Yargının FETÖ ile imtihanı
04:00, 15/07/2026, Çarşamba
Yeni Şafak

HSK Birinci Daire Başkanı Turan Kuloğlu
Yargı teşkilatının FETÖ’den arındırılması ve kurumsal bağımsızlığının inşası sürecinde en kritik aktörlerden biri şüphesiz Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) idi. Yeni Şafak’a konuşan HSK Birinci Daire Başkanı Turan Kuloğlu, o gecenin Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur, Asra Bedel’ romanına atıfla “asra bedel” bir demokrasi destanı olarak hafızalara kazındığını söyledi.
Türkiye’nin aydınlık geleceğini karanlığa gömmek isteyen FETÖ’nün kanlı darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. “O karanlık gecede devletin tüm kurumları ağır bir imtihandan geçerken, en kritik cephelerden birini hiç şüphesiz yargı teşkilatı oluşturdu. Geçmiş darbelerde vesayet odaklarının bir aracı hâline getirilmeye çalışılan yargı, 15 Temmuz’da tam tersi bir refleks göstererek ilk dakikalardan itibaren darbecilerin karşısında, milletin ve Anayasa’nın yanında sarsılmaz bir kale gibi durdu” diyen HSK Birinci Daire Başkanı Turan Kuloğlu şunları söyledi: “Bu büyük direnişin merkezinde, devletimizin başı Sayın Cumhurbaşkanımızın milletimizi meydanlara davet eden kararlı liderliği vardı. Milletimiz bu çağrıya tereddütsüz karşılık vererek tankların, silahların ve ihanetin karşısına imanıyla, cesaretiyle ve vatan sevgisiyle çıktı. Yargı teşkilatı da aynı kararlılıkla, hukuk devleti sınırları içerisinde millet adına darbecilerden hesap sorulması sürecini başlattı.”
15 Temmuz darbe girişiminden sonra yargıdaki arınma süreci nasıl işledi? FETÖ’cüler temizlendikten sonra yargı süreçlerinde ne gibi değişiklikler oldu? Örneğin Türkiye’nin AİHM karnesinde ciddi bir düzelme dikkat çekici. Bu arınma ile ilgisi var mı?
Yargıdaki arınma sürecini yalnızca 15 Temmuz’la başlatmak eksik olur. Bu süreç, yargıya yönelik tehdidin netleştiği 17-25 Aralık sonrasında başlamıştı. Dönemin Adalet Bakanlığı öncülüğünde yargıda anayasal sadakat güçlendirilmiş ve hukuk dışına çıkanlara yönelik soruşturmalar kararlılıkla işletildi. Bu sürecin kırılma noktası olan 15 Temmuz’un hemen ardından HSK, 2500’ü aşkın hâkim ve savcıyı hızla ihraç etti. Bu tarihi adım, diğer kurumlara da örnek olan güçlü bir hukuk devleti iradesinin göstergesiydi. Arınmanın ardından yargıda normalleşme hızlanmış, kararlar anayasal ilkelere daha sıkı bağlandı. Geçmişte hukuk dışı yöntemlerle alınan kararlar, hukuki mekanizmalarla gözden geçirilerek hak ihlalleri giderildi. Bugün gelinen noktada, yargının kurumsal bağımsızlığı geçmişe göre çok daha güçlü bir zeminde. Türkiye’nin AİHM karnesinde yaşanan iyileşmenin temelinde de yargının bu hukuk dışı yapılardan temizlenmesi ve iç hukuk yollarının güçlendirilmesi yatmakta. Kanaatimce 15 Temmuz’un en önemli kurumsal kazanımı, darbenin bertaraf edilmesinin ötesinde, yargının vesayetten kurtularak meşruiyetini doğrudan Anayasa’dan, hukuktan ve millet iradesinden alan kimliğinin sistem içinde sağlam bir şekilde yerleşmiş olmasıdır.

İADEDEN SONRA HSK YENİDEN MESLEKTEN ÇIKARABİLİR
İhraç edilen, ancak Danıştay kararı ile göreve iade edilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları için süreç nasıl işliyor?
