
Mangalda kül bırakmama deyimine çok uygun bir işlevi var sosyal paylaşım sitelerinin: Bir olay, görüş ya da bir söz üzerine o anda ne düşünüyor, ne hissediyorsa onu anında boca ederek, şiddeti yüksek lodos hızıyla birbirlerinin düşüncelerini, hislerini karşılıklı olarak savuruveriyorlar katılımcılar. Bunlara ilaveten makale, fıkra boyutunda yazı yazma imkanı tanıyan kimi forum siteleri var bir de. Buralarda da yine kafası bozulan okur-yazarlar büyük laflarını büyüklerin adlarıyla güçlendirerek anında çeşitli manifestolar üretebiliyorlar.
Her iki yerdeki yazışmalarda / yazılarda da bilgiye fazla bir ihtiyaç duyulmuyor. Hem bilgi dediğimiz ''benim bildiğimden'' başka bir şey değil ki artık. Bu durumda mangalda kül bırakmama faslına katıldığını farkedemeyip bilgi esaslı bir şey söylemeye kalkışan da kendini komik duruma düşürmekten başka bir şey yapmış olmuyor zaten. Çünkü muhatapları ''tamam özü senin dediğin gibi olabilir ama ben böyle düşünüyorum'' diyor inatla. Böylece mangalda kül bırakmama faslı ''odunumun parası''na dayanınca bilginin de bilmenin de bir değeri kalmıyor.
Söz konusu yerlerden son olarak ''bizde trajedi yoktur'' hükmüne karşı verilen tepkileri ölçmeye çalıştım. Özetle şu söyleniyordu: ''Dini açıdan trajedi olmayabilir ama yaşadığımız hayatta trajedi fazlasıyla var ve biz de edebiyatta bunları kullanmalıyız.'' Hemen belirtmeliyim bunu söyleyenler edebiyat ilgilisi (edebi metinler yazma heveslisi) Müslüman gençler.
Trajediyi siyasi - ideolojik yanıyla işgal edilme, suçsuz yere öldürülme, sömürülme, sürülme, tutuklanma; sanatsal yanıyla Sophie''nin Seçimi''nde iki çocuğundan birini Nazilere verme tercihinde bırakılma; bireysel yanıyla aşk acısı yaşama, terkedilme, ihanete uğrama, bunalma, bulanma, savrulma, cımbıldama, ıstırap çekme gibi bir şey sanmakla kalmıyorlar, onu ''trajik bir trafik kazası'', ''baba-kız kavgası trajediyle bitti'' vb. şekilde bir facianın, üzücü durumun gündelik dildeki karşılıkları olarak benimsiyorlar. Yani onlara trajedi bir inanç, bir kültür meselesi olarak değil, Akdeniz''in doğusunda yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan milyonların ortak aptallığı veya güncel, çarpıcı hadiselere mahsus bir ifade biçimi gibi görünüyor.
Öte yandan kendileriyle internet ortamının dışında yüzyüze görüşecek olsanız laikliğe karşı olduklarını söyleyeceklerdir ama burada dinle, hayatı birbirinden kesin bir dille ayırdıklarının farkında bile olamıyorlar; konu edebiyat olunca gönüllerinin kabul ettiği şeyi akılları kabul etmiyor çünkü.
Kimliklerini gönülleriyle kabul ettikleri şeyler oluşturduğu için gönülleri Din''den yana. Ama akılları Batılı, edebi bilgileri ve zevkleri oradan besleniyor.
Gönüllerindekinden vaz geçerlerse bedeli kimlik çatışması oluyor, akıllarındakinden vaz geçerlerse bildiklerini, anladıklarını sandıkları dünya tersine dönüyor.
Bu açık çelişkiyi giderebilmek için de Necip Fazıl''ı örnek veriyorlar ve diyorlar ki örneğin ''Üstad ''Kustum öz ağzımdan kafatasımı'' diyebildiğine göre, trajik bir durumu ve arınmayı dile getirmiştir. O halde biz de neden onun gibi bir içsel / bireysel, toplumsal acıyı yaşamayalım ve bunu romanlaştırmayalım?''
Bu anlayışın ekilmiş bir rüzgarın fırtınası, ''Aman karşı mahalleye değerlerimizi harcatmayalım'' ezber ve çabasıyla başarılmış kusursuzlaştırmanın bir sonucu olduğunu burada tartışmam gereksiz ama buna tutunanların şu önemli hususu atladıklarını hemen söylemek zorundayım:
Bir dil dehası olan Üstad, kafatasının kusulmayacağını bilir ve bununla bir durumu mecazi olarak dile getirmek istemiştir. Kafatası olarak kusulan şey Din dışı bilgilerin, Batı''dan yapılmış ezberlerin ta kendisidir. Üstad şimdiki gençlerin değer verdikleri şeyleri (Batı''ya ait olanın tümünü) kusmak suretiyle Din içre bir arınmayı gerçekleştirebildiği için Üstad olmuştur.
İstitraden: ''Bir Adam Yaratmak''ı Batı''daki iyi örnekleriyle yarışacak yetkinlikte bir tragedya olarak okumaya hevesli olanlar da çıkıyor ki, onlardaki kafa karışıklığı ise daha da içler acısı.
Mustafa Kutlu inanç, kültür, edebiyat olarak bizde trajedinin olamayacağını defalarca yazdı; ben her vesileyle söyledim, başkaları da zaman zaman aynı şeyi dile getirler. Bu hüküm, edebiyata düşmanlığı nedeniyle bunu ileri sürdüğü sanılan birine itiraz makamında ''Olur oluuurr bal gibi olurr'' şarkısı eşliğinde ti''ye alınamayacak kadar hassas bir hükümdür. Çünkü söz konusu hüküm zevk alınan bir ilgiyle değil doğrudan akideyle ilgilidir.
Dolayısıyla, külü savrulacak mangal ortamlarında, odunumun parası ısrarıyla trajedinin bizde de var olduğunu ya da olması gerektiğini iddia eden edebiyatın mümini yarım dinliler ancak diplomayla elde edilebilecek bir cehaleti sergilemiş oluyorlar.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.