Siz benim kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz!

00:009/09/2022, Cuma
G: 8/09/2022, Perşembe
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe! Öğrencilerinden herhangi birinin üzerine bir sineğin konması bile ona sıkıntı veren hoca! “Hanîfe” denilen bir çeşit divit ve yazı hokkasını sürekli yanında taşıyıp gerektiği anda hemen not alan, abid, nâsik Müslüman, Hakk’tan, hakikatten ve istikametten ayrılmayan, Hakk’a hakikate meyleden âlim!

Fatma Türk Toksoy Gazeteci-Yazar

Okulların açılmasına sayılı günler kala size bir üstattan, bir profesörden bahsedeceğim: İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe! Öğrencilerinden herhangi birinin üzerine bir sineğin konması bile ona sıkıntı veren hoca! “Hanîfe” denilen bir çeşit divit ve yazı hokkasını sürekli yanında taşıyıp gerektiği anda hemen not alan, abid, nâsik Müslüman, Hakk’tan, hakikatten ve istikametten ayrılmayan, Hakk’a hakikate meyleden âlim! Sık sık seyahatler yapıp, gittiği yerlerdeki ilim ehliyle görüşüp, onlarla fikir teatisinde bulunarak kendini ve bilgisini sürekli yenileyen öğretmen!

ÖĞRETMENLERE ÖNEM VEREN BİR BABA

Hocasının ismini büyük bir gururla verdiği oğlu Hammâd’a bir öğretmen tuttu, Kur’an’ı öğretmesi için. Hammâd, öğrendiğinde bir tören yaptı. Törende oğlu Fatiha suresini okudu. Bunu dinleyen Ebû Hanîfe vecde gelerek bir kese altın sundu hocaya. Hoca şaşırdı: “Ben ne yaptım ki bu kadar iltifata layık görmektesiniz beni?” diye sordu. İmâm-ı Âzam Efendimiz: “Sen oğluma Kur’an’ın en büyük sûresini öğrettin. İlme başlattın. Allah şahidim olsun ki elim daha geniş olsaydı sana daha da fazlasını verirdim. Ben bu ilim için, bu Kur’an’ın şanını yükseltmek için sana ne versem azdır” diye ilme ve Kur’an’a olan hürmetini dile getirdi. Çocukların eğitimine özen gösteren, varını yoğunu çocuğunun ve fakir öğrencilerinin eğitimi için harcayan cömert öğretmen! O böyle yapmasa öğrencisi Ebû Yûsuf, nasıl İslâm tarihinin ilk kâdılkûdâtı (İslâm devletlerinde yargı sisteminin en üst yöneticisi) olacaktı ki?

SARRAF OLMAYAN NEREDEN BİLİR PIRLANTANIN KIYMETİNİ?

İmâm-ı Âzam’ın öğrencisi Ebû Yûsuf, sahabelerden Sa‘d b. Habte (r.a.)’ın torununun oğluydu. Babasını küçük yaşta kaybeden Yûsuf’a, annesi Rânâ Hanım yün eğirerek veya yünleri örüp satarak bakardı. Çok fakirlerdi. Oğlunun kolunda altın bileziği olsun, bir meslek öğrenip hayatını kazansın ve kendisini de rahatlatsın istiyordu. O yüzden bir kassarın (çamaşır temizleyici) yanına zanaat öğrensin diye çırak verdi. Ne var ki Yûsuf, çıraklık yaptığı ustanın yanından fırsat buldukça kaçıp, Ebû Hanîfe’nin derslerine katılıyordu. Ebû Hanîfe de ondaki parlak zekâyı kabiliyeti görmüş, onunla ilgilenmişti.