HSK, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumakla görevli anayasal bir kurum olarak kararlarını hukuk devleti, delil değerlendirmesi ve yargısal denetime açıklık çerçevesinde almakta. HSK’nın meslekten çıkarma kararlarına karşı Anayasa gereği Danıştay’da dava açılabilmesi, etkili yargısal denetimin en önemli güvencelerinden biridir. 15 Temmuz sonrasında FETÖ ile iltisakı ve irtibatı nedeniyle ihraç edilen hâkim ve savcıların açtığı davaların büyük çoğunluğunda Danıştay, HSK’nın kararlarını hukuka uygun bularak onamıştı. Delil yetersizliği veya usule ilişkin nedenlerle iptal kararı verilen dosyalarda ise HSK, kararın gereğini yerine getirerek ilgili kişileri yeniden mesleğe başlatmakta. Ancak süreç bununla bitmemekte. Göreve iade edildikten sonra ByLock kullanımı, yeni tanık ve itirafçı beyanları veya örgütün mahrem yapılanmasına dair önceden bilinmeyen yeni deliller ortaya çıktığında, HSK bunları değerlendirerek yeniden meslekten çıkarma kararı verebilmekte. Tesis edilen bu yeni kararlar da tekrar Danıştay’ın denetimine tabi olmakta. HSK’nın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna yaptığı itirazların önemli bir kısmı uygulamada kabul edilmekte ve yeni ihraç kararlarının hukuka uygunluğu kesinleşmektedir. Bu dinamik işleyiş, HSK’nın herhangi bir ön kabulle değil, sürekli delil değerlendiren ve her aşamada yargısal denetime açık bir mekanizmayla hareket ettiğini gösterir. Bir taraftan masumiyet karinesi ve bireysel haklar korunurken, diğer taraftan yargıyı terör örgütlerinden arındırma sorumluluğu kararlılıkla sürdürülüyor. Güçlü bir hukuk devleti, yalnızca hataları düzeltebilen değil, yeni delilleri bağımsız yargı denetimi altında sürekli değerlendirebilen bir yapıyı gerektirir. HSK’nın bu dengeli yaklaşımı, yargının bağımsızlığı ile toplumun adalete olan güvenini birlikte koruma anayasal sorumluluğunun somut bir yansımasıdır.
“EŞİME, HER ŞEYE HIZIRLIKLI OL, DEDİM”
Darbe haberini aldığınızda aklınıza ilk gelen ne oldu? Darbecilere karşı nasıl bir refleks gösterildi?
O yıllarda meslekte henüz genç sayılabilecek bir dönemdeydim. Ancak 17-25 Aralık sürecinden itibaren yargı içerisinde yaşanan gelişmeler sebebiyle, FETÖ yapılanmasının o dönemdeki adıyla ‘Paralel Devlet Yapılanması’na ilişkin önemli bir farkındalık oluşmuştu. Bu süreçte kurulan Yargıda Birlik Platformu’nun sekretarya çalışmalarını yürüten ekip içerisinde ben de görev aldım. Dönemin Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının koordinasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında, 2014 yılında gerçekleştirilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinde, hukuk devletini ve millî iradeyi esas alan adayların desteklenmesine yönelik organizasyonların içerisinde aktif olarak görev aldım. Bu süreç, hem teşkilatı yakından tanımamızı hem de yargının anayasal sorumluluğunu daha güçlü şekilde kavramamızı sağlayan önemli bir tecrübe oldu. 15 Temmuz akşamı, Ramazan Bayramı tatili dolayısıyla memleketim Trabzon’un Araklı ilçesindeydim. İlçe belediye başkanı, kamu kurumlarının yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle akşam yemeğindeydik. Bayramın verdiği huzur ve sükûnet içerisinde, herkes günlük hayatın olağan akışı içerisindeydi. Yemekten ayrıldıktan sonra yaklaşık yirmi kilometre uzaklıktaki köyümüze doğru hareket ettik. Yolda, WhatsApp üzerinden gelen mesajlarla olağan dışı gelişmeleri fark ettim. Aracımı yol kenarına çekerek dönemin müsteşar yardımcılarıyla irtibat kurdum ve bunun bir darbe teşebbüsü olduğunu net olarak öğrendim. O anda zihnimden geçen ilk düşünce, geçmiş darbelerin milletimize yaşattığı acılar oldu. 1960 ve 1980 darbelerinin bıraktığı izler hafızamızdaydı. Eşime