Ortadoğu konseri

04:001/01/2026, Perşembe
G: 1/01/2026, Perşembe
Süleyman Seyfi Öğün

Senfoni ve konçerto, Batı orkestral müziğin en bilinen iki modelidir. Bilenler bilir, ama kısaca hatırlatalım. Senfoni , bir şefin eşgüdümünde sâdece orkestranın eseri icrâ etmesini ifâde eder. Konçertoda ise, yine bir orkestra ve şef vardır. Lâkin husûsî bir saz (enstrüman) da devreye girer. Eğer konçerto bir piyano konçertosu ise piyano; eğer keman konçertosu ise keman sahneye çıkar. Konçertoda bu sazların virtuozları yer yer orkestranın önüne geçer Orkestra susar veyâ sâdece eşlik etmekle kifâyet

Senfoni ve konçerto, Batı orkestral müziğin en bilinen iki modelidir. Bilenler bilir, ama kısaca hatırlatalım.
Senfoni
, bir şefin eşgüdümünde sâdece orkestranın eseri icrâ etmesini ifâde eder.
Konçertoda
ise, yine bir orkestra ve şef vardır. Lâkin husûsî bir saz (enstrüman) da devreye girer. Eğer konçerto bir piyano konçertosu ise piyano; eğer keman konçertosu ise keman sahneye çıkar. Konçertoda bu sazların virtuozları yer yer orkestranın önüne geçer Orkestra susar veyâ sâdece eşlik etmekle kifâyet eder. Hâsılı, konçertoda, senfoninin aksine, orkestra daha çok tamamlayıcı bir rol oynar.

Şimdi, isterseniz Ortadoğu’nun siyâsî, ekonomik ve askerî serencâmına bu benzetme üzerinden bakalım. Evvelâ icrânın yapılacağı sahneyi bir gözden geçirelim. Sahne, bir tarafıyla
Hind Denizi’nden başlayan, içine Arap-Fars Körfezini alan, oradan Kızıl Deniz’e uzanan; nihâyet Doğu Akdeniz’e çıkan
bir coğrafyayı ifâde ediyor. Diğer taraftan ise
Hazar’ı Doğu Akdeniz’e
kavuşturuyor. (Barrack’ın açıklamalarını hatırlayalım). Hâsılı dev bir sahne bu.

İkinci olarak, icrâ edilecek eserin ismini ortaya koyalım. Eserin ismi “Abraham Plânı”dır. Orkestra mensupları olarak bu coğrafyaya dâhil olan devletleri sayabiliriz. Bunları farklı ağırlıktaki sazlar olarak değerlendirebiliriz. Meselâ Ürdün burada ne olabilir? Olsa olsa vurmalı çalgılardan birisidir Ürdün. Lübnan olsa olsa zildir. Eserin bütünü içinde bunlara çok az yer verilir; sâdece belli bölümlerde işitiriz onu. Yaylılar âilesinde kemanlar olarak Türkiye ve Katar, viyolalar olarak Mısır, çello olarak Suudlar veyâ Kuveyt; üflemeli olarak meselâ obualarda BAE, Sûriye ve Irak düşünülebilir.


Sazlar arasında
akort
son derecede mühimdir. Eğer akort tutturulamazsa eserin icrâsı tehlikeye girer. Ortadoğu orkestrasında akort kabûl etmeyen sazlar da elyevm mevcuttur. Meselâ eserin kendisine itiraz eden bir saz grubunu ifâde eden İran’ın durumu tam da buna işâret etmektedir. (Kuvvetli bir saz olan Rusya’nın da orkestradan tard edildiğini görüyoruz. Hoş, şu aralar bulduğu boşluklardan tekrar orkestraya dâhil olabilmek için fırsat kovaladığını da tâkip ediyoruz). İran orkestradan kovuldu. Ama varlığı ile hâlâ akort birliğini tehdit ediyor… Akortta tam uyum sağlamış olan bâzı sazlar yok değil. Hâl-i hazırda Abraham Anlaşması’na dâhil olan devletler akorta gelmiş olanları temsil ediyor. Meselâ BAE tam da öyle. Bunun hâricinde, fiilî durumları sebebiyle esere uyumsuzluk gösteren saz grupları da mevcuttur. Meselâ Irak, Sûriye ve Lübnan bu gruba dâhil edilebilir. Bu akortsuzluk, yer yer akorda gelen başka sazların da ayarlarını tehdit etmektedir. Sûriye ve Gazze’deki tıkanıklar Türkiye’nin de akordunu bozuyor. Suudî Arabistan akort için bâzı şartları dayatıyor. Hattâ en yakın olduğu BAE’den uzaklaşıyor; Yemen’de olduğu üzere karşı karşıya gelebiliyor. Mısır da Gazze meselesinin çözümünde kendisinden icrâ etmesi istenen bölüme karşı çıkıyor. Hâsılı, eser belli, ama
orkestranın çok ciddî seyreden bir akort meselesi
var.

Eserin bestesi
kolektif bir bestekâr grubundan
geliyor. Kushner gibi isimler dikkat çekiyor. Orkestranın şefinin kim olacağı her nev’i izahtan vâreste.
Maestro ABD’den başkası değil
. Şeflik kavgası şimdilik yatışmış görünüyor. Bambaşka bir beste ile orkestrayı idâre etmeye tâlip olan Çin şimdilik geri çekilmiş görünüyor. Ama tesirleri hâlâ devâm ediyor. Meselâ Suudların aklının bir odası hâlâ o alternatif bestede. BAE ile farklı bir akort tutturmasının bir sebebi de bu olsa gerekir. Bunlar bir tarafa, ABD çubuğu eline almış durumda.

