Hayrettin Karaman bana ne dedi?

00:0029/08/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Salih Tuna

Ne "İlahiyat Fakültesi" bilirim, ne de "İmam Hatip." Lakin ilk mektep yıllarından itibaren "fıkıh" lafzı geçince fakirin de aklına ilk gelen Hayrettin Karaman hocamızdır.Talebesi olmayı bir ömür boyu gurur payesi olarak taşıyan ağabeylerimiz "Hocaların hocası..." ifadesini bir darbımesel gibi söyler dururlardı.Gerçi hakkında ileri geri konuşanlar da yok değildi.Necip Fazıl üstadımızın "Doğru Yolun Sapık Kolları"nın veya Ahmet Davutoğlu''nun "Din Tahripçileri"nin fazlaca etkisinde kalanlar bunlardandı.

Ne "İlahiyat Fakültesi" bilirim, ne de "İmam Hatip." Lakin ilk mektep yıllarından itibaren "fıkıh" lafzı geçince fakirin de aklına ilk gelen Hayrettin Karaman hocamızdır.

Talebesi olmayı bir ömür boyu gurur payesi olarak taşıyan ağabeylerimiz "Hocaların hocası..." ifadesini bir darbımesel gibi söyler dururlardı.

Gerçi hakkında ileri geri konuşanlar da yok değildi.

Necip Fazıl üstadımızın "Doğru Yolun Sapık Kolları"nın veya Ahmet Davutoğlu''nun "Din Tahripçileri"nin fazlaca etkisinde kalanlar bunlardandı. (Bu Davutoğlu o Davutoğlu değil Şinasi; merhum, Sahih-i Müslim''in mütercimiydi.)

Demem o ki, hocamızı dün olduğu gibi bugün de hep ilgi ve saygıyla takip ederim.

Her şeyden evvel büyük bir fakihtir.

Geçenlerde Müslümanlara "hoşgörü" yerine "tahammül"ü önerdiği yazısı da oldukça önemliydi.

Formüle ettiği tavır, dinin doğasında olduğu halde meramını anlatmakta kimi sorunlar taşıyordu

Mevlana mı söylemişti: Ne anlatırsanız anlatın sizin anlattığınız muhatabınızın anladığı kadardır.

Hocamızın dünkü yazısının başlığı da idrak etmek bakımından bir hayli meşakkatliydi.

"İnsan öldürmez" ne demek?

Ne realiteye sığıyor, ne norma!

Muhammet İkbal''in veya Ali Şeriati''nin altını çizdiği "beşer-insan" farklılığına gönderme yapıyor diyeceğim; olmuyor.

Zira...

Bakara Suresi 30''uncu ayet son derece muhkem: "Hani Rabbin meleklere, ''Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım'' demişti. Onlar, ''Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz hamd ile seni tesbih ve takdis ediyoruz'' demişlerdi. Allah da ''Ben sizin bilmediğinizi bilirim'' demişti."

İnsanın "yazgısında" kan dökmek olmasaydı melekler, yeryüzünde bozgunculuk yapacak insanı istihlâf buyurmanın hikmeti nedir diye sormazlardı.

Bunu ve daha nicesini Hayrettin Karaman hocamız elbette herkesten iyi bilir.

Zaten söz konusu başlık altında "Hukuka dayanmadıkça bir cana kıyan bütün insanların canına kıymış gibi olur." ifadesinin yanı sıra, "Bunun dışında bir de cihad var. / Şu halde müminin bir insanı öldürmesinin caiz, hatta farz olduğu durumlar da var." cümlelerini derceden de bizzat kendisi.

Anlaşılan o ki, muhterem hocamız "İnsan öldürmez" derken diriltmenin esas olduğunu ihsas ediyor.

Demek ki sevgili hocamızın kimi yazılarını en azından çift katmanlı okumaya tabi tutmak gerek.

Gelgelelim fakirin yazısı son derece basit, yalındı; katmanları falan yoktu.

Barzani''nin "Kürtlerin birbirleriyle savaşması haramdır" ifadesinden hareketle demiştim ki: "Kürtlerin birbirleriyle savaşması haram da, Türklerin Kürtlerle, Kürtlerin Türklerle savaşması helal mi hocam? / Barzani''ye değil, size söylüyorum ey fıkıhçılar, muhaddisler, dişi sineğin çorbaya değen sol ayağı hakkında hüküm verecek kadar kılı kırk yaran alimler, allâmeler... / Neden sesinizi yükseltmiyorsunuz? Yıllar yılı oluk oluk kan akarken bir Barzani kadar olsun fetva veremediniz mi?.."(25 Ağustos 2011, yeni Şafak)

Hayrettin Karaman Hocamız "İnsan Öldürmez" başlıklı mezkur yazısında işte bu satırları "farklı okumalara" tabi tutmuş galiba.

Sinek örneğini vermekle Müslüman kanı akarken sessiz kalmanın vahametini ortaya koymak istemiştim. Sineklere de sineklerle ilgili fetvalara da lafım yoktu yani.

Dolayısıyla...

Muhterem Hocamız "Ama samimiyetle sineği soranlara da aynı ciddiyetle cevap veririz..." demekle bana bir şey demiş olmuyor.

Şu ifadesi çok önemli ama: "Önce tarafların ''İslam''ı hakem kılarak adaletli bir barışa razı olmaları'' gerekir. Ortada böyle bir rıza yok; hakem olan da İslam (şeriat) değil..."

Müslümanların (Kürt Türk) birbirlerini boğazlamasına haram hükmü vermenin rızaya tabi olduğunu hiç sanmıyorum.

Hocamız devamında diyor ki: "Durum böyle olunca ''fetva''yı verecek olanlar İslam alimleri değil, seküler dinin siyah cüppelileri oluyor..."

İyi de, Avrupa Birliği kadar fıkıhçıların ne dediğini hiç iplemeyen, bütünüyle "seküler dinin siyah cüppelilerinin" inhisarında bulunan bir alanda fetva vermiş; "Avrupa Birliği''ne girmek câiz ve faydalıdır..." demişti.

"Seküler dinin siyah cüppelilerine" Avrupa Birliği''ni bırakmıyor da, Kürt Türk Müslümanlarının kanının akmasını mı bırakacak?

Şükür ki şükür bırakmıyor: "Kaldı ki, böyle bir talepleri olmadığı halde de söylüyor ve yazıyoruz..."

Lakin söylemek yetmez...

Kürt Türk bütün hocalarımızın, alimlerimizin seslerini yükseltmeleri gerekir.

Müslümanlar artık şu "Kürt sorununa" adamakıllı eğilsinler, ağızlarının kenarıyla konuşmaktan vazgeçsinler.

Mesela, Kürt ve Türk bütün "din adamları" İstanbul''da veya Diyarbakır''da acil toplansın.

Hayrettin Karaman öncülük edebilir buna.

Hocamız hem Türk''tür hem de kendisini yetiştiren Muhammed İhsan Oğuz Kastamonulu, Şeyh Said''in dedesinin müridi olan Şeyh Ahmet El Kürdi''nin mürididir.

Yani mana ve madde yönünden her iki etnisiteyle de irtibatlıdır.

Ve her şeyden evvel bir neslin hocasıdır; ona böyle tarihi roller yakışır.