dönerek, “Her şeye hazırlıklı olmalısın. Darbeler insanları ailelerinden ayırabilir.” dediğimi bugün hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Çünkü darbeler yalnızca anayasal düzeni hedef almaz; insanların hayatını, ailelerini ve geleceklerini de derinden etkiler. Köye ulaştığımda ilk iş olarak meslektaşlarımızla oluşturduğumuz WhatsApp gruplarında iletişime geçtik. Bir taraftan Cumhuriyet başsavcılıklarının ve yargı teşkilatının hukuk içerisinde süratle harekete geçmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşıyor, diğer taraftan soruşturma süreçlerinin gecikmeksizin başlatılması konusunda birbirimize moral ve cesaret veriyorduk. Aynı zamanda köy muhtarı olan ağabeyime ulaştım ve imamla irtibat kurularak selâ okunmasını rica ettim. Sayın Cumhurbaşkanımızın milletimizi meydanlara davet eden tarihi çağrısının ardından tekrar Araklı ilçe merkezine indik. Belediye Başkanımız, kamu kurumlarının yöneticileri ve vatandaşlarımızla birlikte sabah namazına kadar meydanda kaldık. Sabah namazını ilçe merkezindeki camide eda ettikten sonra evimize döndük. Ardından, o tarihte yürüttüğüm Personel Genel Müdür Yardımcılığı görevim nedeniyle vakit kaybetmeden Ankara’ya hareket ettim. Darbecilere karşı hissettiğim duygu, tarif edilmesi güç bir öfke ve derin bir hayal kırıklığıydı. Çünkü devlet, milletin hukukunu, canını ve güvenliğini korusun diye emanet ettiği silahların millete çevrilmesini hiçbir vicdan kabul edemez. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bombalanması, vatandaşlarımızın üzerine ateş açılması, tankların insanların üzerine sürülmesi, hafızalardan silinmeyecek bir ihanetti. O gece herkes bulunduğu yerde imkânı ölçüsünde sorumluluğunu yerine getirmeye çalıştı. Bizim görevimiz de yargı mensupları olarak hukuk devletinin yanında durmak, meslektaşlarımız arasında koordinasyonu sağlamak, Cumhuriyet başsavcılıklarının süratle harekete geçmesine katkı sunmak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek ve milletimizin yanında olduğumuzu ortaya koymaktı. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net söyleyebilirim: 15 Temmuz gecesi aslında herkes kendi asli görevini yaptı. Millet meydanlara çıkarak iradesine sahip çıktı; güvenlik güçlerimizin kahraman mensupları devletini savundu. Yargı ise Anayasa’dan aldığı yetkiyle hukuk devletini ve demokratik düzeni korumak için derhâl harekete geçti. İşte bu yüzden 15 Temmuz, yalnızca bastırılmış bir darbe girişimi değil, milletin, devletin ve hukuk düzeninin omuz omuza vererek demokrasisini koruduğu, Türk tarihinin asra bedel günlerinden biri olarak hafızalardaki yerini almıştır.
FETÖ’cü firari yargı mensuplarının ifadelerinin alınması ve iadeleri konusunda HSK’nın özel bir hukuki girişimi var mı? Bulundukları ülkelerdeki muadil kurumlar nezdinde ne gibi çalışmalar yürütülüyor?
Bu konudaki uluslararası adli iş birliği süreçleri, mevzuat ve uygulama gereği esas olarak ülkelerin Adalet Bakanlıkları arasında yürütülmekte. Suçluların iadesi, adli yardımlaşma talepleri ve uluslararası sözleşmeler kapsamındaki işlemler Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından takip ediliyor. HSK’nın bu süreçteki en önemli rolü ise, firari yargı mensuplarına ilişkin bilgi, belge ve delilleri titizlikle değerlendirerek ilgili Bakanlık birimlerine kurumsal destek sağlamak. Ayrıca HSK, diğer ülkelerdeki muadil kurul ve yargı kurumlarıyla yapılan temaslarda, FETÖ firarilerinin gerçekleştirdiği somut hukuksuzlukları ve delile dayalı değerlendirmeleri paylaşarak sürecin sağlıklı yürütülmesine katkı sunmakta.
“DEVLETİN DİNİ ADALETTİR”
Bundan sonraki süreçte FETÖ ya da benzeri bir yapının yargıya sızmasını engellemek için ne gibi tedbirler alınıyor?
