İki madalyalı şehit: Mustafa Cambaz
04:00, 15/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

Şehit Mustafa Cambaz
Gazeteci Mustafa Cambaz, 15 Temmuz 2016’daki hain kalkışmada çok sevdiği vatanını savunurken göğsünü bulan iki G-3 mermisiyle şehit oldu. O mermiler aslında onun göğsüne takılı madalyalardı…
Gazeteci Mustafa Cambaz önden giden atlıydı. 15 Temmuz 2016’da şehit oldu, göğsünde iki madalyayla! Hain 15 Temmuz darbe kalkışması bütün tazeliğiyle hafızamda. O bitmeyen gece... Haber Müdürü arkadaşımız Fatma Demircioğlu Parlar’ın ağlayarak verdiği haber: Cambaz şehit oldu! Sancı ve sükût…
93C’DEN YENİ ŞAFAK’A
Şehit Mustafa Cambaz’la tanışıklığımız 93C’de başlar desem yeridir. ’90’lı yıllardı. Benim iş yerim Çemberlitaş’ta, Mustafa’nınki Gedikpaşa’daydı. Hemen her sabah Zeytinburnu’ndan 93C’ye biner, işe gider, akşamında da dönerdik. Sonra kader bizi Yeni Şafak’ta buluşturdu. Yazı İşleri’nde uzun yıllar çalıştık. Bir grubumuz vardı. Adil Tek, Fikri Cumhur, Hikmet Gök, Mehmet Şeker ve bendeniz. Kadro bazen genişler fakat azalmazdı. Genelde Çengelköy’de buluşur, Çınaraltı’nda halleşir sonra demlenirdik. Demlenmek dedimse, çay, tütün, muhabbet. Denize karşı oturur, dertleşirdik. Gülüşmelerimiz Boğaz’ın hırçın sularına, ılık ılık esen rüzgâra karışırdı.

