İş dünyasında kurulan kirli çark
04:00, 15/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

Fotoğraf: Arşiv
Devletin kılcal damarlarına sızarak 15 Temmuz’da kanlı bir darbe girişimine kalkışan FETÖ’nün, bu ihanet ağını finanse etmek için özel sektörü nasıl acımasızca sağdığı emniyet istihbarat raporları ve adli belgelere yansıdı. Emniyet birimlerinin MASAK ve KOM verileriyle desteklediği açık kaynak analizleri, örgütün sadece kamu kurumlarını değil, Türkiye’nin ekonomik dinamiklerini de bir “korku imparatorluğu” kurarak rehin aldığını kanıtladı.
“PEY SÜRME” YÖNTEMİ
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ‘Çatı İddianamesi’nin “Örgütün Gelir Kaynakları” bölümünde yer alan ve emniyet birimlerinin operasyonel bulgularıyla da teyit edilen verilere göre, örgütün en önemli gelir kalemini özel sektörden gasp edilen paralar oluşturdu. Bölgesel olarak kurulan sözde “mütevelli heyeti” toplantılarında, esnaf, sanayici, tüccar ve zengin iş adamları adeta bir açık artırma sistemine tabi tutuldu. Emniyet fezlekelerinde, “himmet” adı altında toplanan bu paraların, toplantılarda açık artırmayla rakam yükseltme anlamına gelen “pey sürme” taktiğiyle belirlendiği, şahıslardan o yıl verebilecekleri azami miktarın nakit, çek veya senet olarak tahsil edildiği belgelendi.
SİSTEMATİK HARAÇ
Üst düzey bir yöneticinin duygusal ve manevi bir atmosfer yaratarak yaptığı motivasyon konuşmasının ardından, görevlendirilmiş üyelerin uçuk rakamlar telaffuz etmesi, diğer katılımcıları da daha yüksek bağış taahhüdünde bulunmaya zorlandı. Bu sistem, örgüt içinde yükselmek için de temel bir kriterdendi. Himmet vermeyenler fişlenmekte, «şefkat tokadı» ile cezalandırılmakta ve örgüt hiyerarşisinden dışlanmaktaydı. Güvenlik birimlerinin tespitlerine göre FETÖ, özel sektördeki yapılanmasını çift yönlü bir strateji üzerine kurdu. İlk aşamada hedefteki esnaf, çalışan veya girişimci, dini söylemlerle manipüle edildi. Örgüte maddi yardımda bulunmanın “sevap” olduğu işlenirken, arka planda bu sisteme dâhil olanlara bürokraside ve iş dünyasında “ayrıcalık, kolaylık ve daha fazla para kazanma” vaadi sunuldu. Örgütün ticari ağlarına katılanlara, rakiplerine karşı haksız bir koruma zırhı ve dayanışma ağı sağlandığı saptandı.
“İNFAZ” TEHDİDİ
Örgütün en karanlık yöntemlerinden biri ise “ekonomik infaz” mekanizmasıydı. Emniyet ve yargı raporlarına göre, himmet vermeyi ya da örgüte katılmayı reddeden iş insanları sistematik baskıya maruz bırakıldı. Bu kişilerin şirketleri boykot edildi, iş dünyasından dışlanmaları sağlandı; örgütle bağlantılı vergi müfettişleri, belediye görevlileri ve diğer kamu görevlileri aracılığıyla asılsız cezalar ve soruşturmalarla ticari faaliyetleri hedef alındı. Galip Öztürk ve Nusret Argun gibi iş dünyasının önde gelen isimlerinin yaşadığı tehdit ve şantaj vakaları da FETÖ’nün taleplerine boyun eğmeyenleri düzmece deliller ve hukuki baskılarla ekonomik olarak tasfiye etmeye çalıştığını ortaya koyan en somut örnekler arasında yer aldı.
STK GÖRÜNÜMLÜ İNSAN KAYNAĞI
Emniyet birimlerinin deşifre ettiği yapılanma şemasına göre, yasal kılıflar altında kurulan dernekler, vakıflar, sendikalar, federasyonlar, konfederasyonlar, meslek odaları ve düşünce kuruluşları, örgütün özel sektördeki en büyük ‘insan kaynağı’ ve finans havuzları olarak kullanıldı. İş adamı dernekleri çatısı altında toplanan sermaye, ulusal ve uluslararası arenada örgütün karanlık faaliyetlerini finanse etti.
Devletin imkânlarına çöreklenen kara para çarkı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun karar gerekçesinde ayrıntılarıyla yer alan bilgilere göre, örgüt, kamu kaynaklarını pervasızca kendi çıkarları için kullandı. Kamu ihalelerinin örgütle bağlantılı firmalara peşkeş çekilmesinden, belediyelerce yapılan imar değişikliklerinin FETÖ ilişkili vakıf, dernek ve şirketler lehine yapılmasına kadar uzanan süreç, devletin imkânlarının nasıl talan edildiğini göstermekte. Ayrıca, kamu arazi tahsislerinin bedelsiz devri ve kurumların gizli finansal yatırım planlarının örgüt firmalarına sızdırılması gibi yöntemlerle, FETÖ adeta devleti kendi şirketlerinin bir şubesi gibi yönetti.
Kâr amacı güden kuruluşlar
Güvenlik birimlerinin tespitlerine göre, FETÖ, dini duyguları istismar ederek halkı bilgilendirme ve dayanışma maskesiyle hareket eden bir yapı görüntüsü verse de gerçekte profesyonel bir serbest piyasa oyuncusu gibi şirketleşti. Uluslararası ticaret yapan ve başka ülkelerin piyasalarında “kâr” odaklı faaliyet yürüten bir aktöre dönüştü. Örgütün ayakta kalabilmesi için gerekli olan finansal kaynağı sağlamak adına kurduğu “himmet” sistemi ise tam anlamıyla bir haraca bağlama mekanizması olarak işledi.
Milyarlar kime gidiyor?
Emniyet birimlerinin ulaştığı şok edici bilgilerden biri de toplanan himmet paralarının yüzde 15’lik kısmının, doğrudan “Hoca Payı” adı altında örgüt elebaşı Fethullah Gülen’e aktarılması oldu. Himmet veren kişilere asla söylenmeyen bu durum, paranın gerçek amacını da gizlemekte. Bu devasa kaynak, ABD’de Türkiye aleyhine lobicilik faaliyetlerinde bulunmak, örgüt lehine basın yayın kuruluşlarını beslemek ve örgüte yakın adayların seçim kampanyalarını finanse etmek için kullanılmakta. Sadece bir bağış değil, kaynağı kirli bir sermaye birikimi haline gelen bu “himmet” havuzu, örgütün en büyük gücünü oluşturmaktaydı.
İhale yolsuzluğu ve zoraki bağışlar
FETÖ, ihalelere giren firmaların maliyetlerini suni şekilde artırıp kâr marjını şişirerek, bu kardan “himmet” adı altında pay almaktaydı. Usulsüz dinlemelerle ihaleye giren rakip firmaların stratejilerini önceden ele geçiren örgüt, kendi şirketlerini bir adım öne çıkarmakta. Öte yandan, Kurban Bayramı dönemlerinde “Peygamber adına kurban kesme” hurafesiyle toplanan paralar, zekât ve burs adı altında gasp edilen değerler, kamu personelinin maaşlarından yapılan himmet kesintileri, örgütün karşılıksız gelir kapılarını oluşturmakta.









