
Selçuklu sanatı çünkü göçebelikten yerleşik hayata, ırk düşüncesinden ümmet idrakine, oba kültüründen medeniyet kültürüne geçişin mütereddit, gayretkeş, keşif esaslı çabalarını olanca samimiyetiyle içeren bir sanattır.
Malzemeyi süsleyerek tabiatından ayrıştırmaya değil, işleyerek bütünleştirmeye, el-Musavvir olanın sanatına karşı haddini bilmenin bir gereği olarak taklit etmeye yaslanan bir sanattır Selçuklu sanatı.
Tanrı"yla yarışma küstahlığına uğramış Batılı sanatçı için taklit küçümsenen bir şeydir. Bizde ise Selçuklu"dan beri taklit zaten var olanın varlığının açıldığı sonsuzluğa ona tekrarlayarak katılma çabasının bir tezahürüdür.
Her an yaratan ve yaratışında tekrar olmayan Rabbin karşısında, O"nun yaratışı üzerinden haddini bilmenin ve O"ndan olan farkını (kulluğunu) tekrarlamak suretiyle idrak etmenin ifadesidir Selçuklu sanatı.
Bu nedenle geometrik desenlerin, tezyinin, işlemenin ve son tahlilde telvinin peşinde koşar Selçuklu sanatı.
İnsan ve Medeniyet Hareketi"nin Eyüp / Bahariye Mevlevihanesi"ndeki sergi salonunda 17 Kasım"da sona erecek olan "Yaşayan Selçuklu Mirasımız" adlı sergiden edindiğim izlenimlerle birleştirerek sunuyorum Selçuklu sanatıyla ilgili bu genel kanaatleri.
Katı"da Meryem Güney; mozaikte Meyçem Ezengin; ahsap oymacılıkta Hüsamettin Yivlik, hüsn-i hatta Fuat Başar, Hüseyin Gündüz, Gürkan Pehlivan, Faruk Dinçer Eratlı; tezhipte Faruk Taşkale, Münevver Üçer, Atilla Yusuf Turgut; çinide Nuresen Güven, Güvenç Güven; ciltte İslam Seçen, Gürcan Mavili; ebruda A. Mahmut Peşteli, Fisun Onomay, Melis Uludağ; kalemişinde Hülya Dillek Selçuklu"nun yaşayan sanat eserlerinden aldıkları bölüm, parça ve detayları deyim yerindeyse adeta yeniden bir nefes, bir can soluğu üfleyerek görünürlüğe çıkarmışlar.
Sergi alanına ilk göz attığınızda serginin "şahsi gayretler"le oluşturulduğunu hemen farkediyorsunuz. Tam da bu nedenle sergi alanındaki ışıklandırmadan yerleştirmeye, sıralamadan, tasnif etmeye kadar gözünüzü, zihninizi olumsuz etkileyebilen kimi detaylar aynı anda oraya harcanan emeklerin samimiyetini, fedakarlığını da size açıkça hissettiriveriyor ve işte bu nedenle adı etrafında çıkartılan onca tantanaya rağmen İslam sanatlarının yaşadığı garipliğin hüznü de yakanıza yapışıveriyor.
Öncelikle bir küratörü yok bu serginin. Elbette İMH Sanat Atölyeleri Koordinatörü Meryem Güney ve arkadaşları birikimlerini, maharetlerini konuşturmuşlar, bundan kuşkum yok. Ama atlanmaması ge- reken kimi küçük detaylar da var ki doğrudan serginin adına soru işareti konulmasına neden olabiliyor.
Işıkla bu kadar bütünleşebilen sarı-beyaz zeminiyle, yazıyı-anlamı kapatmak ne kelime adeta onları öne çıkarma gayesine hizmet eden tezhibiyle, pervazlarıyla emsallerinden çok farklı bir yerde duran Fuat Başar imzalı Hilye-i Şerif"i buna örnek olarak verebilirim.
Şundan ki, Hilye-i Şerif ilk defa 17. Yüzyıl"da Hattat Hafız Osman tarafından levhaya aktarılmıştır ve dolayısıyla bu eserin Selçuki formları içeriyor olsa da bu sergide yer almaması gerekirdi diye düşünüyorum.
Bir de Özcan Özcan"a ait iki minyatür var. Tuval üzerine minyatür tekniğiyle yapılmış zümrüd-ü anka ve ejder savaşının temsilini de içeren çalışmayı geçelim. Çünkü Selçuklu minyatürü İran minyartürünün etkisinde şekillenmiş ve devam etmiş bir minyatürdür. Hatta bu bakımdan Osmanlı Minyatürü kesinliğinde (kurumsallığında) bir Selçuklu minyatüründe de bahsedilemez. Dolayısıyla ankalı ejder-halı bu minyatürü de İran etkili bir çalışma sayabiliriz.
Ancak aynı imzaya ait ikinci bir minyatür var ki, o dekoratif unsurların da kullanıldığı kolajın tipik bir örneğidir.
Dekoratif derken tıpkı "taklit" kelimesinden olduğu gibi bu kelimeyi de Batılı anlamında değil İslam sanatında yüklendiği mana ile birlikte düşünmeliyiz. Çünkü özellikle İslam mimarisinde dekoratif unsurlar malzemede veya yüzeyde bağımsız olarak ortaya çıkmazlar bilakis o malzemenin, yüzeyin onunla ifadesi, seçkinleştirilmesi öyle mümkün olabildiği için onlarla birlikte var olurlar.
Söz konusu işteki problem tıpkı Osman Hamdi"nin resimlerindeki gibi dekoratif bir temsilin tekrar bir temsile konu olması ve bu nedenle orijinal olanın resimsel süse dönüştürülmesidir.
Sonuç olarak zaten garip olan İslam sanatlarının insansız, nazarsız kalmasını istemiyorsanız bu sergiyi görmelisiniz. İki ayrı hususta verdiğim iki küçük örnek sizi bundan alıkoymasın lütfen.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.