Bugün Avrupa devrimci fikirlerin kaynağı değildir

04:0014/07/2022, Perşembe
G: 14/07/2022, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

15 Temmuz’un yıldönümlerini FETÖ ile mücadelenin değerlendirilmesi için bir fırsat olarak görebiliriz. Üstelik geride kalan zaman genel bir değerlendirme yapmak için yeterlidir. Fakat genel olanın aksine, geride kalan zamanı adlî ve hukukî boyutun dışına çıkarak değerlendirmeye çalışacağız.Yaklaşık on yıllık zamanda FETÖ’cüler, millî varlığımızı tehdit eden bir yapı olarak tanımlandı. Bu yapının aynı zamanda dinî kimliğimiz açısından sorun olduğu da ortaya çıktı. Bunlar geride kalan zamanın en önemli

15 Temmuz’un yıldönümlerini FETÖ ile mücadelenin değerlendirilmesi için bir fırsat olarak görebiliriz. Üstelik geride kalan zaman genel bir değerlendirme yapmak için yeterlidir. Fakat genel olanın aksine, geride kalan zamanı adlî ve hukukî boyutun dışına çıkarak değerlendirmeye çalışacağız.

Yaklaşık on yıllık zamanda FETÖ’cüler, millî varlığımızı tehdit eden bir yapı olarak tanımlandı. Bu yapının aynı zamanda dinî kimliğimiz açısından sorun olduğu da ortaya çıktı. Bunlar geride kalan zamanın en önemli kazanımlarıdır. Diğer bir kazanım ise FETÖ’nün kaynağının tespit edilmesidir. Eğer FETÖ bize ait bir yapı olarak tehdit tanımına girseydi dönemsel bir sorun olarak görülebilirdi. Hatta onları zaaflarımız arasında görebilirdik. Bu açıdan FETÖ ve benzer yapıların, emperyal merkezlerle çevre ülkelerin eşit olmayan ilişkilerinden doğan ara yapılar olarak tanımlanması farklı bir tutum takındığımızın göstergesidir. Nitekim Türkiye, İsveç ve Finlandiya üzerinden emperyal merkezlere baskı yapınca bağımlı yapılarla ilgili hukukî bir bağlam da oluştu. Dolayısıyla geride kalan bu on yıllık zamanda Türkiye çok önemli bir mesafe kat etmiştir.

Eğer Türkiye süreç içinde fiilî bir durum oluşturmasaydı FETÖ gibi bağımlı yapıların emperyal merkezle ilişkisi teorik mesele olarak görülemezdi. Geçmişte FETÖ ile dirsek teması bilinen liberal muhafazakâr çevrelerin FETÖ meselesini hukuk bağlamına sıkıştırmak istemesi, emperyal merkezlerle çevre ülkeler arasındaki eşit olmayan ilişkiyi bir mesele olarak görmediklerinin kanıtıdır. 15 Temmuz sonrasında yaşanan büyük olaylar da temas hâlindeki çevrelerin FETÖ konusunda yeni bir tutum takınmasına yol açmadı. Aksine bu çevreler, muhalif duruş gibi farklı gerekçelerle konumlarını sağlamlaştırmayı tercih ederek devletin FETÖ ile mücadelesinde eleştirel bir tutum takındı. Bu, CHP şemsiyesi altındaki gruplar için de geçerlidir. Geçmişe nispetle bir araya gelmesi mümkün olmayan çevrelerin birlikteliğini de fiilî bir durum olarak görmemiz gerekir. Fiilî durum Türkiye’yi yeniden şekillendirdi.

Oldukça hareketli bir dönemi yaşamamıza rağmen ideolojik çevrelerin suskunluk içerisinde olmasını nasıl izah etmek gerekir? Türkiye, İsveç ve Finlandiya üzerinden emperyal merkezlere baskı yapınca NATO üyesi Batı Avrupa ülkeleri terör örgütleriyle ilişkilerini kabullenmiş oldular. Türkiye, varlığına yönelik bir tehdit olarak tanımladığı terör örgütleriyle ilgili hukukî bir bağlam oluştururken emperyal merkezler de hukuk bağlamından hareketle bağımlı yapıları koruma altına aldı. Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin terör örgütleriyle ilişkisi, istihbarat örgütlerinin faaliyetlerinin ötesindeydi. Buna rağmen hukukî kanıt peşine düştüler. Bu da çaresizlik içinde olduklarını gösterdi. Çevre ile ilişkilerinin kontrolden çıktığını anlamış olmalılar. İçeridekiler de aynı yolu takip etti. Onlar da dönemi anlayamadı ve hukukî kanıt peşine düştüler. Oysa “Avrupaî değerler”in mahiyetine yönelik bir sorgulama başlamıştı ve yaygınlaşmaktaydı. Tabiri caizse Türkiye’nin tuzağına düştüler. İdeolojik çevrelerin suskunluğunu da bu çerçeveye dâhil edebiliriz. Türkiye, Avrupamerkezci bakış açısına karşı kendi gerçekliğini inşa ederken entelektüel anlamda bir sorgulamanın da önünü açtı.

Bu dönemde emperyal merkezlerin Erdoğan düşmanlığında buluştuğunu söyleyebiliriz. Onlar da Erdoğan’ı devirdikleri zaman kendileri açısından işlerin yoluna gireceğini düşünmüş olmalılar. Belirli merkezlerin görüşleri zaman zaman basına yansıyor. Oryantalist tecrübenin de etkisiyle birtakım kavramları kullanarak olumsuz bir algı oluşturabileceklerini ve Erdoğan’ı devirebileceklerini düşünüyor olmalılar. ABD başkanının içeridekileri harekete geçirerek Erdoğan’ı devirmek istediğini biliyoruz. Fakat bu tutum hem içeridekilerin hem de dış güçlerin devrimci fikirlere sahip olmadığının açık bir kanıtıydı. Yeni dönemde ABD denildiğinde ilk akla gelenin yeni muhafazakârdık (neocon) olması son derece önemlidir. Benzer bir durum kolonyalist geçmişin mirasını benimsemekten başka bir mahareti olmayan Batı Avrupa ülkeleri için geçerlidir. Onlar da Erdoğan’a olumsuz sıfatlar yakıştırmaktan öteye gidemedi. Bu da 19. yüzyıl ile 21. yüzyıl arasında bir karşılaştırma yapmamıza imkân verir.

Günümüzde devrimci fikirlerin kaynağı Avrupa değildir. Geride kalan on yılın en önemli sonuçlarından biri de budur.

#fetö
#15 Temmuz
#Finlandiya
#İsveç
#Türkiye