Yazarlar Erdoğanın fikri Afrikanın Batı sahillerinden Türkistana bizim coğrafya

Erdoğan’ın fikri: Afrika’nın Batı sahillerinden Türkistan’a bizim coğrafya

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Yeni Şafak’ın haberine göre Rus basını, Afrika gezisini yorumlarken Erdoğan’ın korkusuzluğunu öne çıkarmış. Onlara göre Erdoğan’ın beş nükleer güçten korkmamasının en önde gelen sebebi, kendine göre bir fikrinin olmasıdır. O, bu fikri uygulayabilmek için adım adım ilerliyor. Rus basınında olduğu gibi Fransız basınında da Erdoğan’ın Afrika gezisiyle ilgili birtakım yazılar çıkıyor. Bu yazılarda ise Türkiye’nin bir Afrika gücü olduğunun üzerinde duruluyor.

Erdoğan’ın dört günlük Batı Afrika seyahatinin öncekilere göre daha fazla yankı uyandırdığını söyleyebiliriz. Bunda Afrika ülkelerine yönelik siyasetin belirli bir fikir doğrultusunda devamlılık arz etmesi ve derinlik kazanmasının etkili olduğunu söyleyebiliriz. Rus basınında öne çıktığı gibi Erdoğan’ın fikrinin adım adım hayata geçirilmesi dikkat çekmeye başlamıştır.

Türkiye’nin Afrika siyasetinin temelleri

Türkiye’nin Afrika siyaseti iktisadî, ticarî ilişkiler üzerine kuruluyor fakat bu ilişkilerin derinleşerek kalıcı hâle gelmesini sağlayan da fikrî boyutudur. Bu fikir, Erdoğan’ın dört günlük gezisi kapsamında öne çıktı. Daha Adil Bir Dünya Mümkün adlı kitabının tanıtım afişleri reklam panolarında görüldükçe Erdoğan’ın fikri dikkat çekti fakat bu fikrin mahiyeti hakkında bir tartışmanın gündeme geldiğini söyleyemeyiz. Muhtemelen hadiseler aynı doğrultuda gelişim gösterdikçe Türkiye’nin bakış açısı gündeme gelecek ve tartışılacaktır. Elbette bu yeni durumun içeride de gündeme gelmesi gerekirdi fakat muhalif çevreler bu yeni gündemi boğmayı tercih ediyor. Hâlbuki konu dışarıyla birlikte içeriyi de yakından ilgilenmektedir.

İçeridekiler, Afrika gezisini neden görmezden geliyor?

Dikkat edilirse Fransız basınında ve diğer batı ülkelerinin bakış açısına göre kaleme alınan yazılarda güç kavramından hareket edildiği görülecektir. Yumuşak ve sert güce yapılan atıflar esasen yayılmacılık gibi hedeflerin hayata geçirilmesini ima eder. Zaten böyle bir kabulün ya da Avrupa merkezci bir bakışın yansıması olarak CHP, Türkiye’nin Akdeniz siyasetini yayılmacı olarak nitelemişti. Aynı bakışın Afrika siyaseti için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Libya meselesi gündeme geldiğinde CHP siyasîleri, Kuzey Afrika’da olmamamız gerektiğini söylemişlerdi. Muhafazakâr partilerin de CHP’nin söylemini benimsediği bilinmektedir. Onların bakış açılarına göre de Türkiye, yayılmacı bir politika takip etmektedir. Eğer daha ileri adım olarak kavramsal bir çerçeve çizseler, derinleşerek kalıcı hâle gelemeye çalışan Türkiye’yi sömürgeci veya emperyalist olmakla suçlayacaklardır. Bu açıdan Ruslar tarafından dile getirilen fikrin mahiyeti üzerinde durmanın anlamlı olacağı çok açıktır. Zira Türkiye’ye sömürgeci ve emperyalist sıfatını uygun görmek için son beş yüz yıl hakkında ya hiçbir şey bilmiyor olmak ya da kasıtlı davranmak gerekir.

Afrika’dan Türkistan’a bizim coğrafya: kolonyalizm karşıtlığı bir sistem olmalıdır.

Dünya tarihinin son beş yüz yılını düşündüğümüzde Türkiye’nin Afrika’nın Batı sahillerinden başlayarak Büyük Sahra’nın “Sahil”inden Asya’nın bozkırlarına kadar uzanan geniş bir alanda yeni bir fikri inşa etmeye çalıştığını görebiliriz. Afrika ülkeleri ile derinleşen ilişkilerin ticarî ilişkiler üzerinde yükselmesi de bu çerçevede anlam kazanmaktadır. Koca kıtanın birçok ülkesinin iktisadî bağımlılıktan kurtulması büyük önem taşımaktadır. Afrika’nın kaynaklarına yönelik yeni bir ilgiden bahsediliyor ve kolonyalist dönemin Afrika ülkelerine de fayda sağladığının altı çiziliyor. Türkiye’de liberal çevrelerin de aynı fikirde olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin Afrika adımlarının görmezden gelinmesi veya değerden düşürülmek istenmesini liberallerin de dâhil olduğu Avrupa kolonyalizmine yönelik güzellemeler eşliğinde tartışmak gerekir.

Avrupa kolonyalizmi Türk ve Müslüman dünyayı bypass ederek yükselmişti. Atalarımız çok erken bir dönemde Portekiz donanmasının Hint Okyanusu’na ulaşmasının ne anlama geldiğini kavramıştı. Aradan dört yüz yıl geçtikten sonra II. Abdülhamit döneminde coğrafyamızı yeniden merkeze oturtmaya çalıştık ama buna gücümüz yetmedi. Birinci Dünya Savaşı ile bir dönem geride kaldı. Yine bir yüz yıl sonra Mansa Musa’nın Mali’den yola çıkarak Büyük Sahra’yı rahatlıkla geçebileceği bir ortam oluşturmak istediğimiz çok açık. Tabiri caiz ise “master plan”ı görmek gerekiyor.

Erdoğan’ın “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” adlı kitabında yeni bir şeyler söyleniyor. Kitabın içeriği zaman içinde daha çok gündeme gelecektir. Kuşkusuz bu Türkiye’nin dirayeti ile mümkün olacaktır. Kolonyalizm karşıtlığı da bir sistem olmalıdır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.