Ramazan medeniyeti ve Kibir putunu yıkan Tevazu’un ‘vakar’ı

04:0022/02/2026, Pazar
G: 22/02/2026, Pazar
Yusuf Kaplan

Ramazan Medeniyeti kavramlaştırması üzerinden nefs terbiyesi, tevazu ve eşyanın idraki meşeleri arasında derin ilişkiler kurarak nefis bir yazı yazdı MTO Azerbaycan Temsilcisi Vuqar Azizov kardeşimiz. Zihinaçıcı okumalar. Ramazan’ın diriltici manevî iklimini güzel e yaşamayı ihmal etmeyelim, diyorum. Hayırlı ramazanlar diliyorum bütün okuyucularıma. *** Ramazan-ı Şerif hümanizmin uzantısı olan kibirle başlar işe. Öze dönüş, özün üzerini kaplayan katı kalıpları yırtmakla mümkündür. Akıl, teslime

Ramazan Medeniyeti kavramlaştırması üzerinden nefs terbiyesi, tevazu ve eşyanın idraki meşeleri arasında derin ilişkiler kurarak nefis bir yazı yazdı MTO Azerbaycan Temsilcisi Vuqar Azizov kardeşimiz. Zihinaçıcı okumalar. Ramazan’ın diriltici manevî iklimini güzel e yaşamayı ihmal etmeyelim, diyorum. Hayırlı ramazanlar diliyorum bütün okuyucularıma.

***

Ramazan-ı Şerif hümanizmin uzantısı olan kibirle başlar işe. Öze dönüş, özün üzerini kaplayan katı kalıpları yırtmakla mümkündür. Akıl, teslime isyan ederek ontolojiyi epistemolojiye indirgedi. Kendini mutlak bilerek merkezini kaybetti. Ötesini ötekileştirilerek onun karşısında bulundu. Bu karşı koyuş, kendini yüceltmekle sonuç verdi. Kibir, kelime olarak da anlamı büyüklenmek ve genişlemektir. Modern insanın her şeye “sahip olma” hırsı buradan kaynaklanıyor. Bilgi, epistemik olarak güç aracı olmuş kişini kendi bilgisinden mahrum bırakmıştır. Yatay bir düzleme hapsolan insan, şimdi kendini de aşarak kendinin güç diye ortaya çıkardığı aletlere (teknolojiye) esir olma durumuna gelmiştir. Kibrin müthiş örneğini günümüzde Gazze olayları göstermiş oldu. Aklı esas alan kibir sonunda Gazze’de kendisine yenik düştü. 

Kibir, her şey benimdir der ama hiçbir şeyin sahibi değildir. 

Tevazu, hiçbir şey benim değil der ama her şey ona musahhar kılınmıştır. 

Çünkü aklın bir sınırı vardır. Ama aklın farklı bir boyutu daha vardır. Kendisini büyük daireye teslim ettiğinde bütünün rengini alabilir. Yani şöyle düşünelim: yerdeki nesnelere tek tek dokunamaz ve sahip olamazsın. Gücün bir yerde tükenir.  

Ancak semâya doğru yükselirken bütün yer elinin altında olur. Her şeyi bir bakışla görür ve bilirsin. Hem de bütüncül bir fikir sahibi olur her şeyin doğru yerini bilir ona göre davranırsın. Bizim medeniyetimiz Tevazû sahibi İnsan-ı Kâmil üzerinden kurulmuş ve yükselmiştir. Ramazan ayı; Rab esmâsı tecellisiyle Rahmân ve Rahîm isimlerinin cem’î olarak insanın önce kendine merhamet etmesini sağlar. İnsan kibrin topladığı maddi yükten kurtuldukça suyun buharlaşması misali semâya - yani ilahi esmâlar denizine - yükselir. Nesnelere artık maddi değil manevî olarak temas eder. Eşyanın hakikati idrakine açılır, varlığın mahiyetiyle birlik içinde hakikate yükselir.

Tevazu, kelime anlamı olarak da “yerleştirmek”, “aşağı indirmek”, “bir şeyi kendi yerine bırakmak” gibi anlamları ihtiva ediyor. Göründüğü gibi burada dikey bir bağlam içinde söz konusudur. Kibir, yatay olarak yayılması ve genişlemesine karşın tevazu, insanın kendisinin hiyerarşik varlık mertebesinde kendi yerini bulması anlamına gelir. Büyük varlık dairesi içinde kendi konumuna gelen insan, varlıkla ahenk içindedir. Aklıselim olarak kendisini kalp ve ruh makamına teslim ederek oradan beslenir. Dolayısıyla insan maddiyattan mânen uzaklaştığı oranda âlemin sırrına ruhuyla varır. Enfüsî yolculuk olan Ramazan ayı bunu sağlamada önemli rol oynamaktadır.

Kibrin zenginliğinden Tevazu’un fakrı’na inen insana âlemin sırrı kendi ruhundan ihsan edilir. Bu sır, Gazzali, İbn Arabi ve Mevlânâ gibi gönül erlerinin ulaştığı sırdır. Öyle ki bu sır sayesinde Osmanlı gibi Ulu Çınar yükselmiştir.

Gazze’de yaşananlar bize bu anlamda ne diyor? Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu gibi düşmanların kalbinden bize olan “korku” hissi silinmiştir. Her ne kadar mazlum durumda olsak da kibrin kurduğu bir dünyada ona karşı koyamıyoruz. Osmanlı, tevazu temelli bir medeniyet olduğu gibi, “vakar” sahibiydi. Günümüzde düşman kalbinden korkunun silinmesi demek bizdeki vakar duygusunun kaybı anlamına gelir. Vakar, sadece bir duygu duruşu olarak algılamak yetersizdir. Vakar, evet bir duruştur. Ama kendin olarak bir duruş. 

Bugün bizim kendi kimliğimiz yoktur. Biz yokuz. Kendimizi enfüsî yolculukla bulabiliriz. Kendimiz olduğumuzda bir duruştan konuşulabilir. İşte bu, aranan ve istenen vakardır. Medeniyet perspektifi olmayan toplum, vakarlı durayım derken kibrin ölçüsünde onun başka bir biçimini gerçekleştirmiş olur. 

Bu anlamda tevazu bir medeniyet kavramıdır. Onun içinden vakar’ın sırrı çatlayarak göğe yükselir. İşte bu anlamda ilk önce o derinliğe inmek gerek. Bu derinliğin çerçevesini Yusuf Kaplan hocamız şöyle özetler: «köklere inmeden göklere yükselemezsiniz.»

Enfüsî yolculukta insan sadece boşluğa düşmüyor, kendi kavramlarını da bulur. Bu kavramlar, bizim köklerimizdeki hikmet geleneğindedir.

#Ramazan
#Toplum
#Yusuf Kaplan