Demokratik siyaset kanalları radikal unsurların merkeze çekilmesine neden olurken, parti kapatmalar bu unsurların daha fazla bileylenmesini sağlayacaktır. DTP'de için de olacak budur.
Sürpriz olmadı. Nihayetinde bugün DTP temsil edilen siyasi geleneğin bundan önce 4 partisi (HEP, ÖZDEP, DEP, HADEP) kapatılmış, iki partisi de kapatılma tehdidi karşısında kendini feshetmişti. DTP, bu geleneğin kapatılan 5., siyasi hayattan bir şekilde tasfiye edilen 7. partisi oluyordu. Ayrıca Türkiye'de kapatılan 25., 1982 Anayasası döneminde ise kapatılan 19. parti oldu.
Muhsin Kızılkaya, Anayasa Mahkemesi'nin DTP'yi kapatma kararını yorumlarken soruyordu: “Anadolu'da bir şey yaptığınızda sorarlar: Mala, davara ne yararı var?” Gerçekten, bu kapatmanın memlekete ne faydası var veya bir faydası var mı?
Yok, hiçbir faydası yok. Bir kere, bir partiyi kapatmakla o partiye destek verenleri ortadan kaldıramıyorsunuz. Onlar bir başka tabela altında aynı siyaseti yürütmek için tekrardan bir araya geliyor ve yolarına devam ediyorlar. Sadece DTP'nin ve ona öncülük eden partilerin deneyimleri bile dikkate alınsa, parti kapatma yönetmenin olumlu bir işlevinin olmadığı görülür.
Parti kapatmanın bir yararı bulunmuyor ama ülkenin siyasi hayatına çok büyük zararları dokunuyor. Kapısına kilit vurulan partiler, sisteme muhalif olan ama bir şekilde sisteme eklemlenmeye çalışan kitleleri temsil eden partilerdir. Bu nedenle kapatılan her parti -zaten sisteme karşı bir güvensizlik besleyen- bu kitlelerin sisteme olan güvensizliklerini derinleştiriyor ve kırgınlıklarını artırıyor. Demokratik siyaset kanallarının açık tutulması radikal unsurların merkeze çekilmesine ve onların da merkezi değerlerle ilişkiye geçmesine neden olurken, parti kapatmalar radikal unsurların daha fazla bileylenmesini sağlıyor. DTP için de bunu söylemek mümkün.
Bana göre eğer DTP'nin sistem içinde hayatını devam ettirmesine imkân tanınsaydı, DTP iki önemli gelişme ile karşı karşıya kalacaktı: Birincisi, DTP'nin içerinde öteden beri “güvercinler” ve “şahinler” olarak isimlendirilen iki grubun varlığı son zamanlarda apaçık hale gelmişti. Eğer parti varlığını devam ettirebilseydi, bu iki grup arasında alttan alta kaynayan mücadelede güvercinlerin eli güçlenmiş olacaktı. Bir başka ifadeyle, partide demokratik siyaseti savunanların pozisyonu daha bir güçlenecek, buna karşılık -belki de partiyi kapattırmak isteyen- radikal kanat güç kaybedecekti. Bu hem DTP, hem de Türkiye için çok hayırlı bir gelişme olacaktı ama buna fırsat verilmedi. Bu saatten sonra şahinlerin, demokratik zeminde kendilerine yaşama şansı verilmediğinden bahisle, “dağ” vurgusunu daha fazla öne çıkarmaları beklenebilir.
İkincisi, DTP bir süredir -aynen 2007 seçimlerinden önceki dönemde yaptığı gibi- negatif bir siyaset izliyor. Eğer parti siyasi yolculuğuna devam etseydi, takip ettiği bu yolun halk nezdinde bir karşılığının olmadığı görülebilirdi. Fakat kapatma kararı, bunu engelledi. Geçmiş deneyimlerden biliyoruz ki; parti kapatmalar, bir taraftan bu geleneğin daha da radikalleşmesine neden oluyor, diğer taraftan ise politik yetersizliğinin üzerine örten bir şal işlevi görüyor. Parti kapatıldıktan sonra, örneğin son günlerdeki açılım sürecini de sekteye uğratan tavırları konuşmanın imkânı kalmıyor, bunun yerine kapatmanın yarattığı mağduriyet üzerinden geliştirilen bir dile yaslanılıyor.
DTP'nin kapatılması, “Demokratik Açılım” sürecini de olumsuz etkilenecektir. DTP'nin demokrasinin tahkim edilmesine dönük çabaları yetersiz bulunabilir, politika üretme performansı eleştirilebilir. Bu ayrı bir konudur, önemli olan DTP'nin parlamentoda bulunmasıdır, bu, başlı başına demokratik bir kazanımdır. Çünkü Kürtlerin bir kesimin temsil eden DTP'nin Meclis'te yer alması, çünkü hem taleplerin demokratik sahaya aktarılmasını sağladığından, hem de problemlerin çözümünde şiddeti bir metot olarak kullananların iddialarını zayıflattığından, son derece büyük bir önem arz ediyordu.
Kapatmanın bir siyasi belirsizliğe de yol açması muhtemeldir. Çünkü DTP'liler daha önce yaptıkları açıklamada, bir tek milletvekilinin dahi milletvekilliğini kaybetmesi durumunda, bütün milletvekillerinin istifa edeceğini ve sine-i millete döneceklerini belirtmişlerdi. Kapatma kararından sonra yaptığı ilk açıklamada Ahmet Türk de, milletvekillerinin gelecek hafta içinde Meclis'e istifa dilekçelerini sunacağını söyledi. Şu anda parlamentoda 6 sandalye eksik, eğer 21 DTP'linin istifası kabul edilirse bu sayı 27'ye çıkacak. Bir milletvekilinin daha istifası halinde- yani boş sandalyelerin 28'e çıkması durumunda- Anayasa gereği, milletvekilliği boşalan yerlerde ara seçim yapmak zorunlu hale gelecek. Ancak DTP, bu koşullarda yapılacak bir ara seçime de iştirak etmeyeceğini de ifade etti. Bu, hem bölgede ciddi bir temsil soruna, hem de ülke genelinde de bir istikrarsızlığa neden olur.
Bu nahoş tablonun ortaya çıkmasında siyasi iktidarın da payının olduğunu unutmamak gerek. İktidar bütün geleceğini demokratik açılım sürecine bağlamasına rağmen bu süreci baltalayacağı açık olan tehlikelere karşı önlem alma basiretini göstermedi. DTP'nin kapatılma davasının büyük bir sıkıntı yaratacağı belliydi. Aynı şekilde yarın-ertesi gün DTP milletvekillerinin zorla ifadeye götürülecek olmaları da ülkede büyük bir gerginlik yaratacak. Ama iktidar göz göre göre gelen bu tehlikeler karşı kılını bile kıpırdatmadı. Ne siyasi partilerin kapatılmasını güçleştirecek bir adım attı, ne de milletvekillerini güvence altına alacak yasal düzenlemeye gitti.
Bundan sonra artık palyatif birtakım tedbirlerle Türkiye'nin parti kapatma sorununun üstesinden gelme şansı yoktur. Eldeki mevzuat ile her parti, her an kapatılabilir, bunu da siyasi iktidarın yakından bilmesi gerekir. Bu nedenle siyasi parti kapatma rejimini yeni baştan düzenlemek -benim tercihim, siyasi partilerin kapatılmasına son vermektir; bunun yerine partilerin belli bir dönem seçimlere girmesine izin vermeme veya sadece suç işleyen partililere ceza verme gibi önlemler düşünülebilinir- bütün siyasi partiler için aslında hayati bir önem taşımaktadır.






