Başlığa sonra geliriz.
Önce bir olup bitene bakalım.
Eğitim sisteminin sorunlu olduğunu düşünen ve buna son vermek için önemli adımlardan birini atmayı kesin olarak kararlaştırmış bir hükümet var.
Sistemin, dershanelere neşter atmadıkça düzelmeyeceği, aynı aksaklığı sürdüreceği de ortada.
Paralı eğitim anlamına gelen dershanelerle bu sistemin yürümeyeceğini düşünen iktidarın karşısında ise bunu bir varlık-yokluk tartışmasına dönüştürmüş bir Cemaat temsilcileri grubu var.
Paralı eğitimle ilgili bir sistemi savunmak demek en iyimser verilerle bile öğrencilerin yarıdan fazlasının hiç dershaneye gidemediği bir sistemi savunmak demek. Dahası, dershaneye gidenler arasında da büyük eşitsizlikler olduğunu görmezden gelmek demek.
Sonuçta bu bir siyasal iktidar kararı ve iktidar bunun onaylanıp onaylanmadığını hemen beş ay sonraki seçimlerde görecek.
Bakalım seçimlerde çocuğunu hiç dershaneye gönderemeyen büyük kitle ile zar zor, ekmeğinden kesip gönderen kitle ne diyecek?
Fakat eğer cemaat adına ayak direnmesini savunanlar haksız çıkarsa bunun faturasını nerede ödeyecek?
7 Şubat"ta MİT Müsteşarı ve üzerinden iktidara operasyonu savundular, hiçbir fatura ödemediler.
Cemaatten bahsetmiyorum, Cemaat adına konuşan yazan bu kavgayı körükleyen yirmi bilemedin elli kişiden bahsediyorum.
Kim bunlar?
Cemaatin temsil ettiği yüz binlerce tertemiz, özverili, olup biteni de şaşkınlık ve kaygıyla izleyen Müslüman insanların yerine konuşan, iktidarla böyle bir savaşı başlatıp sürdürüp büyüten bu insanlar kim?
Sayıları az, o yüz binlere hiç benzemeyen ama bir şekilde onlar adına konuşma, icra etme yetkisini ele geçirmiş bir grup.
Propaganda yetenekleri çok yüksek.
Zamanlama harikası işler yapıyorlar.
Ellerinde bilmem onlara mı ait, bir takvim bulunan değişik bir ekip.
ODTÜ"de olayları başlatan tartışma ile ülkede en son Cami-Cemevi projesi yapılacak Tuzluçayır"daki günler süren gereksiz yangında parmak izleri var mı mesela, gerçekten merak ediyorum.
Daha bunlar gibi merak ettiğim çok olay, icraat, haber, açıklama var...
Diyarbakır"daki tarihi mitingden bir gün önce dershane propagandasını başlatmak mesela onların icadı olmalı.
Üstelik, manşete taşınan taslak bir aydır ellerinde olduğu halde tam da Diyarbakır mitingi gününde yayınlıyorlar.
Toz duman birbirine karışıyor günlerce.
YAŞ toplantısının olduğu gün, hazır el altında bir gazete de var, hemen 2004 yılının bayat haberini sürüyorlar piyasaya.
Haberde bir numara yok ama maksat toz duman artsın...
Cemaat adına bu işleri yapma yetkisini nereden aldılar bilmiyorum ama bunu birebir devlete de uygulamak istedikleri gün gibi ortada.
Çekirdek bir grup bütün Cemaati temsil ediyorsa, devleti neden yönetmesin değil mi?
Nasıl olsa seçimle, parti kurarak falan değil; operasyon, propaganda ve yakında tanışacağımız daha bilumum yöntemle: "Seçilmişler çalışsın seçim kazansın biz onları yönetelim. Yönetemiyorsak yıkıp yerine gelecek olana bakalım..."
Bir önceki yazımda belirttim; Dolayısıyla bu sadece hükümet meselesi değil, devlet meselesidir.
Kitabın ortasından ve son söylenecek sözü en baştan söylüyorum o yüzden: Türkiye Cumhuriyeti, bu yöntemlerle çekirdek bir grubun yönetebileceği bir devlet değil, hiçbir zaman da olmadı.
Ben şimdiden yazayım, sonra günü gelince açar bakarsınız.
...
Gelelim başlığa;
"Göktürk"lerde C harfi de yoktu."
Hemen sandalyeden düşmeyin...
Google"a saldırmayın.
Bi dakka...
Şaka şaka...
Gündüz bir röportajda yirmi yalan söyleyip akşam "Memet bir belge, kaset patlat da keyfimize bakalım" dedikten sonra gece, sadece makalenin başlığıyla üzerime salacak gençler ararken Bülent zorlanmasın diye kullandım o başlığı.
Göktürklerde C harfi olmaz olur mu?
Cemaat veya camia değillerse de insandılar, onlar da Cinnet geçirirdi...
Başlıklar :

