
Bir önceki yazıda İslam adına ortaya konulan herhangi bir bilginin/hükmün usul ölçeğinde kritiğini yapmıştık. Bu yazıda meseleyi İslamî kaynaklar ve literatür bağlamında kritik etmeye çalışacağım.
İslamî kaynaklar tabiri tefsir, hadis, fıkıh gibi muhtelif ilim dallarına ait her kitaba değil, sadece belli hususiyetler taşıyan muayyen kitaplara işaret eder. Bir ilim dalında kaleme alınan her eser kaynak değeri taşımaz. Bugüne kadar muhtelif ilim dallarıyla ilgili binlerce, on binlerce kitap yazılmıştır. Ne var ki bunların büyük çoğunluğu ya sahasının otoriteleri tarafından kaleme alınmamış ya da ilim muhitinde tedavül edip âlimlerin takdirini kazanamamıştır. Oysa kaynak kitap, yazarı, referansları, usulü ve muhtevası bakımından sahanın otoriterlerince kabul görmüş meşhur kitaplardır.
Meşhur Hanefî fakihlerden İbn-i Hümam bu hususa şu sözleriyle dikkat çeker: ''Müctehid olmayan kimse dine dair konuşurken görüşünü bir müçtehide dayandırmak zorundadır. Görüşünü müçtehide dayandırmanın yolu ya senettir ya da sözkonusu müçtehidin görüşlerini ihtiva eden, tanınmış, mütedavil bir kitaptır.'' (İbn-i Hümam, Fethu''l-kadir)
Buna bir misal olarak diyebiliriz ki, Hanefi fıkhında İmam Muhammed''e ait Zâhirü''r-rivaye kitapları ilk günden beri ehlince bilinen, mütedavil kitaplardır. Bu kitaplar mezhebin birinci dereceden kaynaklarını oluştururlar. Ardından Nevâdir ve Nevâzil kitapları gelir. Hanefi fakihler, normal şartlarda, karşılaştıkları meselenin çözümünü ilk olarak Zahirü''r-rivaye kitaplarında, daha sonra Nevâdir, en son Nevazil kitaplarında ararlar. Zahirü''r-rivaye kitaplarına gösterilen bu ihtimam, ilgili kitapların fıkıh muhitinde tevatür veya şöhrete kavuşmuş olmasındandır. (İbn-i Âbidîn, Reddü''l-muhtar)
Bir kitabın kaynaklık değeri kazanabilmesi için aranan tedavül şartı, ilgili kitabın muhtevasının tartışmaya açılması, başka âlimlerin getireceği tenkit ve katkılar sayesinde kollektif muhakemeyle bütünleşmesi gibi bir amaca hizmet etmektedir. Bu da naslar ve nasların örgülediği akl-i selim zemininde temeli olmayan marjinal ve şaz görüşlerin önünü almak bakımından gayet yerinde ve anlamlı bir tedbirdir.
