
Geçen haftaki yazımda, İskender Pala konusu bitse de sağcılık konusunun bitmeyeceğini, dolayısıyla kafası karışıklara “polemik coşkusu ve muhalif olmak nedir?”i yazarak sağcılık konusuna devam edeceğimi belirtmiştim.
Nitekim yazmıştım da; sevgili Kudret Büyükcoşkun''un Disraeli''ye ait olabileceğini belirttiği “Muhafazakarlık örgütlenmiş riyâkârlıktır!” sözünün ne manaya gelebileceğini sorgulayıp, “Muhalif olmak, son olaya göre değil, süreçlere göre insani tutum belirlemektir” diye de bitirmiştim.
Yazımı gazeteye göndermek üzereyken yeniden okudum. Hayır, içime sinmedi yazdıklarım. Şundan: Yine ağır bir yazı olmuştu ve Genel Yayın Yönetmenimin “Gardaş, bu yazıları Dergâh''ta yaz, bize gazete yazısı lazım” diyeceği kesindi.
Elbette ağır yazılar ağır dergilerde olmalı. Bu bakımdan adres olarak Dergâh''ı göstermesi de doğaldı; Türk Edebiyatı''nı gösterecek değildi ya.
Zamanın gerisinde kaldığından bir lejyoner söylemiyle beni eleştirmeye yeltenen Kurşunkalem''i de Abdullah Kılıç''ın hatırına es geçerek, yazımı gazeteye göndermekten vazgeçtim.
Ama orada özellikle zikrettiğim, Beşir Ayvazoğlu''nun “Ne kadar cesur adammış!” sözünün izini sürmekten vaz geçmedim:
Sevgili üstadım Ahmet Turan Alkan, soruyor:
“-Geçenlerde bir yazar, milliyetçi muhafazakârların Erol Güngör''den bu yana dişe dokunur bir mütefekkir çıkaramadığını ileri sürdü; bu insafsız bir hüküm mü, yoksa doğruluğunu teslim eder misin?”
Ayvazoğlu cevaplıyor:
“-Bunu söyleyen yazar, ciddî bir okuma faaliyetinin sonunda vardığı kanaati mi, yoksa bir peşin hükmü mü dile getiriyor? Ben en iyi bildiğim konularda bile, literatürü bütünüyle kuşatmak mümkün olmadığı için, genellemelere gitmekten, kesin hükümler vermekten kaçınırım. Ne kadar cesur adammış! Milliyetçiler çıkaramamış da, başkaları çıkarmış mı?”
Kötü bir şair ama iyi bir edebî incelemeci olan Ayvazoğlu''nun bu sözlerini çok yadırgadım.
Hadi ben “adam”lığımla kalayım, “Milliyetçiler çıkarmamış da, başkaları çıkarmış mı?” şeklindeki hayreti, bir milliyetçiden çok, solcuların söyleyişiyle bir faşistin hayretini içermekle kalmıyor, gizliden gizliye sürdürülen bölücü bir anlayışın ipuçlarını veriyordu.
Bu belirlememiz bir kenarda dursun, edebî çalışmalarını ilgiyle izlediğim, rastladığım her yerde saygıyla hatırını sorduğum, sağcı olmasına rağmen edebiyat hatırına sevdiğim biridir Ayvazoğlu.
Pekmezini yediğimi ve küpünü kırmadığımı onun da iyi bildiğine eminim.
O halde nedir ona bunları söyleten?
İskender Pala''nın tespit ve taleplerinden hareketle sağcılık ve rantçılık üstüne yazdığım yazılardan tedirgin olmuş olabilir mi?
Ya da akçalı sanatsal faaliyetlerin üçlüsü olarak bilinenlerden, diğer bir söyleyişle “mahşerin üç atlısı” olarak adlandırılanlardan biri olabileceğine ilişkin kimi kuşkuların okurlarım tarafından bana da iletildiğini vehmederek tedirgin olmuş olabilir mi?
Ama ben okur bildirimlerini mesnet edinerek yazı yazmam zaten, okurlarım da çok iyi bilirler bunu ve zannettiğim gibiyse Ayvazoğlu''ndan da aynı kanaatte olmasını beklerdim.
Peki, düşünür olarak “Erol Güngör''den sonra Beşir Ayvazoğlu var” demeyişime kızmış olabilir mi?
İyi de ben bir edebiyat incelemecisinin düşünürlüğünü değil, Erol Göngür vâri bir düşünürlüğü kastetmiştim.
En azından Şerif Mardin veya M. Şükrü Hanioğlu çapında bir düşünürlük.
Onu zaten, en iyi bildiği konularda bile, literatürü bütünüyle kuşatması mümkün olmadığı için, düşünür olmadığını düşünecek kadar mütevazıdır diye tanırım.
Üstelik o, Turan Koç''un “İslâm Estetiği” kitabından sonra, estetik konusunda daha önce yazdıklarından dolayı mahcubiyet duyacak kadar da yüce gönüllüdür.
O halde nedir, Ayvazoğlu''nu fikrin hakimiyetini elinde tutarcasına, tevazuya gizlenmiş bir kibir dili gibi konuşmaya iten şey?
Nedir?
Solun hakkını teslim edişim, ilgi dilenciliğini normal görmeyişim mi?
Bu benim tekelimde olan bir tutum değil ki, isterse o da –her hakkaniyet sahibi gibi- aynı tutumu gösterebilirdi.
En azından, “Milliyetçiler çıkaramamış da, başkaları çıkarmış mı?” polemiğine düşmek yerine “ben sağcıyım, buradayım” diyerek sağcılığa bari sahip çıkabilseydi Ayvazoğlu. Ben de “Düşünür olmasa da nihayet Tarık Buğra''dan sonra eli öpülecek bir edebiyat adamı çıktı” diyerek kutlasaydım onu.
Ne mümkün!
Anlayacağınız sağcılık ortada kaldı.
Edebî sağcılığa sahip çıkacak kimse yok.
Ama bana kırılan, diş bileyen, sataşmaya kalkışan, “ulan bir tökezlese şu herif” diye dua eden sağcı, çok mu çok.
Ne diyeyim, “abi”dirler; canları sağolsun!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.