Atlantik-Avrasya ve Pasifik denklemindeki gelişmelere dâir (3)

04:0017/07/2023, Pazartesi
G: 17/07/2023, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Verimlilik değerlerini kaybeden Atlantik ekonomileri için çıkış yolu, evvel emirde emek yoğunluklu sektörleri Çin, Hindistan, Brezilya ve Meksika başta olmak üzere ucuz emek mâliyetleri sunan yarı-merkez ; en pis sektörleri ise Pakistan ve Bangladeş gibi çeper dünyâya yığmaktı. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başı son derecede kritik gelişmelere işâret eder. Cezâyir’in istiklâlini kazanması, De Gaulle’ün Fransa’nın altınlarını talep etmesi, 1968 hâdiseleri, Vietnam Savaşı’nın sona erdirilmesi. 1971

Verimlilik değerlerini kaybeden Atlantik ekonomileri için çıkış yolu, evvel emirde
emek yoğunluklu sektörleri
Çin, Hindistan, Brezilya ve Meksika başta olmak üzere ucuz emek mâliyetleri sunan
yarı-merkez
; en pis sektörleri ise Pakistan ve Bangladeş gibi
çeper
dünyâya yığmaktı. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başı son derecede kritik gelişmelere işâret eder.
Cezâyir’in istiklâlini kazanması, De Gaulle’ün Fransa’nın altınlarını talep etmesi, 1968 hâdiseleri, Vietnam Savaşı’nın sona erdirilmesi. 1971 Nixon şoku ve dolar-altın bağının kopartılması, 1973 Petrol krizi ve petrodoların doğuşu ve OPEC’in faaliyete geçmesi, Nixon-Kissinger ikilisinin ziyâretleri ve pingpong diplomasisi üzerinden Çin’in Sovyetler Birliği’nden uzaklaştırılıp Batı sermâyesine açılması..
Bunlar 70’lerde ardışık yaşanan gelişmelerdir. Diğer taraftan Atlantik sermâyesi, II.Harb-i Umûmî’den sonra Almanya ve Japonya’ya açılmıştı. Bu
sermâyenin genişlemesinin
(expansion of capital) basit bir gereğiydi. Ucuz Japon ve sağlam Alman arabaları 1950’lerde rakipsiz görülen Amerikan arabalarını piyasadan silmiş, Detroit’i hayâlet kent hâline getirmişlerdi. Ne gam; nasılsa her iki ekonomi de dolara bağlıydı.
Çin’in sanâyileşmesi bir kapitalist aklın mahsulüydü. Batı’da verimliliğini kaybeden sanayi Çin’e aktarılacak, oradaki
sert politik ekonomi âletlerinin disiplinine
sokulacak ve yeniden verimliliği sağlanacaktı. Atlantik kapitalizmi, yarı-merkez ve çeper dünyâya üretimi yaptıracak, basılan
sınırsız dolar üzerinden
bunların
artığını kendisine çekecekti.
Tüketim kapitalizmi
işte tam da bunun yansımasıydı. Bu
karnavalesk
,
hazcı
(hedonist),
şenlikli
(gayish),
yüzeysel
dünyâ,
ulusun disiplinli bir üretim kategorisi olarak çözülmesini, alabildiğine disiplinsiz bir tüketim kategorisine dönüşmesine
işâret eder. Sosyal ve ekonomik devlet ise düşmektedir. Reel ekonomiyi kovan ve finansal payandalar üzerinden kendisini ayağa kaldıran
Atlantik kapitalizmi
bir bakıma,
kendi politik ekonomisini çözmekte
, onu
yarı merkez ve çeper dünyâlarda yeniden üretmektedir
. Çin’e özenen diğer devletler bu finansal ağlardan pay almakta, ama bu finansal dolaşım çok yerde yatırımcı olmaktan ziyâde sıcak para girişi, yüksek fâizli borçlanmalar ve yağmalamalar şeklinde tezâhür etmekte, bu sûretle lümpen kapitalizm çok da masraf etmeden dünyâ varlıklarına çökmeye devâm edebilmekteydi.