Çok kritik bir mesele de
eserin niteliği
ile alâkalı. Bâzı sazlar eserin bir senfoni olmasını arzu ediyor. Meselâ Türkiye ve Suudî Arabistan bu formda ısrarcı. Ama gidişât, bestekârların ve şefin tercihinin bunun bir konçerto olması yolunda.
Pekiyi, konçertoda virtüöz kim olacak? Bunun İsrâil olduğu muhakkak.
Olabilir, ama burada da çok ciddî meseleler mevcût. Anlaşılan o ki, İsrâil virtüözite rolünü iyice mübalâğa etmiş vaziyette. Diğer saz gruplarıyla itişip duruyor. Birinci keman ki, orkestralarda çok mühimdir. Bunun da Türkiye olduğunu düşünüyorum. İsrâil, Birinci Keman olan Türkiye’yi hasımlaştırmaktan geri durmuyor. (Hoş bu durum Suudları da rahatsız ediyor olmalı). O kadar ki, icrâyı ve konseri tehlikeye düşürüyor. Eserdeki partisyon dağılımına itiraz ediyor. Başka sazların partisyonlarını ellerinden almak istiyor. Yer yer,
şefin pozisyonunu bile tartışma konusu yapacak, çubuğuna göz dikecek kadar müdahalelerde ve taleplerde bulunuyor
. Yâni şefle virtüöz arasında sıkı gerilimler ortaya çıkıyor. Son Netanyahu-Trump Zirvesi’nde yaşananlar tam da buna işâret ediyor. Bu kavganın nasıl nihâyetleneceğini zamân gösterecek. Ama şahsî kanaatim,
İsrâil’in bir şekilde hizâya getirileceği
istikâmetinde. Nitekim bu zirveye Trump ağırlığını koydu. Netanyahu’yu âdeta süt dökmüş kediye çevirdi.

Burada yaygın bir akıl karışıklığına dikkat çekmek yerinde olur zannediyorum. Bâzı değerlendirmeler ABD idâresinin İsrâil’in elinde kukla olduğu istikâmetinde. Evet, ABD’de İsrâil, Yalçın Küçük’ten ödünç alarak ifâde edecek olursak İsrâil’de olduğundan daha güçlü. Ama bunu abartmamak gerekir. Nihâî kertede ABD bir dünyâ hegemonudur.
Şefin kudreti her zamân virtüözlere galebe çalar
. Çok sıkışırsa bir şef, şımarmış virtüözü bir kalemde gönderiverir. Onun için bu tarz iddiaların sâhiplerine, bu yazıda kullandığımız müzikal benzetmedeki iş bölümlerine bir bakıp fikirlerini gözden geçirmelerini tavsiye edebiliriz. Orkestranın mutlak otoritesi olarak şefin varlığı kesindir. Şefe rağmen şeflik veyâ gizli şeflik diye bir şey olmaz. Elbette şefler virtüözlere kolay kolay kıymazlar. Ama
virtüöz şımarıklığının ve kaprislerinin de bir hududu olduğunu
unutmamak gerekiyor.

Burada, esas olarak konseri tehdit edebilecek başka bir husûsa dikkat çekmek istiyorum. Yukarıda, Ukrayna’da başka bir süreç işliyor. ABD’nin, sahneye konmuş, icrâsına geçilmiş bir konserdeki rolünü yarıda keserek iptâl ettiğine şâhit oluyoruz. Eğer şef çekilirse konser büyük bir rezâletle biter. Nitekim Ukrayna’da yaşanan da bundan başkası değil. ABD’yi yeniden orkestranın başına geçirmek için gayretler uzun bir müddet devâm etti. Avrupalı liderlerin Washington çıkarması tam da buydu. Lâkin hepsi nâfile çıktı.
Bir zamanların mâhut, meşhûr sâbık şefi olan Birleşik Krallık
fenâ hâlde incinmiş vaziyette. Sâbık da olsa hâlâ orkestralarda hatırı sayılır bir ağırlığı var. Acaba diyorum, Ukrayna’da yüzüstü bırakılmışlığının bir intikâmını almayı,
Abraham Konserini bozmak olmasa bile zora sokmayı
düşünmez mi? Acaba, şımarık virtüöz ile sâbık orkestra şefi arasında bir şeyler döner mi?

Bu yazı ilhâmını, son zamanların Türk hâriciye dünyâsının akademik ayağını meydana getiren Mülkiye’nin en parlak ismi olduğunu düşündüğüm kıymetli dostum Prof. Dr. Taşansu Türker’in Hâriciye Konseri isimli romanından aldı. Ona bu benzetmemi açtım… Çok hoş bir ilâvede bulundu: “Unutmayalım, müzik târihinde iki Umûmî Harp arasında atonalite pek revaçtaydı” dedi. Doğru… Berg’ler, Schönbergler, Stravinsky’ler… Bu, müziğin yapısını da dönüştüren kırılma ile savaşlar arasındaki münâsebetler düşündürücü değil mi?..

#Ortadoğu
#ABD
#Türkiye
#Suudi Arabistan