Sahasında meşhur ve mütedavil kitapların yanında bu hususiyeti haiz olmayan eserler de vardır. Fetva usulü prensibi olarak bu eserlere istinaden fetva verilemeyeceği bilinmektedir. Hanefi fakihlerden İbn-i Âbidin, fetvaya kaynak gösterilen kitabın meşhur-mütedavil olması gerektiğini; alimler tarafından tanınmayan bir kitaba dayanarak fetva verilemeyeceğini ifade eder. Bu sadette yazarları pek tanınmadığı için Kohistanî''nin Nükaye şerhi ile Molla Miskin''in Kenz şerhine dayanarak fetva verilemeyeceğinin altını çizer. Keza yazarı tanınsa bile zayıf rivayetlere/kavillere yer verdiği için Zahidî''nin Kınye''sine dayanarak da fetva verilemeyeceğini yine bir fetva prensibi olarak İbn-i Abidin zikreder. (İbn-i Abidin, Reddu''l-muhtar)
Bu durum hadis kitapları için de sözkonusudur. Bu alanda da otoritelerin takdirini kazanmış belli başlı kitaplar vardır. Mesela İmam Malik meşhur hadis kitabı Muvatta''yı yazdığında Medineli 70 fakihe sunduğunu ve hepsinin muvafakat gösterdiğini bildirir. (Kandehlevî, Evcezü''l-mesâlik) Kendinden sonraki dönemlerde de büyük itibar gören Muvatta için İmam Şafiî Allah''ın kitabından sonra ondan daha sahih bir kitap yoktur, der. (İbn-i Abdilberr, el-İstizkar)
Hadis sahasında Buharî ve Müslim''in sahihleri de otoritelerin onayından geçmiştir. Birçok hadis otoritesi, bu iki kitabın sıhhati konusunda âlimlerin görüş birliği içinde olduğunu belirtir. (İbnü''s-Salâh, Mukaddime)
Hadis ilimlerinin bir şubesi olan Tahriç usulünde, hadis kaynaklarının aslî ve gayri aslî olmak üzere ikiye ayrıldığını görürüz. Son tahlilde gayri aslî hadis kaynakları olarak rivayetlerin senetlerine yer veren bazı tefsir ve tarih kitaplarından yararlanılabilse de rivayetlerin aslî kaynaklardan verilmesi gerektiği hususu açıktır. Asli kaynaklar da şifahi rivayet dönemi eserleridir. Bu eserlerde hadisler senedleriyle birlikte yer alırlar. Kütüb-i sitte ve meşhur müsnedler hadis sahasının asli kaynaklarını oluştururlar. (Tahhân, Usûlü''t-tahric)
Şunu da ayrıca ifade etmek gerekir. Aslî kaynaklardan olan Ebû Davud, Tirmizî, Nesâî gibi büyük muhaddislerin yazdığı sünenler sahanın ilgilileri nezdinde meşhur ve muteber kitaplardır. Ancak bu kitaplar, Buhari ve Müslim gibi sadece sahih hadisleri ihtiva amaçlı kaleme alınmadıklarından zaman zaman zayıf rivayetler de içermektedirler. Bu bakımdan anılan eserlerdeki hadislerin sıhhat durumunu öğrenmek için varsa müelliflerinin, yoksa otoritelerin değerlendirmelerine bakıp bir karara varmalıdır. (İbnü''s-Salah, Mukaddime)
Şu halde kaynak olarak kullandığımız bir hadise referans verirken dikkatli davranmalıyız. Sözgelimi genel olarak hadisleri cem amacıyla kaleme alınan, muhteviyatında sahih-zayıf-çok zayıf olmak üzere her çeşit hadis bulunan Taberanî''nin mucemlerini kaynak verip geçmek yanıltıcı olabilir. Bunun yanında hadisin sıhhat değerine dair otoritelerin görüşlerine de yer vermek gerekir.
Yakın dönemin seçkin âlimlerinden Şah Veliyyullah Dehlevî, hadisleri kıymetlendirirken ümmetin ittifakı, müctehidlerin ameli gibi ağırlıklı olarak fıkıh perspektifli bir usul takibeder ve bu sadette Efendimiz''den bize intikal eden şeriatı/dini ancak ondan nakledilen haberler sayesinde öğrenebileceğimize işaret eder. Ardından haberleri tanımanın yolunun tedvin edilmiş hadis kitaplarından geçtiğinin altını çizen Dehlevî, müdevven hadis kitaplarını kıymet bakımından 4 tabakaya ayırır. 1- Mütevatir olan, ümmetin icmaı bulunan haberler, 2-Müstefiz olan, üzerinde ümmetin çoğunluğunun ittifakı bulunan hadisler, 3- Belli bölge âlimlerinin belli sahabeden aldığı ve sahih yolla aktardıkları, üzerine hüküm bina ettikleri hadisler, 4- Muhaddislerin sahih ya da hasen saydığı ve ümmetin aksi yönde amel etmediği hadisler. Dehlevî bunların dışında kalan, yani zayıf ve mevzu rivayetlerle selefin ittifakına aykırı olan hadislerin itibara alınamayacağını belirtir. (Dehlevî, Huccetüllahi''l-bâliğa)
Bizzat kendisinin de belirttiği gibi Dehlevî''nin bu derecelendirmedeki hareket noktası hadislerin şöhreti ve müctehidler nezdindeki kabulüdür. Bu da başından beri anlatmaya çalıştığımız gibi gerek rivayet gerek dirayet olarak herhangi bir kitabın/bilginin kaynaklık değerinin ilim muhitindeki tedavülüne ve âlimler nezdindeki mazhariyetine bağlı olduğunu göstermektedir.
