluğuyla kimliksizleştiğimizi / kimsesizleştiğimizi sandığımız şeydir.
Kayıp bir büyükbaba imgesiyle, dizgini elimizden kurtulan bir yağız atın Serendip adasına kaçırdığı gelin imgesinden ortaklaşa oluşmuş biraz otoriter biraz anaç bir kelimedir.
Anakronizme düşme hakkını meşrulaştıran ve bununla geçmiş zaman içinde serseri bir yolculuk yapmayı vaadeden câzibe-dâr bir hayalettir!
Müslümanca bir dünyevi çabanın zirvesini ve kalıcılığını işaret eden büyülü bir tanımdır!
Saraylar, sultanlar adına inşa edilmiş camiler, anıtkabirler, bedestenler, bahçeler, kervansaraylar hep onu işaret ediyor.
Ticaret yolları, su kanalları, sebiller, imalathaneler, imarethaneler, sikkeler, çiniler, minyatürler, hüsnühat, halılar, ahşap oymalar, sürahiler, kadehler vb. onunla tanımlanmazlarsa yetim kalıyorlar.
Tarih düşkünü yazarlarımızın hamaset yüklü metinleri bile onun eseri; zaferler, uzak hedefler, idealler, ütopyalar, şanlı gelecek özlemleri onunla kaim; ona yakılan ağıtlarla ancak sağır kulaklara erişilebiliyor ve ancak onunla düşmanları kökünden kazıyan muhayyel bir silaha dokunma duygusu gelişebiliyor.
Özlemleri kanatarak idealleri parlatan medeniyet''e, "ama böyle de olmayabilir?" sorusuyla yaklaşmak başlıbaşına bir cesaret gerektiriyor artık.
Ama biz yine de kimi aykırı sorularla tersinden bakmaya çalışalım medeniyete:
Sarayların varlığı medeniyete işaret ediyor olabilir ama bu aynı zamanda sefahatın, işretin, çürümenin, asabiyet yitiminin de habercisi değil midir?
Yeryüzüne bir İslam mührü olarak kazınan camiler padişahların, sultanların, prenslerin yarışan kibirlerinin anıtları değil midir aynı zamanda?
Hoca Ahmet Yesevi adına inşa edilen külliye, hazretin imgesine bir şey eklemeyip, Timur''un şahsiyetini yüceltmekten başka neye yarar?
Sanat tarihçilerinin "tasavvufun tefekkür ve batini hakikat mecazına" güç kattığını söyledikleri Tac Mahal, bugünkü Pakistan''ın, Hindistan''ın ekonomik sefaletine neden olan bir dizi yanlış işin ilk maddesi olarak zikredilemez mi?
Topkapı Sarayı''nın Hicr Suresi''nin 45-48. ayetlerinin nakşedildiği cümle kapısı, Roma imparatorlarına özenen sultanların gökten yere indirdiklerini zannettikleri hayali bir cennete açılmaz mı?
Emeviler''le başlayıp Babürler''le, Safeviler''le Osmanlılar''la zirvesine ulaşan İslam Medeniyeti''nin aynı zamanda kozmopolit bir medeniyet olduğu inkar edilebilir mi?
"Nesep ve sebep asabiyeti"nin işleyişini Emevi, Abbasi halifelikleri ile Endülüs, Aglebiler, Tuluniler, Fatımiler, Buyiler, Tahiriler, Samaniler, Gazneliler, Doğu, Batı ve Fergana Karahanlıları, Büyük Selçuklular, Rum Selçukluları, Eyyübi hanedanlıklarının kuruluş ve yıkılış nedenleri, Osmanlı ve Timur devletlerinin kuruluşları üzerinden bizzat okuyan İbn-i Haldun''u ıskalayıp, Mehmet Akif''in –psikolojik nedenlere yaslanan- cılız sentez talebi üzerinden bir medeniyet okumasının yapılması çok yanlış değil midir?
Son soru: Menûçehrî''nin "Ve şarab ve rebab ve kebab" tekerlemesiyle özetlediği saray hayatına duyduğumuz örtülü bir özlemle eski medeniyeti arzuluyor olamaz mıyız?
Bu sorulardan hareketle, Peygamberimiz''in vefatından otuz yıl sonra temelleri atılmaya başlanan ve kimilerinin isimlerini yukarda verdiğim onlarca Müslüman devletin hem özlemi hem de akibeti olan medeniyete talip olmak akıl kârı mıdır diye sormak da yanlış olmasa gerektir.
Farklı kavimlerce, kabilelerce, milletlerce kurula yıkıla büyümüş, şekli itibariyle İslam, özü itibariyle kozmopolit olan ve Osmanlı''yla birlikte tümüyle tefessüh etmiş bir medeniyet neden hâlâ bizlerin ilgi odağı olmayı sürdürsün?
İşte bu yüzden yönetim biçimi dahil kültürel ve ekonomik tercihlerimizin, diğer bir söyleyişle İslami ve insani tüm taleplerimizin yetkin bir karşılığı olabilecek "yeni bir hayat telakkisi"ni konuşmak zorundayız.
Bu hayat telakkisinin de geçmiş medeniyetin mirasını içermesi kaçınılmazdır.
Kaçınılmazdır çünkü, yeni olan herşeyin temelinde mutlaka bir eski vardır.
Ancak kendisinden sonraki her eskiyene rağmen kendisi hep yeni kalan "Nebevi hayat telakkisi"ni izlememiz, yeni çabamızla yeniden bir medeniyet üretmemize engel olabilir.
Değilse, her medeniyet tefessühâtı içkindir.
"Medeniyet"le "deniyet" arasındaki çizgi, kırılgan bir "m" harfinden ibarettir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.