Mesele yalnızca FETÖ ile mücadele meselesi değil. Esas mesele, bundan sonra hiçbir yapı, hiçbir oluşum ve hiçbir vesayet odağının yargı üzerinde etkili olamayacağı güçlü bir hukuk kültürünü kalıcı hâle getirmek. Bizim hukuk ve devlet geleneğimizde çok anlamlı bir söz vardır: “Devletin dini adalettir.” Bu söz, devletin varlık sebebini ve yargının misyonunu tek cümlede özetlemektedir. Adaletin olduğu yerde ne ayrıcalık vardır ne de keyfilik. Adaletin olduğu yerde ne zulüm vardır ne de kişiye göre değişen bir merhamet anlayışı. Çünkü adalet; hakkı, hakkaniyeti, eşitliği ve hukuku bünyesinde barındıran en temel değerdir. Ancak adalet soyut bir kavram değildir. Adaleti hayata geçiren, ona hayat veren hâkim ve Cumhuriyet savcılarıdır. Bu nedenle yargının en önemli güvencesi, bina, teknoloji veya mevzuattan önce insan unsurudur. Anayasamız hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevini açıkça tanımlamıştır. Hâkim ve savcı, görevini yalnızca Anayasa’ya, kanuna ve vicdanına göre yerine getirir. Anayasa, yalnızca bir normlar bütünü değil; aynı zamanda devletin meşruiyetini ve millet iradesini temsil eden temel sözleşmedir. Dolayısıyla hâkim ve Cumhuriyet savcısının öncelikli sadakati de Anayasa’nın öngördüğü demokratik hukuk devleti düzenine olmalıdır. Kendisini görevle donatan anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan herhangi bir örgüt, yapı veya oluşum içerisinde yer alması, hâkimlik ve savcılık mesleğinin özüyle bağdaşmaz. Bu nedenle alınacak en önemli tedbir, sadece denetim mekanizmalarını güçlendirmek değildir. Asıl önemli olan, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının mesleğe kabulünden itibaren eğitim süreçlerinde güçlü bir hukuk devleti kültürü, anayasal sadakat bilinci, kamu etiği anlayışı ve millete hizmet şuuru kazandırmaktır. Hiçbir aidiyet, Anayasa’nın, hukukun ve millet adına kullanılan yargı yetkisinin önüne geçemez. Hâkim ve Cumhuriyet savcısını diğer bütün aidiyetlerden ayıran temel özellik, kararlarını herhangi bir grup, cemaat, örgüt veya ideolojik yapıya göre değil; yalnızca hukuk temelinde vermesidir. Bu sebeple geleceğin yargısını güvence altına alacak en önemli unsur, mesleğe girişten emekliliğe kadar anayasal sadakati, kamu etik ilkelerini ve meslek yeminini yaşayan bir kurum kültürü oluşturmaktır. Kanaatimce, 15 Temmuz’un yargıya bıraktığı en büyük ders de budur. Yargının gerçek aidiyeti yalnızca Anayasa’ya, hukuka ve aziz milletimizedir. Bunun dışında hiçbir aidiyetin yargı yetkisini gölgelemesine hukuk devletinde asla müsamaha gösterilemez. Bu anlayış yerleştiği ölçüde, FETÖ benzeri yapıların yeniden yargı içerisinde örgütlenebilmesi de mümkün olmayacaktır.

Kararlılıkla devam edeceğiz
Gelinen aşamada, yargı teşkilatında FETÖ ile mücadelenin tamamlandığını söyleyebilir miyiz? Bu mücadelenin ne zamana kadar devam edeceğini düşünüyorsunuz?
Ayrıca, FETÖ ile mücadelede geçmişte görev almış ve bundan sonra da rol üstlenecek yargı teşkilatındaki insan kaynağının önemini nasıl değerlendiriyorsunuz? FETÖ ve anayasal düzenimizi, hukuk devletini ve toplumsal barışı hedef alan tüm terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadele, tehditler tamamen ortadan kalkıncaya dek aynı kararlılıkla sürecek. Bu süreçte en büyük gücümüz, hukukun üstünlüğüne ve bağımsızlık ilkesine bağlı nitelikli insan kaynağımızdır. 15 Temmuz sonrasında birçok yargı mensubumuz bu doğrultuda tavizsiz sorumluluklar üstlendi. Nitekim Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek de o dönem sulh ceza hâkimi ve ağır ceza mahkemesi başkanı sıfatıyla FETÖ yargılamalarının hukuka uygun yürütülmesinde kritik görevler ifa etmiş, bu mücadelenin önemli örneklerinden birini sergilemiştir. Terörle mücadelede edinilen bu kıymetli tecrübenin ve kurumsal hafızanın yeni nesil hâkim ve savcılara aktarılması, devletimizin bekası ve gelecekte ortaya çıkabilecek benzer tehditlere karşı hukuk devletimizin en büyük güvencesi olmaya devam edecek.








Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.