Osmanlı"da eşeklerin bile 2 gün izni vardı

00:003/11/2013, Pazar
G: 9/09/2019, Pazartesi
Yaşar Süngü

1800-1900''lü yıllara kadar Osmanlı İmparatorluğu''nda görev yapmış İstanbul''da ve Anadolu da uzun süre gözlemlerde bulunmuş ya da ikamet etmiş, yabancı büyükelçi, sefir, yazar ve rütbeli subayların ağzından Osmanlı dönemi ticaret ve sosyal hayatını hatırlayalım.Hatırlayalım ki bu alanlarda ne kadar geri kaldığımızı ve insan olma konusunda ileri gitmek için ne kadar geri gitmemiz gerektiğini bilelim;*1700''lerde İstanbul''a gelen Fransız yazar Motray:Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim

1800-1900''lü yıllara kadar Osmanlı İmparatorluğu''nda görev yapmış İstanbul''da ve Anadolu da uzun süre gözlemlerde bulunmuş ya da ikamet etmiş, yabancı büyükelçi, sefir, yazar ve rütbeli subayların ağzından Osmanlı dönemi ticaret ve sosyal hayatını hatırlayalım.

Hatırlayalım ki bu alanlarda ne kadar geri kaldığımızı ve insan olma konusunda ileri gitmek için ne kadar geri gitmemiz gerektiğini bilelim;

*

1700''lerde İstanbul''a gelen Fransız yazar Motray:

Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır.

Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu''ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir.

İstanbul''da ve Anadolu''da küçük bir çocuğun eline para vererek rahat bir şekilde pazara alış-verişe yollayabilirsiniz.

Çünkü zabıtalar sürekli olarak pazarları kontrol etmekte ve eksik tartı veya kandırılmış kişilere rast gelirse satıcılara çok ağır ceza ve tazminat ödettirilmektedir.

Bundan çok korkan satıcılar bu yüzden tarttıkları malın üstüne hep bir miktar fazla mal koyarlar.

*

Elisee Recus:

Osmanlılar''daki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır.

*

Gezgin Guer:

Bu adamlar (dediği bizim ninelerimiz ve dedelerimizdir) sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar…

Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür…''

*

Tanınmış yazar Edmondo De Amicis:

İstanbul''un Türk halkı, Avrupa''nın en nâzik ve en kibar topluluğudur.

Koca şehrin en ıssız sokaklarında dahi bir yabancı için hiçbir hakaret ve zarara uğrama tehlikesi yoktur.

Halk arasında küstahça bir bakış şöyle dursun, fazla meraklı bir bakışa bile hiçbir zaman tesadüf edilmez.

Kahkaha sesleri gayet nadirdir.

Sokakta kavga eden ayaktakımı da enderdir.

Kapı, pencere ve dükkânlardan hiçbir kadın sesi aksetmez.

Çevreyi kirletmek Avrupalı alışkanlığı iken Osmanlı insanı, ''kul hakkı'' sayıldığı için yerlere çöp atmaz, ortamı kirletmez.

Mesela kurak günlerde ücretle adam tutup sokaktaki ulu çınarları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yaparlardı. Osmanlı insanı asla yere tükürmez.

*

Avrupalı gezginlerden Villamont:

Her kimin bir düşmanı varsa, bayramlarda ona gidip af dilemek zorundadır. Öteki de el öpmeden ve tokalaşmadan önce affettiğini söylemek mecburiyetindedir.

Aksi takdirde bayramlarının mübarek olması mümkün değildir.

*

Türkiye Seyahatnamesi ile meşhur Du Loir:

Sokakta karşılaşılan kadına asla dik dik bakılmaz, derhal başlar öne inerdi. Kadının sokakta rahatça yürümesi için, erkekler yol verirlerdi.

(Şimdi nasıl olduysa bu durum tersine döndü).

Her kadın anne, teyze, hala ve bacı olarak görülür.

Onları rahatsız edecek en küçük davranışta bile bulunulmaz, bulunana büyükler derhal müdahale eder.

*

Lady Craven:

Kadınlara karşı aşırı saygılı olan Türklerin muameleleri bütün milletlere örnek olmalı.

Mesela bir erkek ağır bir suçtan dolayı idam edilip bütün mal varlığına el konsa bile karısına ve çocuklarına gayet iyi muamele edilir.

Kadınların mücevherlerine dokunulmaz.

Çocuklar devlet himayesine alınıp bırakılır.

(Zamanın Avrupa''sında idam edilen erkeğin tüm mal varlığı ile birlikte yakınlarının takılarına da el konulurdu).

*

Meşhur Fransız gezgin Brayer:

Türk halkının üstü-başı çok temizdir.

Konuştukları dil hoş ve ahenklidir…

Yabancıları en çok hayrette bırakan şey, birkaçının birden konuşmayıp, yalnız birinin söz söylemesidir.

Konuşan, umumiyetle sözünü kısa tutar.

Dinleyen de, söz bitene kadar sabreder.

Söylenen sözlerde herhangi bir fenalık, koğuculuk, iftira gibi kötülükler ve edebe aykırı lâubalîlikler yoktur.

*

Son günlerde siyaset ve medyada yaşanan seviyesiz üsluba bakınca Osmanlı''nın ne kadar ileride bizim ise ne kadar gerilere düştüğümüzü anlıyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ Müslüman Türkler Avrupalılara ne kadar az temas etmişler ise o kadar mükemmel ve bozulmadan kalmışlardır. Edmont Dutemple