Ek bilgi olarak burada farklı bir probleme işaret etmemde yarar var. Kaynak bilgi konusunda yaşanan sıkıntı sadece kitapların tedavül ve şöhretiyle alakalı değildir. Bunun yanında kaynağından uzaklaştıkça bulanan su misali kadim kaynaklara göre bazı geç dönem eserlerinde gerek bilgi gerek bakış açısı bulanıklığı da ayrı bir sıkıntı sebebi oluşturmaktadır. İlimlerin kurucu isimlerinin temel bakış açısı, hareket noktası, hedefleri, dayandıkları gerekçeler ve geliştirdikleri ölçülere yansıyan nüanslar unutuldukça geç dönem eserlerinde, ilk dönem kaynaklarındaki çerçeveyle bağdaştırılması güç bazı zorlama görüşler, ruhsat ve istisnalar, ilginç çözümlemeler sahanın ilgililerinde tereddüde yol açmaktadır.
Bu sadette İmam Şatıbî''nin şu tespitlerine kulak vermek gerekiyor: ''Müteahhirin âlimlerinin takyidatına/kayıtlamalarına itimat etmem. Mütekaddimin âlimlerinin ilmi daha köklü, daha saf ve durudur.'' İmam Şatıbî bu konuda İbn-i Şâs, İbn-i Hâcib ve İbn-i Beşîr gibi maliki fakihlerin kitaplarına işaret eder ve hocasından ilgili kitapların fıkhı ifsat ettiği yönünde bir görüş nakleder. (Fetâva''l-İmam eş-Şâtıbî)
Bir kitabın kaynak sayılabilmesi için ilim muhitinde mutemet olması prensibi gereği zaman zaman âlimlerin uyardığı kitaplar vardır. Mesela bir hadis ve rivayet otoritesi olarak İmam Zehebî''nin, problemlerine dikkat çekip insanları uyardığı birkaç kitaba burada sadece işaret edip geçmek durumundayım.
Kıyamet alametleri konusunda atıf yapılan bir eser olarak Nuaym b. Hammad''ın Kitabü''l-Fiten''i başka kaynaklarla karşılaştırılmadan yararlanılmaması gereken bir kitaptır. Çünkü İmam Zehebî bu kitaptaki rivayetlerin delil olamayacağına dikkat çeker.
Bunun gibi Hz. Ali''nin sözlerini derlemek üzere yazılmış Nehcü''l-Belâğa isimli meşhur eser de mesafeli durulması gereken bir kitaptır. Zehebî bu kitaptaki rivayetlerin senedi/dayanağı olmadığını söyler. Ayrıca içinde doğru bilgiler yanında uydurma/asılsız rivayetler de olduğunu belirtir.
Kitapları her ne kadar faydalı ve hikmetli bilgiler içerse de Efendimiz''den yaptığı rivayetlerde İbn-i Ebi''d-Dünya da ihtiyatla yaklaşılması gereken isimlerdendir. Zehebî kendisinden bahsederken hadis çevrelerinde tanınmayan kimselerden rivayette bulunduğunu, rivayet hususunda pek titiz davranmadığını, lafzını tam hatırlayamadığı rivayetleri gelişigüzel nakledebildiğini belirtir.
Yine çokça atıf yapılan bir diğer kitap Ali el-Isbehânî''nin meşhur el-Eğânî''sidir. Haddi zatında ucu din algısına dokunan bir rivayeti edebiyat kitabından alamayacağımızı bilmemiz gerekse de, çoğu zaman keyifle okuduğumuz bu nevi kitapların bilinçaltımızı dizayn etmelerine ses çıkaramayız. Zehebi, yazarından bir edebiyat ve tarih bilgini olarak sitayişle söz ettiği bu kitapta ''haddesenâ/bize söyledi'', ''ahberanâ/bize haber verdi'' formatında zikredilen garip rivayetler olduğunu söyleyerek tenkit getirmiştir.
