
Claude Levi-Strauss, "Hüzünlü Dönenceler" adlı kitabında, İslam''ın güneyden kuzeye doğru tıpkı bir bıçak gibi uzanarak Batı ile Aryen dünyayı ikiye böldüğünü söyler.
İyi niyetle söylemez elbette; bir Georges Dumézil veya bir Giorgio Agamben gibi "bilimsel nezakete" sahip değildir çünkü Levi-Strauss; hele İslam söz konusu olduğunda müfrit bir Yahudi''ye dönüşüverir.
Bu yargısıyla da söylemek istediği şudur: İslam, inanç ve kültür açısından aynı özde toplanabilme niteliğine sahip Doğu''yla (İran ve Hind''le), Avrupa''yı ayırarak Hıristiyan Batı''nın dünya hakimiyetini sekteye uğratmıştır.
Bense Levi-Strauss''un bu düşüncesini öğrendiğim günden beri, onun vurgulamak istediği bir olumsuzluktan, olumlu bir bakışın, düşüncenin kurulabileceğine zihin yorup duruyorum.
Şöyle ki, İslam''ın güneyden kuzeye uzanması, bir bıçağın uzanması gibi değil, eşit kollu bir terazideki destek çubuğunun uzaması olarak da görülebilir. Bu destek çubuğu kültürden ekonomiye, siyasetten felsefeye kadar ayrışmış, zıtlaşmış düşünce ve uygulamalar arasından (ya da her birinin eksiğinden veya fazlasından) asıl doğru olanı seçmek için merkezi (evrensel) bir "vasat" işlevi de yüklenebilir.
Sanırım Levi-Strauss''u asıl delirten husus, destek çubuğunu temsil eden İslam''ın "ölçü kütlesi"nin hangi kefede olacağına karar vemekle kalmayıp, o ölçü kütlesinin de bizzat kendisi olma yönündeki ısrarıdır. Levi-Strauss, bu nedenle İslam''ı destek çubuğu gibi görmek yerine onu şiddet ve kan imgesi de taşıyan bıçak gibi göstermeyi (ve dolayısıyla bir tür hedef şaşırtmayı) seçmiş olmalıdır.
Ancak değil mi ki biz Müslümanız ve hoşumuza gitmeyecek bir düşüncede hayır, ve ilk bakışta kötü görünende sevilebilir bir şey bulabileceğimizin bilgisiyle (Bkz.: Bakara, 216) şereflendirilmişiz, o halde yukarıda da belirttiğim "vasat" bağlamında, olumsuz olandan öncelikle sanat panında kurabildiğim kimi olumlu örnek ve değerlendirmelerimi sizinle paylaşmaya çalışayım.
Frithjof Schuon''un da değindiği gibi "ışık olgusu" Doğu ve Batı sanatlarını farklılaştıran unsurlardan birisi olarak görülebilir. Bu konuda örneğin –spekülatif bir soyutlama olmakla birlikte- şöyle düşünebiliriz:
Yoğun ışık, nesneleri tüm boyutlarıyla görmemizi sağlamakla kalmaz, ışığın farklı halleri, yansımaları içinde o nesneleri kimi görsel oyunlarımıza da açık hale getirir. Serabın sadece çölde görüldüğünü hatırlarsak, yoğun ışıkta yaşayan insanların hayal güçlerinin daha çok gelişmiş olabileceğine ve Doğu sanatlarındaki hayaliliğin de buradan kaynaklanıyor olabileceğine hükmedebiliriz.
Öte yandan, yoğun olmayan ışığınsa nesnelerin görünürlüğünü yüzleriyle sınırlandırdığını, görünmeyen yüzleriyle nesnelerin ötesine (yani karanlıktaki kısmına) bir korku unsuru yüklediğini düşünebiliriz. Batı sanatındaki gerçeklik saplantılı tasvir merakını görünmeyeni görme kaygısına bağlayabileceğimiz gibi, özleri itibariyle karanlık olan vampir, şeytan temalı anlatımları da yine aynı kavrayışa yorabiliriz.
Bu "genel ayrım"ın içinden Anadolu ve İran''a "özel olarak" baktığımızda ise ışığın dengelendiğini, diğer bir söyleyişle dört mevsimin hissedilir geçişlerle ve farklarla yaşanmasından hareketle onun farklı zamanlarda, yokluğu dahil her yoğunlukta idrak edilebildiğini belirleyebiliriz.
Dolayısıyla ışığın, söz konusu coğrafyadaki dengelenebilirliği mezkur genel ayrımda sanatsal bir vasat''ın keşfini de mümkün kılabilir.
Perspektife hiç itibar etmeyen bir sanatla (minyatür), perspektifi adeta putlaştıran bir sanatın (resmin) tam ortasında durarak, Modernizmin Doğu''da ölüme mahkum ettiği, Batı''da ise tüketilmiş imkanlar gösterisine dönüştürdüğü resme yeni bir can soluğu üflemek ancak bu vasat''tan (Anadolu ve İran''dan) sağlanabilir.
Bunları derken desteksiz attığıma hükmetmeyin lütfen. Çünkü bilgisayarımın sağ tarafındaki ikinci pencereden son birkaç yılda yapılmış minyatürlere ve Hal Foster''in "Zoraki Güzellik" adlı kitabından (Ayrıntı Yay., İstanbul 2011) aktarılmış en cins Kitsch resimlere bakarak bu satırları yazıyorum.
Son zamanlarda İstanbul''u mekan tutan İranlı kimi zenaatkarlardan ders alanların "ürettikleri" resimsel zeminine minyatür çakılmış, ebru serpilmiş ve münasip boşluklarına hat yapıştırılmış "ürünlere" bir kıymet yüklediğimi de sanmayasınız.
Söz konusu ışık algılarını ve sanatsal uygulamalarını tanımış, bunlar üzerine ciddi zihin yormuş ve onları anlamış olan "yeni" sanatkarların belirleyebilecekleri, temsil edebilecekleri bir vasat''tan söz ediyorum.
Aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardır. Bu manada vasat''ı bizim bulabileceğimize inanıyorum; yeter ki onu niçin, nerede ve nasıl arayacağımızı bilelim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.