Hocasının bu ilgisi onun ilme olan sevgisini daha da artırmıştı. Ama parasızdı, hocasına ihtiyaçlarını da söyleyemiyordu. Bir gün hamama gitti. Çıkışta hamamcı para isteyince: “Ben fakir bir talebeyim. İlim öğreniyorum. Başkasından para alıyorsun. Benden de dua al. Kiminin parası kiminin duası” dedi. Hamamcı hiddetlendi; “Ben bu hamamı dua ile ısıtmıyorum, para, para!” diye bağırdı. Kitaplarını da buna mukabil rehin aldı. Üzülen Yûsuf, annesine durumu anlatıp ağladı. Annesi: “Oğlum, bizim gibilere ilim ne gerek, kaç keredir söylüyorum, zanaata git, zanaat öğren, ben de dul bir kadınım bana da acı!”

Yûsuf tekrar zanaata yöneldi. Annesi gibi fakirlikle ilmin bir arada olamayacağı kanaatine varmıştı. Öğrencisinin gelmediği gören İmâm-ı Âzam onu merak ederek yanına gitti. Yûsuf: “Ya üstat, bu memlekette ilmin kadrini bilen yok. Validem ve ben fakr ü zaruret içindeyiz” diyerek hamamcının yaptıklarını anlattı. Büyük İmam, onu elinden tutup, dükkânına götürdü. Kasalardan birini açıp, eline büyükçe bir pırlanta tutturdu. “Bu pırlantayı al, demirciye, bakkala, hamamcıya götür, fiyatını sor. Kaça alırlar bunu öğren de gel” diye tembihledi. Yûsuf bütün esnafı dolaştı. Bazıları değersiz bir taş sanıp sahip çıkmadı, bazıları da çok az fiyat biçti. Yûsuf hocasına anlattı olanları bir bir. Büyük İmam: “Şimdi de bunu sarraflara götür, onlara göster, fiyatını öğren” dedi. Pırlanta ile bu defa sarrafları dolaştı. Çarşı bir anda karıştı, müzayede salonuna dönüştü. Hepsi de pırlantayı almak için yarışıyordu. Olanları hocasına anlattığında Ebû Hanîfe: “Oğlum, her şeyin kıymetini ancak erbabı takdir eder. Sen pırlantayı demirciye gösterdiğin gibi, ilmini de hamamcıya gösterdin. Hamamcı ilmin kıymetini ne bilir ki? Sen buna darılıp niye ilimden vazgeçiyorsun? İlim bir pırlantadır. Sen ilmi erbabına göstermedin ki evladım, hamamcı ne anlasın pırlantadan? İlmi ancak sarrafı olan âlimler takdir eder, anlar. Cahilleri mazur gör. Sen ilmi ancak âlemleri ihya için oku. Hiçbir zaman maddi hayatın için kederlenme. Çünkü ilim insanı iki cihanda aziz eden tek şeydir” diyerek sadece öğrencisi Yûsuf’a değil, yüzyıllar öncesinden hepimize ders verdi.

VARINI YOĞUNU İLİM YOLUNDA HARCADI

Ebû Yûsuf, artık öğretmeninin yanındaydı. Evden işe gidiyorum diye çıkıp, soluğu derste alıyordu. Bir ay sonra ustasının ücret vermediğini sanan annesi, ustanın yanına gitti. Usta, Yûsuf’u bir aydır görmediğini söyleyince, annesi çok sinirlendi ve onu eve hapsetti. Bunu öğrenen Ebû Hanîfe, yanına gelip, talebesini teselli ederek, eline 50 dinar tutuşturdu: “Bunu annene ver. Bu ayın ücreti de” diye tembihledi. Yûsuf parayı verince, annesi: “Bereketi çabuklaştıran bu İmam’a devam et ve ona sımsıkı bağlan” dedi. Büyük İmam’ımız, bu olaydan sonra ona, durumu yerinde olmayan diğer talebelerine verdiği gibi harçlık vermeye başladı. Ebû Yûsuf: “Ne zaman harçlığım tükense, sanki hemen ona haber veren biri var gibiydi. Ben harçlığımın tükendiği bildirmeden o bunu seziyor ve bana para veriyor, çeşitli ihsanlarda bulunuyordu” diye yâd eder hocasını. “Siz benim kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz” dediği talebelerinin ilim tahsili için varını yoğunu ortaya koyan üstat!

#İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe
#Kur’an
#öğretmen
#Ebû Yûsuf