İhtiyat ile kararlılık arasında Terörsüz Türkiye

04:0018/05/2026, Pazartesi
G: 18/05/2026, Pazartesi
Turgay Yerlikaya

Uzunca bir süredir akıbeti ile ilgili soru işaretleri olan terörsüz Türkiye hedefi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Meclis Başkanı Kurtulmuş’un açıklamaları ile yeniden gündeme geldi. Erdoğan’ın Türkistan dönüşünde konuya dair yaptığı açıklamalar, meselenin kararlılıkla devam ettiğini göstermesi açısından önemliydi. Süreci bir tür devlet inisiyatifine dönüştüren Erdoğan’ın, başından bu yana haklı ve makul biçimde ihtiyatı elden bırakmadığı terörsüz Türkiye süreci, olağan akışı içinde devam ediyor. Erdoğan’ın,

Uzunca bir süredir akıbeti ile ilgili soru işaretleri olan terörsüz Türkiye hedefi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Meclis Başkanı Kurtulmuş’un açıklamaları ile yeniden gündeme geldi. Erdoğan’ın Türkistan dönüşünde konuya dair yaptığı açıklamalar, meselenin kararlılıkla devam ettiğini göstermesi açısından önemliydi. Süreci bir tür devlet inisiyatifine dönüştüren Erdoğan’ın, başından bu yana haklı ve makul biçimde ihtiyatı elden bırakmadığı terörsüz Türkiye süreci, olağan akışı içinde devam ediyor. Erdoğan’ın, ilgili konuşmanın satır aralarında Cumhur ittifakı ve maşeri vicdan üzerinden yaptığı kararlılık çağrısı, sürecin bundan sonraki aşamalarına dair yeni başlıklar da açacaktır hiç kuşkusuz.

Söz konusu vurguda, Cumhurbaşkanının altını çizdiği bir husus var ki oldukça kritik. Erdoğan’ın süreç ile ilgili kararlılığı ifade ederken, “geride bıraktığımız 18 ayda hem kayda değer mesafe aldık hem de TUSAŞ saldırısı gibi gizli-açık birçok badire atlattık” sözü oldukça dikkat çekiciydi. Bu cümle, Türkiye ve bölgeyi terörden arındırma hedefinin örtük biçimde birçok meydan okumaya muhatap olduğunu ve bunların başarılı bertaraf edildiğini göstermektedir. Bugün kamuoyuna bütün boyutlarıyla açıklanmasa da özellikle Suriye’nin devrim sonrasındaki saha dinamiklerini sabote ederek Türkiye’deki süreci inkıtaya uğratmak için ciddi bir çaba söz konusu oldu.

Türkiye’nin güvenli bölge operasyonları ile başlayan kararlı tutumunu Halk Devrimi sonrasında da devam ettirmesi, sürece mukavemet eden aktörlerin çabalarını sonuçsuz bıraktı. Suriye’yi istikrarsızlaştırma adına, örgütü kendi amaçları için yeniden planlamak isteyenlerin bu konudaki ısrarı, Türkiye’nin süreç yönetimi ile devre dışı kalmış ve terörsüz bölge yolunda önemli bir aşama daha kat edilmiştir.

Peki bu yeni açıklamalar sürecin geleceği açısından ne anlam ifade ediyor? Süreç yeni bir aşamaya mı girecek? Hatırlayacak olursak terörsüz Türkiye’nin kritik aşamalarından birisi olarak gündeme gelen ve komisyona iştirak eden partilerin mutabakatıyla alınan bazı kararlar vardı. Bir rapora dönüşen bu ortak tutum, sürecin en önemli aşamasının, yasal düzlemde yapılacak bir düzenleme olduğu kanaatini taşıyordu. Bu yönüyle terörsüz Türkiye’nin bir geçiş hukuku üzerinden yeni bir hatta girmesi beklentisi oldukça yüksek. Bu konuda nasıl bir çerçeve çizileceği, terör örgütü üyelerinin ne tür bir düzenlemeye muhatap olacağı ve en önemlisi de silah bırakanlarla ilgili nasıl bir süreç işletileceği soruları oldukça önemli.

DEM’in ortaya koyduğu maksimalist talepler ve zaman zaman sürecin doğasına aykırı diline rağmen, mecliste oluşan mutabakatın bir çözüm modeli ortaya koyduğu açık. Öyle ki sürecin taşıyıcı sütunları olan AK Parti ve MHP’nin müstakil olarak kaleme aldıkları parti raporlarındaki ayrıntılara bakıldığında bile kritik yasal düzenlemelerin yapılacağı çok rahat biçimde görülebiliyor. Peki bu denli önemli bir konuda yasal düzenlemeye dair bir mutabakat söz konusu olmasına rağmen neden ve hangi gerekçe ile sürecin bu aşaması henüz ele alınmıyor?

Bu sorunun cevabı iki konu ile ilişkili. Birincisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi sürecin bu aşamaya geçmesini temin edecek istihbari raporların an itibarıyla istenilen sonucu vermemiş olması. Sürecin yasal boyutuna ilişkin düzenlemenin söz konusu olabilmesinin ana koşulu olan örgüt üyelerinin bütünüyle silah bırakması, henüz sahada tam anlamıyla tescil ve teyit edilmemiş durumda.

Konuyu dolaylı da olsa ilgilendiren bir diğer konu da İran Savaşı nedeniyle oluşan bölgesel gerilimler. Savaşın ilk gününden bu yana bölgedeki etnik kimlikler üzerinden bir rejim değişikliği politikası güden İsrail, bölgede tesis edilmeye çalışılan güvenlik hattını doğrudan tehdit etmekte ve istikrarsızlık için gerekli koşulları oluşturmaya çalışmaktadırlar. Suriye’de YPG üzerinden yapılmaya çalışılan şeyin bir benzerini İran’daki ayrılıkçı gruplar üzerinden gündeme getiren bu strateji, sadece rejim değişikliği değil bölgeyi derinden etkileyecek bir tür siyaset mühendisliğini de devreye sokmaktadır.

Dolayısıyla bu tür doğrudan ve dolaylı sorun alanlarının ortadan kaldırılması, süreçle ilgili hukuki düzlem için önemli bir zemin oluşturacak ve artık düzenlemelere yönelik daha radikal adımlar atılabilecektir. Başından bu yana Cumhur ittifakının en önemli çalışmalarından biri olagelen terörsüz Türkiye projeksiyonunun gerçekleştirilmesi durumunda, hem Türkiye hem de bölgeyi bekleyen yeni düzenin istikrar adına çok önemli sonuçlar doğuracağı açık. Bu tür bir istikrar ortamında bölgenin alternatif enerji ve ticaret güzergahları için önemi daha fazla anlaşılacak ve oluşan statü, yeni dünya düzeni için de ilham kaynağı olabilecektir. Türkiye bugün önemli bir meseleyi kendi içerisinde ve dünyaya model olabilecek bir yöntem ile çözmenin aşamasında.

#siyaset
#politika
#Turgay Yerlikaya