Karakalem çalışma: Hakkı Yanık
DOĞRUNUN PEŞİNDE…
Narin biriydi rahmetli şehidimiz. “Yahu bu adam hiçbir şey yemiyor mu?” dedirtecek derecede ince, yaşını göstermeyecek derecede dinç ve diriydi. Sırtında çantası, çantada fotoğraf makinesi. Dert çekmiş, umur görmüştü. Gözleri kaybolacakmış gibi içe çekilmişti lâkin o gözlerden yayılan sıcaklık daima hissediliyordu. Hızlı konuşurdu. Elleri durmazdı konuşurken. Nüktedandı, fıkralar anlatırdı. Kendine has gülmesini de eklerdi anlattıklarına. Emindi. Doğru bildiğinin peşinden mümkünü yok ayrılmazdı. İstanbul’u adım adım gezerek hıfzetmişti. Bir bakmışsın Beyazıt Kulesi’nde, bir bakmışsın Süleymaniye’nin kubbesinde. Yedi tepesini yetmiş kez tavaf etmişti şehr-i cananın. Camilerini, tekkelerini, çeşmelerini, zamana yenik düşüp yitip giden her yerini. Seyahatin insanı arındırdığını düşünen Cambaz, memleketi de köşe bucak gezmiş, sayısız minareye çıkmış, harap çeşmelere -iç geçirerek- bakmış, bıkmadan fotoğraf çekmişti. Bütün ulu camilerin avlularında onun ayak izi vardı. Belki Kastamonulu sanırdınız onu, Taşköprü’den. Belki de Afyon Sandıklı, Yozgat Yerköy, Erzurum Horasan, Mardin Savur veya Giresun Alucra’dan. Ne fark eder, Türk’tü Mustafa. Gümülcine’de yaşarken, “Ben Yunan’a askerlik etmem” deyip genç yaşta çekip gelmemiş miydi Türkiye’ye.
KEDİLER YOLUNU GÖZLÜYOR HÂLÂ
Tanısın tanımasın herkes severdi Cambaz’ımızı. Kalbi temizdi çünkü. Kim sıkışıp yardım istese koşarak giderdi. Arkadaş canlısıydı. Bunu onunla uzun süre yol arkadaşlığı ve sırdaşlık yapan Mehmet Şeker ağabey iyi bilir. Kediler, ‘sırnaşma’nın nasıl bir şey olduğunu Mustafa’yla karşılaşınca gösterirlerdi bize. Nasıl uğraşırdı onlarla. Herkesten para toplar, ciğer alırdı; sosis, süt. Onlarla konuşur, hâlleşir, dert yanardı. Bir yavru kedi kaybolsa, bunu dumanlı gözlerinden anlardık. Ailesini sever gibi severdi kedileri. Fukaralık da yakasını bırakmamıştı hiç. Hangimizin yakası sağlamdaydı ki? Mutluluk biraz da fakirlik demekti o yıllarda. Yürünen yol, paylaşılan kuru ekmek, yaslanılan yıkık duvar demekti.
MENETLER’İN YİĞİDİ
Cambaz, 1963’te Gümilcine’de Menetler Köyü’nde doğmuştu. Bıyıkları terlediğinde Dr. Sadık Ahmet’in fikirlerinden etkilenmiş ve onun teşvikleriyle üniversite tahsili için İstanbul’a gelmişti. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirmişti. Üniversiteliyken evlendiği için, erkenden iş hayatına atılmıştı. Mezuniyetinden yıllar sonra gazeteciliğe başladı ve hain kurşunlar göğsünü bulana kadar Yeni Şafak’a emek verdi.
GÖZ NURU: TÜRKİYE ULU CAMİLERİ
Gazeteciliğinde, sanat tarihi ve mimarî eser fotoğrafçılığı alanında yoğunlaşan Cambaz, yaptığı işi ‘kayıt fotoğrafçılığı’ olarak tanımlar. 2000’li yıllardan itibaren değişik zamanlarda bütün Türkiye’yi adım adım gezer, Türkiye’nin 118 ulu camisinden 10 binin üzerinde fotoğraf çekip kayıt altına alır. Fotoğraf arşivini https:// www.mustafacambaz.com/ web sitesinde bedelsiz olarak araştırmacılara sunar. Rahmetlinin çektiği 10 bini aşkın eser arasından seçilen yaklaşık bin fotoğraf, Türkiye Ulu Camileri adlı 576 sayfalık albümde toplanır. Albüm, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nca yayımlanır (Mayıs 2016, Ankara). Kitabının yayımlanmasından iki ay sonra şehit olması kaderin bir cilvesidir herhalde. Bu eşsiz çalışma için Turan Karataş ve Şaban Abak’a ne kadar teşekkür edilse azdır.

Cambaz ailesi. Soldan sağa: Mustafa, babası Ahmet, ağabeyi Ali ve ablası Sabriye hanım.
ŞEHADETLE GELEN VATANDAŞLIK
Vatan sevgisini herkesin takdir ettiği Mustafa, 15 Temmuz 2016’daki hain kalkışmada Çengelköy’de vatanına siper ettiği göğsünü bulan iki G-3 mermisiyle şehit oldu. Belki de felek onu Gümülcine’den Çengelköy’e şehit olması için getirmişti. Şehit düştükten sonra Türk vatandaşlığına alınan Cambaz, önden giden atlıydı. Bizi dertlerimizle baş başa bırakıp şehit oldu, göğsünde iki madalyayla! O, gözünü kırpmadan 252 memleket evladıyla birlikte vatanı için canını verdi. O gitti, bizler vatanımız için yaşıyoruz. Ülkemizi 15 Temmuz karanlığından -kanlarıylaaydınlığa çıkaran cümle canlara selâm olsun. Kahramanlarımızı unutmayacağız, minnetle anacağız ve bayrağı hiçbir zaman yere düşürmeyeceğiz. Dua, daima dua…
Cambaz’ın hayali
Çalışkan bir insandı rahmetli Mustafa Cambaz. Birçok planı, projesi vardı. Mehmet Şeker ağabey anlatıyor: Ulu Camiler kitabı bir başlangıçtı. Osmanlı Çeşmeleri kitabı bitme aşamasına gelmişti. Sonra Köprüler kitabı vardı. Türk Evi gibi projeler yarım haldeydi. Bu projelerin yarım kalmasını istemiyor gönül. Yok mu ülkemizde onun akim kalmış çalışmalarını tamamlayacak bir meslektaşı? “Hayallerin yetim kalmayacak Cambaz” dedirtecek gönül insanları mutlaka var, inanıyorum… Şehit Cambaz’ı merak edip tanımak isteyenlere Tvnet’in hazırladığı, Cennet Vatanın Fotoğrafçısı adlı belgeseli seyretmelerini salık veririm.