Yine Zehebî, Ehli beyt imamlarından İmam Ali Rıza''ya ait olduğu râfizîlerce iddia edilen rivayetler ve bu rivayetlerin yer aldığı nüshaların da uydurma olduğunu söyler. (Zehebî, Siyeru a''lâmi''n-nübelâ)
Yazarı ilim muhitinde itibar görmemiş bir kitap olarak burada vaaz edebiyatımızda sıkça kullanılan Nüzhetü''l-mecalis''e de kısaca işaret etmeliyim. Bu kitap, İslamî ilimler literatüründe ne hadis konusunda ne de fıkıh-fetva konusunda bilinen muteber kitaplar arasında yer alır. İçinde bulunan bol miktarda ilginç mevzu rivayetler ve israiliyât kaynaklı kıssalar sebebiyle olacak ki vaaz edebiyatında çok rağbet görmektedir.
Bu konuda vaktiyle ızdırap yaşamış Dimeşk muhaddisi Burhanüddin en-Nâcî İmam Suyûtî''ye mektup yazıp kitabın içinde yer alan bir kısım rivayetlere dair görüşünü sorar. İmam Suyûtî bu soru üzerine Nüzhetü''l-mecâlis''te yer alan ilginç rivayetlerin sadece bir kısmını konu edinen bu mektuptaki rivayetleri kritik etmek üzere ''ed-Dürretü''t-taciyye ale''l-es''ileti''n-naciye'' adında bir risale yazar. Kullandığı ifadelerden kitabın yazarı Abdurrahman es-Safurî''yi ne tanıdığı ne de kendisine itibar ettiği anlaşılan İmam Suyûtî ilgili rivayetlerden çok az bir kısmının sahih-hasen, diğer birçoklarının zayıf olduğunu tespit ettikten sonra geriye kalan rivayetlerin kesin uydurma olduğunu ifade eder.
Sorun zaman zaman bu çerçeveyi aşabilir, bazen yazarına yakıştıramadığınız bir kitap gerçekte ona ait olmayabilir. İbn-i Kuteybe''ye nispet edilen el-İmame ve''s-siyase isimli meşhur eser bunun tipik bir örneğidir. Hz. Ali''nin Hz. Ebubekir''e biat etmekten kaçınması, Hz. Osman''ın halife iken akrabalarına sürekli iltimas geçmesi gibi birçok noktada metin ve sened bakımından şaibeli rivayetlere yer veren bu kitap gerçekte İbn-i Kuteybe''ye ait değildir.
Dr. Abdullah b. Abdurrahman Useylân''ın, "Kitabü''l-İmame ve''s-siyase fî mîzani''t-tahkîkı''l-ilmî" isimli risalesi bunu belgelemektir. Useylân''ın tespit ettiği bulgulara göre kitapta yer alan bilgi yanlışları mı dersiniz, İbn-i Kuteybe''yle üslup, ravi ya da yaşadığı coğrafya farkı mı dersiniz, İbn-i Kuteybe''nin diğer kitaplarında geçen bilgilerle çatışan bilgiler mi dersiniz; hâsılı bir metnin gerçek yazarını tespit için başvurulan kriterlerin hemen hepsi yazarın İbn-i Kuteybe''den başka biri olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak dinî bir meseleyi konuşurken referans gösterdiğimiz herhangi bir kitap eski olduğu ya da adı Arapça olduğu için kaynak olması gerekmez. Bir kitap ancak ait olduğu sahanın otoriteleri tarafından ilmine, emanetine güvenilen bir isme ait olur; muhteva, usul ve referansları bakımından ilgili âlimlerin takdirini kazanmış bulunursa kaynaktır ve müslümanlığımızın muhtevasını oluşturan inanç, bilgi ve düşüncelerimiz ancak bu kaynaklara dayanırsa sahihtir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.