‘Türkiye Yüzyılı’nın eşiğinde

04:0024/10/2022, Pazartesi
G: 24/10/2022, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Yeni Şafak·Selçuk Türkyılmaz - ‘Türkiye Yüzyılı’nın eşiğindeOsmanlı dönemi hakkında genel olarak bir şeyler öğrenmek isteyenler herhâlde kaynak eser azlığından şikâyet edemez. Elbette bilimsel çalışma yapmak için yola çıkanları kast etmiyorum. Kaynak eserlerin azlığı veya yetersizliği gibi bir sorundan şikâyet edilmemesine rağmen özellikle toplum hayatına yön verme makamında bulunan kişiler Osmanlı dönemi hakkında asgarî düzeyde bilgiye sahip değillerdir. Buna rağmen keskin hükümlerin kabul gördüğünü

Osmanlı dönemi hakkında genel olarak bir şeyler öğrenmek isteyenler herhâlde kaynak eser azlığından şikâyet edemez. Elbette bilimsel çalışma yapmak için yola çıkanları kast etmiyorum. Kaynak eserlerin azlığı veya yetersizliği gibi bir sorundan şikâyet edilmemesine rağmen özellikle toplum hayatına yön verme makamında bulunan kişiler Osmanlı dönemi hakkında asgarî düzeyde bilgiye sahip değillerdir. Buna rağmen keskin hükümlerin kabul gördüğünü kabul etmek zorundayız. Bu durum eğitim alanında yer bulmuş kişiler için de geçerlidir. Ne yazık ki onlar da Osmanlı dönemi hakkında kulaktan dolma bilgilerle oldukça keskin hükümlere sahiptirler. Bu gerçeğin sorumluluğunu kendimizden başka herkesin omuzlarına yükleme kolaycılığına kaçabiliriz. Karşımızdakileri suçlamak rahatlamaya yol açabilir fakat bu da gerçeklik duygusunu kaybetmekle sonuçlanacaktır.

Birbirinden oldukça farklı grupların Osmanlı dönemi hakkında imparatorluk kavramından hareketle emperyalizm ve sömürgecilik suçlamalarını benimsemesi hakikaten ilgi çekici bir durumdur. Sorumlu aramak ve bir gurubu eleştirmek ifade etmeye çalıştığım gibi sorunun çözülmesine katkı yapmayacaktır. Bu, yaygın kabul gören bir algıdır ve ne yazık ki eğitim hayatının farklı kademelerini işgal edenler tarafından kolaylıkla benimsenmektedir. Bunun en önemli sonuçlarından biri de algının yeni kuşaklara kolaylıkla aktarılmasıdır. Böylelikle tarihi ile sorunlu kimlikler inşa edilmektedir. Peki, bu, müstemleke diline teslim olma anlamını mı taşımaktadır?

Sorudaki müstemleke kavramını hususi olarak tercih ettim. Eğer çoğunluğun yaptığı gibi sömürge kavramını tercih etseydim çok daha karmaşık bir durum ortaya çıkacaktı. Bu durumda Osmanlı Devleti’ni sömürgeci olarak tanımlamak için sömürge diline teslim olmak gerekir gibi tuhaf bir ifade ile boğuşmak zorunda kalacaktık. Aslında dolaşımda olan algı tam da böyle ifadelerin ürünüdür. Hâlbuki belirli ideolojik gruplar tarafından kullanılan yarı-müstemleke gibi kavramlar dahi oldukça sorunluydu. Hatta bu kavram eski olduğu için değerden düşmüş, aynı anlama geldiği düşünülerek yarı-sömürge kavramı tercih edilmişti. Anlam belirsizliği tam da buradan doğdu. Anlamı tam olarak belirlenmediği ve sınırsız bir şekilde kullanıldığı için bu türden kavramlar genel tarafından kabul görmeye başladı. “Sömürge diline teslim olmak” ifadesini de bu çerçeveye dâhil edebiliriz.

Hem “Osmanlı da sömürgeciydi” gibi cümleler kurarak tarihine yabancılaşanların hem de Osmanlı’yı savunmak adına sömürge dilinden şikâyet edenlerin anlam belirsizliğinde buluştukları çok açıktır. Bunu oksidentalizm araştırmalarında da görebiliriz. Oryantalizm Batı Avrupa ülkelerinin kolonyalist yayılmacılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan ideolojik bakışa tekabül etmektedir. Özellikle müteveffa Edward Said, bu ideolojik bakışa oldukça ciddî eleştiriler yöneltmişti. Oryantalizmin karşısına oksidentalizmi çıkarmanın ideolojik bir hamle olduğunu bilmezseniz meseleyi aşağı mahalle yukarı mahalle kavgasına indirgemiş olursunuz. Böylelikle “biz de Batılılar hakkında böyle düşünmüşüz” gibi oldukça sığ bir yargı ortaya çıkar. Müslümanların, Türklerin veya genel manada Batı dışında kalanların Batı hakkında ürettiği bilgiler, doğru ve yanlış yönleriyle kolonyalist bir bakışın ürünü değildir. Dolayısıyla Türk ve İslam dünyasında Batı algısının doğruluğu ve yanlışlığı üzerinde durulabilir fakat bu bağlamda ortaya çıkan literatür oryantalizm ile karşıtlık oluşturacak şekilde oksidentalist değildir.

Osmanlı üç kıtaya hâkim oldu diye kolonyalist, emperyalist ve oksidentalist olmuyor, olamıyor. Bu son cümlede de sömürgecilik kavramını özellikle kullanmadım. Herhangi bir bilim adamının göğsünü gere gere Osmanlı’yı kolonyalist olarak nitelemesi mümkün müdür? Balkanlar’da Türk dervişlerini kolonizatör olarak niteleyen “bilimsel çalışmalar” (!) gerçekliği tahrif etmekten başka bir işe yaramamıştır. Türk dervişlerinin belirli toprak parçalarını iskân etmesi ile bir sistem olarak kolonyalizm arasında bağ kurulması imkânsızdır. Türkçe olduğu için yeni kavram yaygınlaşınca “Osmanlı da sömürgeciydi” gibi tuhaf bir yargı ortaya çıkmış ve bu da genel kabul görmüştür. Anlam belirsizliği de böylesi bir durumdan ortaya çıkıyor.

Türk dervişleriyle ilgili benzer bir yanıltmacayı Kuzey Afrika’ya tatbik etmek isteyenlerin de eli boş kalacaktır. Cezayir’de, Libya’da, Tunus’ta birtakım yanlış uygulamalardan bahsedilebilir. Bunlar umumî olarak Osmanlı coğrafyasının birçok bölgesinde karşılaşılan sorunlardan öteye geçemeyecektir. Zaten bunlar da Şark Meselesi gibi bir kavramı ortaya çıkardı.

#Oksidentalizm
#Türkiye Yüzyılı
#Osmanlı
#Kolonyalizm