Beş çayı
Mehmet Şeker’le oturduk. “Benim kaplumbağa sorun çıkardı yine” diye şikayete başlayacakken, “Çay içelim” deyip kalktım. Çaylar enfes. Daha ikinci yudumda Nusret Özcan geldi. “Selamünaleyküm, bana da çay lütfen.” Tekrar kalktım, “Hemen” deyip. “Bir çay daha eklesene” diye sesleniyor arkamdan biri. Kim ola? Derbesiyeli Hamit Can bu. Elinde ceket ve kitaplar. Ocağa geçtiğimde, ‘gümüş’ sakallarını sıvazlayan Nusret abi davudî sesiyle mevzuyu açıyor: Şimdi, efendim... O ara, “Hani bize yok mu?” diye ocağa sesleniyor Kadir Demirel. Oturmuş, gözlüğünü siliyor. Hangi ara geldi? Masadan yükselen ses şiirleşip tütün dumanına karışıyor. Uzaktan uzağa ikindi ezanı. Aaa, Mustafa Cambaz! Koşar adım dalıyor içeri. Sırtında çanta, elinde makine. Aniden durup, “Yaklaşın hele” diyor, “Fotoğrafınızı çekeyim. Beş çayı koyarız adını.
Maç var…
Mustafa Cambaz sıkı bir Galatasaray taraftarıydı. Ben iflah olmaz bir Fenerli. Çok maç muhabbetimiz oldu. O, Avrupa kupasından dem vurur ben de “Biz kupalı takım yenmeyi seviyoruz” diye takılır, onu kızdırırdım. Bir gün, “Hafta sonu maç var, kaybeden Sultanahmet’te köfteleri ısmarlar” dedi. “Yine yenilirsiniz, istersen vazgeç” dedimse de ısrar etti. Kavilleştik. Maç oynandı ve çoluk çocuk gittik Sultanahmet’e sözleştiğimiz gibi. Takımı kaybetmiş, hesabı o ödemişti! 15 Temmuz’da da bizim için canını verdin Canbaz’ım. Hakkını helal et ve (şehitler ölmez olduğu için) bize dualarını eksik etme.

Şehit Cambaz’ın Çengelköy’deki kabrinin başında.
O gece ne oldu?
Şehit Mustafa Cambaz, hain kalkışma başladığında arkadaşlarıyla Çengelköy’de oturmaktadır. Bir şeyler olduğu anlaşılınca hemen evine döner. Oğlu Alpaslan, Beylerbeyi’nde askerlerin yol kestiğini, bir şeyler olduğunu söyler. Konuşurlar. Televizyondan izledikleri görüntüler üzerine işin ciddiyeti anlaşılır. Telefonla görüştüğü arkadaşları, “Abi yanımızda darbe oluyormuş haberimiz yok” derler. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın televizyondan yaptığı, “Meydanlara inin!” çağrısının ardından sosyal medya hesabından, “Kalkışmayı yapanlar kalktıkları gibi oturamamalı. Hatta hiç oturamamalı. Başkomutan Erdoğan’ın isteği ve emriyle sokağa çıkıyoruz” yazarak Çengelköy sahiline iner. Asker kılıklı hainler, Çengelköy Polis Karakolu’nu ele geçirmeye çalışmaktadır. Halk, karakolun önüne bir set kurmuştur. Hainler, karakol önünde toplanan vatanseverlere ateş açar. En önde mücadele eden Cambaz, göğsünden iki kurşunla vurularak şehit olur.







