Türkiye sanatlar bienaline doğru

00:0025/09/2013, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ömer Lekesiz

Yirmi beşinci yılına girmiş bir Bienal var ama halkın ondan haberi yok.Tepebaşı-Tünel-Karaköy üçgenine sıkışmış bir Bienal.Ümraniye"ye, Alibeyköy"e, Avcılar"a sesi hiç ulaşmamış, dolayısıyla Çorumluya, Diyarbakırlıya, Erzurumluya zaten Fransız bir Bienal...Kendi kayıtlarından baktığınızda sanırsınız ki, dünyanın nabzı orada atıyor.İddiaları evrensel, halleri mütekebbir, işleri mükemmel, mahalleleri Avrupa...Diyorlar ki örneğin "...Bienal, sürekli değişen yerel ve uluslarası, sanatsal ve toplumsal

Yirmi beşinci yılına girmiş bir Bienal var ama halkın ondan haberi yok.

Tepebaşı-Tünel-Karaköy üçgenine sıkışmış bir Bienal.

Ümraniye"ye, Alibeyköy"e, Avcılar"a sesi hiç ulaşmamış, dolayısıyla Çorumluya, Diyarbakırlıya, Erzurumluya zaten Fransız bir Bienal...

Kendi kayıtlarından baktığınızda sanırsınız ki, dünyanın nabzı orada atıyor.

İddiaları evrensel, halleri mütekebbir, işleri mükemmel, mahalleleri Avrupa...

Diyorlar ki örneğin "...Bienal, sürekli değişen yerel ve uluslarası, sanatsal ve toplumsal konjonktür içinde varoluşunun meşruiyetini hep yeniden tanımlayarak, bir sergi olarak potansiyelinin yarattığı ve yaratabileceği imkanlar üzerinde düşünmeye devam ediyor."

Bunları kimler düşünüyor?

Ola ki, cevabı oradadır diye, "İkaseve" adlı tuğla gibi kitaba baktım.

Adları zikredildiğinde "vatman mı?" diye sorabileceğiniz yüzlerce bilinmedik isim var ama bir Mithat Şen"in ismi yok örneğin.

Haklarını yemeyelim yine de tanıyabileceğiniz bir isim var: Haşmet Babaoğlu. Sabah"taki bir yazısından yapılan alıntı yoluyla tuğlada yer alabilmiş.

Başka?

Başka yok!

Günümüze gelelim, yani sürmekte olan Bienal"e...

Yerli sanatçıların azınlıkta olduğu, Gezi eşkıyasına ideolojik desteğini esirgemeyen bir küratörün, çığlıklarıyla -adeta kendisi etkinliği belirleyen en önemli nesneymiş gibi- tek başına öne çıktığı bir Bienal...

Batıcı kulübün kendi kültürel kimliğini dayattığı bir Bienal...

Büyük sermayenin vesayetiyle "...(K)amusallığın sanatsal ve siyasi bir araç olarak küresel finans emperyalizm ve yerel toplumsal kırılma bağlamında nasıl tekrar kullanıma sokulabileceği sorusunu" masaya yatırmayı akledenler var ama "Biz tek başımıza Türkiye"yi temsil edebilir miyiz; batıcı bir kültürel kimliğin içinden konuşmak bizi kendiliğinden marjinalleştirmez mi?" diye düşünen yok.

Dahası, "Avrupa"dan kırık dökük bir sürü zanaatkarı toplayıp getiriyoruz ama bu ülkenin geleneksel sanatlarını temsil eden, geçmişle gelecek arasında köprüler kurma gayreti içinde olan bir tek sanatçıya bile yer vermiyoruz, onları yok sayıyoruz; halka yakın olansa onlar, dolayısıyla biz havanda su dövmüş oluyoruz; bir kültürel kimliğin zulmüne aracılık ediyoruz" diye düşünen hiç yok.

Görünen köy kılavuz istemiyor.

Mesele düşünmekse bunu Bienal"i çeyrek asırdır yapanlardan beklemek artık imkansız.

Türkiye bir Batı ülkesidir ama Batıcıların hakimiyetindeki bir ülke değildir.

Üç beş Batıcının olması keyfe keder de değildir fakat Türkiye"nin sanatları bunların ellerine bırakılamaz.

Bienal"i hazırlayanlar da çok iyi biliyorlar ki son on yılda sanat pazarının işleyişi değişmiştir.

Hat, hilye, minyatür, tezhip gibi sanatlar en az modern sanatlar kadar pazarda yer tutmaktadır artık.

Kimse babasının hayrına sanat yapmadığına, kazanç sağlama derdi her sanatçı için geçerli olduğuna göre, pazar da Bienal vb. ilgili pazarlama kanallarını belirler.

Türkiye"ye yakışan bu olguya ve değişime uygun sanat aktiviteleridir artık.

Sanatta Batıcı kültürel kimliğin fanatizmini aşıp, kültürel kimliklerin toplamını kucaklayan bir sürece girilmesi zorunludur.

Kısaca: "Türkiye Uluslararası Sanatlar Bienal"i kaçınılmazdır.

Geçen yıl Hasan Bülent Kahraman"ın genel koordinatörlüğünde gerçekleştirilen "All Arts Istanbul Klasik ve Modern Sanat Fuarı" söz konusu sürecin en iyi habercisi ve en güzel örneğiydi.

Evet ama yetmez. "klasik ve modern"e şartlandığınız takdirde bu kez de kültürel kimliklerin sentezine kapı aralamış olursunuz ki bu da bir tür dayatmadır.

Bunu aşan, her sanatın kendi "farklılığı" içinde görünürlüğe çıkmasını sağlayacak en uygun tanım altında doğru bakışa, görüşe, beğeniye açık özgür seçimi hedefleyen geniş kapsamlı bir etkinliğe doğru yol alınmalıdır artık.

On yıl öncesinde mevcut hukukun, siyasetin, ekonominin, eğitimin bu ülke için beş numara dar geldiğini görebilen Sayın Başbakan"ın, aynı durumun kültür-sanat için de geçerli olduğunu görmediğine inanamam.

Bunun gereği vesayet değildir.

Bunun gereği, Batı kültürünü de kucaklayacak ve ilgili faaliyet dairesinin içine çekecek kabiliyetteki insanların ve sermayenin cesaretlendirilmesidir.

Ancak bu yolla eşkıya destekçisi kültürel hegemonya ile başedilebilir, yeni ve çoğulcu bir kültür-sanat politikası inşa edilebilir.