Çin vd Atlantik’in proleter uluslarıydı.
Nasıl olsa seslerini çıkaramazlardı. Karma ekonomisiyle gözalıcı bir şekilde kalkınan Çin’in en büyük pazarları Atlantik ve Avrupa’ydı. Bu tam bir karşılıklı bağımlılıktı. Ama on senelere sârî olarak bundan daha fazla kazanan Batı’ydı. Çin dolar ile kalkınıyor, dolar ile alıyor, satıyordu. Hacim ABD’deki matbaaların buna yetişemeyeceği kadar artmıştı. Çin’in kasaları ağzına kadar ABD tahvilleriyle doluydu. Diğer taraftan sanayi için hayâtî olan petrol ve doğal gaz piyasalarını dolar idâre ediyordu.
Sınırsız para artışının doğurduğu
katlanmış borç ilişkilerinin ödemeler rejimi
veyâ kabaca çevrimi bir müddet başarıyla götürüldü. 2008, 2019 krizleri
lümpen kapitalizmin sistemik krizlerine
işâret ediyor. Artık işler kontrolden çıkıyordu. Dahası, Atlantik kapitalizmi, akıl almaz bir dar görüşlülükle, bu krizleri aşmak adına bizzat onları doğuran uygulamaları daha da baskın hayâta geçirdi. Yâni
sınırsız paranın varlığından doğan sorunları daha da sınırsız para basarak
çözmeye çalıştı. Bu da işlerin nasıl da Atlantik güçlerinin küresel kontrol kaybına yol açan yerlere evrildiğini anlamımızı sağlıyor. Son olarak bunu,
Avrupa- Avrasya ve Asya -Pasifik denklemindeki yerlerine oturtmak
gerekiyor. Avrupa’dan başlayalım.
Almanya 1970’lerden başlayarak Rusya üzerinden ucuz enerji akışı yakalamıştı. Verimli Alman ekonomisinin liderliğinde bir
Avro bölgesinin
kurulmasına muvaffak olunmuştu. Zayıflayan Atlantik, güçlenen ve kontrolünden çıkabilecek olan AB’den tedirgindi. Bu sebeple Doğu Avrupa’nın AB’ye katılarak AB’nin büyümesi sağlandı. Bu aslında
Atlantik’in Avrupa’yı çelmelemesi
, Rusya ile daha doğrudan bir fizikî temasa itmesinden başka bir şey değildi. Doğu Avrupa asla AB’nin rûhuna sâhip değildi. Doğu Avrupa ve Balkanlar’da derin bir Rusya korku ve nefreti kadar bir Almanya husûmeti de câriydi. Bu da o devletleri Atlantik’in doğal müttefikleri hâline getiriyordu.
AB’nin genişlemesi aslında Atlantik’in Avrupa’yı içeriden işgâlinden
başka bir şey değildi. Onca baltalama ve çelmelemelere rağmen istenen bir türlü hayâta geçirilemiyordu. Zamân içinde AB-ABD ticâret hacmi düşüyor; bunun yerine Çin-AB ticâret hacmi dramatik bir yükseliş gösteriyordu. Brexit gelişmelerin işâret fişeğiydi. Artık odakta Avrasya vardı.
Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın, aslında Atlantik-Avrupa savaşının çarpık bir görüntüsü
olduğunu yazdım. Doğu Avrupa ve Balkanlar’ı kullanarak Almanya’nın üzerine çöktüler. AB’nin ikinci sütunu Fransa ise iyot gazı gibi açığa düştü. Bugün
Avrupa aklını ne Almanya ne de Frans
a temsil ediyor. İpler Rus ve Alman nefretinin zirve yaptığı Polonya merkezli Baltık Avrupası’nda. İsveç ve Finlandiya’nın dâhil edilmesi bu tasarımı tamamlayan gelişmeler. Şu ana kadar, Atlantik güçleri Avrupa’yı dize getirmeyi başardı. Kuzey Akımı boru hattını patlatarak istediklerini elde ettiler. Niyetleri
Rusya -Ukrayna savaşını daha yaygın bir Avrupa-Rusya savaşına evriltmek.
Bunda muvaffak olacaklar mı, göreceğiz..

Sonraki yazıda bitireceğim..


#Politika
#Rusya
#Ukrayna
#Süleyman Seyfi Öğün