Almanya 1970’lerden başlayarak Rusya üzerinden ucuz enerji akışı yakalamıştı. Verimli Alman ekonomisinin liderliğinde bir
kurulmasına muvaffak olunmuştu. Zayıflayan Atlantik, güçlenen ve kontrolünden çıkabilecek olan AB’den tedirgindi. Bu sebeple Doğu Avrupa’nın AB’ye katılarak AB’nin büyümesi sağlandı. Bu aslında
Atlantik’in Avrupa’yı çelmelemesi
, Rusya ile daha doğrudan bir fizikî temasa itmesinden başka bir şey değildi. Doğu Avrupa asla AB’nin rûhuna sâhip değildi. Doğu Avrupa ve Balkanlar’da derin bir Rusya korku ve nefreti kadar bir Almanya husûmeti de câriydi. Bu da o devletleri Atlantik’in doğal müttefikleri hâline getiriyordu.
AB’nin genişlemesi aslında Atlantik’in Avrupa’yı içeriden işgâlinden
başka bir şey değildi. Onca baltalama ve çelmelemelere rağmen istenen bir türlü hayâta geçirilemiyordu. Zamân içinde AB-ABD ticâret hacmi düşüyor; bunun yerine Çin-AB ticâret hacmi dramatik bir yükseliş gösteriyordu. Brexit gelişmelerin işâret fişeğiydi. Artık odakta Avrasya vardı.
Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın, aslında Atlantik-Avrupa savaşının çarpık bir görüntüsü
olduğunu yazdım. Doğu Avrupa ve Balkanlar’ı kullanarak Almanya’nın üzerine çöktüler. AB’nin ikinci sütunu Fransa ise iyot gazı gibi açığa düştü. Bugün
Avrupa aklını ne Almanya ne de Frans
a temsil ediyor. İpler Rus ve Alman nefretinin zirve yaptığı Polonya merkezli Baltık Avrupası’nda. İsveç ve Finlandiya’nın dâhil edilmesi bu tasarımı tamamlayan gelişmeler. Şu ana kadar, Atlantik güçleri Avrupa’yı dize getirmeyi başardı. Kuzey Akımı boru hattını patlatarak istediklerini elde ettiler. Niyetleri
Rusya -Ukrayna savaşını daha yaygın bir Avrupa-Rusya savaşına evriltmek.
Bunda muvaffak olacaklar mı, göreceğiz..