
Liberal yazarların, casus papaz krizine ekonomik bir gözle bakılması, Amerika’nın Türkiye’ye tehditleri karşısında AB ülkelerinden kimileri açıkça yanımızda yer alıyorken, hâlâ bir Haçlı seferinden söz edilmemesi şeklindeki telkinleri artarak sürüyor.
Elhak bu telkine, doğruluk vasfı taşıdığı için ilk bakışta karşı çıkmamız da gerekmiyor. Ancak, Marksist terminolojiyi tersyüz etmekte mahir olan yerli liberallerin, altyapı terimini kullanmaksızın, Amerika’nın Türkiye’ye açtığı savaşın ekonomik güç çatışması olarak kılık değiştirmesini de fırsat bilerek, kendi işlerine (fikriyatlarına) uygun gelen bir doğruyu, bundan başka hiçbir doğru yokmuşçasına öne çıkarmaya çalıştıklarını görmemiz gerekiyor.
Çünkü, “geçmiş geçmiştir, ne tekrar ele gelir, ne de geçmişteki duruma göre hareket edilebilir” tarzındaki teranelerin yaygınlığına rağmen, milletlerarası problemlerde, gerekli durumlarda geçmişin nasıl güncellendiğini ve oradan seçilmiş problemlerin nasıl aktüelleştirildiğini gün be gün yaşıyoruz.
Bu bağlamda geçmiş dediğimiz şey, sadece tarihi olaylarla sınırlı değildir; tarihi olaylara mahiyet kazandıran inançlar, milli mizaçlar, ekonomik ve sosyal rekabetler, çatışmalar, savaşlar, kavmi dayanışmalar, başka milletlerle kader ortaklıkları... da ona dahildir.
Bunun en güncel örneklerinden biri, Makedonya isminin kullanımı üzerinden Yunanlarla Makedonlar arasında yaşanan gerilimdir.
Yakın sayılabilecek geçmişteki bizimle ilgili örneklerinden biri de Kırım Savaşı’dır (1854-1855).
Sultan Abdülmecid’in yeni reformlarla devleti güçlendirmeye yönelmesinden tedirginlik duyan Rusya’nın, Kudüs’te İngilizlere ve Fransızlara verilen imtiyazlardan kendi devletin mahrum bırakılmasını bahane edinerek açtığı bu savaşta, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı’nın yanında yer alarak, Osmanlı’nın üzerine çığ gibi gelen Rus işgalini birlikte bertaraf ettikleri malumdur.
Öte yandan, Birinci Dünya Savaşı’nı takiben, Osmanlı’yı paylaşıma açanlar da İngiltere ile Fransa’dır. Bu kez de Rusya onları uzaktan takip etmek durumunda kalmıştır.
Dolayısıyla, bugünkü krize salt ekonomik açıdan bakmalıyız şeklindeki liberal telkinler özü itibariyle perakendeci telkinler olmaları bakımından, yanıltıcı ve yanlışa sürükleyici telkinlerdir.
Milli bir sorumluluk yüklenmemeyi, ilgili problemleri zihinlerine yük etmeksizin rolantif bir kaygıyla ahkam kesmeyi çok seven yerli liberallerin zikredilen tutumları, her şeyden önce devleti halk desteğinden mahrum etmeye yönelik tehlikeli bir girişimdir.
Diğer bir söyleyişle, milletlerarası problemlerin yapısı ve zamansal yaygınlığı öz olarak aynı kaldığı halde, güçlü (egemen) olanın kararının onanmasına çıkan liberal teslimiyetçiliğin, kendini modern mürailikte gizleyerek, güçlünün lehine bozgunculuk yapmasıdır.
Carl Schmitt (v. 1985), söz konusu durumu, başat ideolojiler nezdinde şöyle somutlaştırmaktadır:
“Bugün için hiçbir şey, siyasi olana karşı mücadele kadar modern değildir. Amerikalı finans adamları, endüstriyel teknikerler, marksist sosyalistler ve anarko sendikalist devrimciler, siyasetin, ticari hayatın tarafsızlığı üzerindeki tarafgir hükümranlığının bertaraf edilmek zorunda olduğu talebinde birleşirler. Artık siyasi sorunlar değil, yalnızca örgütsel-teknik ve ekonomik-sosyolojik ödevler olmalıdır. Bugün hüküm süren ekonomik-teknik zihniyet artık siyasi bir düşünceyi kavrayamamaktadır. Modern devlet, gerçekten Max Weber’in onda gördüğü şeye dönüşmüş gibidir: Büyük bir fabrika. Bir siyasi fikir, genel olarak, ancak bu fikri kendi yararına kullanmak için makul bir ekonomik ilgisi olan toplumsal grup saptandığında anlaşılabilir. Siyasi olan, bir yandan ekonomik veya teknik-örgütsel olanın içinde yok olurken, öte yandan, estetik nitelemelerle bir çağı klasik, romantik ve ya barok olarak ayıran kültür ve tarih felsefesine ilişkin sıradanlıkların ebedi dohbeti içinde eriyip gider. Her ikisinde de siyasi düşüncenin çekirdeği olan titiz ahlaki karardan sakınılır.” (Siyasi İlahiyat – Egemenlik Kuramı Üzerine Dört Bölüm, çev.: A. Emre Zeybekoğlu, Dost Kitabevi, Ankara 2010)
Bu bağlamda, modernizmin bir tür simulakrum olarak gerektiğinde tepe tepe kullanmaları için egemenlerin hizmetine sunduğu perakendeci yaklaşımlara, bugünkü güncel sorunlar üzerinden yerli liberallerin sahip çıkmaları altı özenle çizilmesi gereken bir durumdur.
Belirlediğimiz bu gerçeklik, “Haçlılar geliyor” çığılıkları atmamıza bir neden teşkil etmemelidir, ancak mevcut savaşın ekonomik güç çatışması olarak kılık değiştirmiş zamansal bir yaygınlığa (ve hayati muhteviyata) sahip
olduğunu görmemizi de engellememelidir.
Din, mezhep, milliyet, rekabet, çatışma, savaş, dayanışma... hayata dair her ne varsa bu olgularda bir eskime ve bunlardan üretilen olaylarda (problemlerde) bir geçersizleşme söz konusu değildir. Sadece güncel gerekliliklere, stratejik bahanelere göre (yer ve form değiştirme kurgusuyla) bunların kimileri öne çıkarılmakta, kimileri de geri plana itilmektedir; hayat devam ettiği sürece bunlarda bir yok oluşa hükmetmek, birini diğerine (öncelemek değil) baskın kılmak mümkün değildir.
O halde, casus papaz kriziyle ilgili de, yerli liberal murailiğin perakendeci yaklaşımı yerine, toptancı bir bakışı kuşanmak zorunluluğumuzdur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.