Asırlık Kur'an sayfalarına hayat veren ustalar

Büşra Sönmezışık
00:0022/08/2010, Pazar
G: 21/08/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
Asırlık Kur'an sayfalarına hayat veren ustalar
Asırlık Kur'an sayfalarına hayat veren ustalar

İstanbul, Kuran'ın indirilişinin 1400. yılında önemli bir sergiye ev sahipliği yapacak. Türk İslam Eserleri müzesinin envanterine kayıtlı el yazması Kur'an-ı Kerim ve cüzlerin büyük bölümünü ilk defa sanatseverlerle buluşturacak.

Türkiye'de ilk, dünyada da sayılı sergiler arasına girecek olan “1400. yılında Kur'an Sergisi”, Kur'an'ın ilk nüshaları olarak kabul edilen 250 bin yapraklık Şam Evrakı'nın nadir parçalarını gün yüzüne çıkarması açından da büyük önem taşıyor. 19. Yüzyıl sonunda cami büyük bir yangın geçirince evrakların pek çoğu harap olmuş şekilde kurtarılan belgeler arasında seçilenler, 1911'de İstanbul Topkapı Sarayı'na getirilmiş. Koleksiyon, 1913'te Evkaf-ı İslamiye Müzesi bugünkü adıyla Türk İslam eserleri müzesi kurulunca buraya gönderiliyor. Şam Evrakı koleksiyonu, parşömen ve deri cilt örneklerinden oluşuyor. İşte bu evrakların onarım mimarları üç ustanın elinden çıkıyor. Gürcan Mavili, Hatice Karagöz ve Merve Er yaptıkları çalışmalarıyla bu nadide Kur'anları sanatseverlere buluşturmaya hazırlıyorlar. Sergiye açılışına geri sayım yaptığımız şu günlerde Kur'anlar'ın nasıl restore edildiğini onların ağzından dinledik.


ESERİ YENİLEMİYORUZ, ONARIYORUZ

Gürcan Mavili, Mimar Sinan Geleneksel Türk El Sanatları bölümde cilt ana sanat dalında asistanlık yapıyor. Sanatçı, hem Mimar Sinan'dan hem de Süleymaniye kütüphanesinin hocalarından restorasyon dersi almış. 20 yıldır bu işin içinde ve kendisi gibi meslektaşı olan Hatice Karagöz ile beraber çalışıyorlar. Aynı zamanda arkadaş olan iki meslektaş, birbirlerine bilmedikleri konularda da yardımcı oluyor. Gürcan Bey, restorasyonun önemini şöyle açıklıyor; “Hattatların Müzehhiplerin sayıları fazla olsa da geçmişte yapılmış eserler bugün bu işi yapanlara önemli bir kaynak oluşturuyor” diyor. Ona göre Kur'an restorasyonu diğer işlere göre daha özel bir iş. Bunun iki nedeni var birincisi manevi dokusu olması ikincisi “Cilt, kağıt, yazı ve sistemi olarak baktığınızda herhalde Kur'an bunların en üst sınıfı. Hattat en iyi hattını yazmış Müzehhip en iyi tezhibini yapmıştır. Minyatürcü en iyisini üretmiş. Mücerrit ise en iyi cildini yapmıştır”. İşte bu nedenle mesleki anlamda dokuzuncu yüzyıl, Şam Evrakları 1885 yılında Osmanlı'ya ve İstanbul'a geldiği için oldukça önemli. Eserler yangından çıkarılıp getirildiğinden durumları perişanmış. Ekip, Kur'an'ları yaparken orijinaline bağlı kalarak yapıyor ve “Eksiklikleri tamamlıyoruz, eseri asla yenileştirmeye çalışmıyoruz. Cildin eksik parçalarını bütünlüyoruz” diyorlar . Yapılan eserlerin uzun ömürlü olması için de mümkün olduğu kadar kimyasal malzemeden uzak duruyorlarmış. Bu sayede onarım görmüş bir eser 100 yıla kadar yaşayabiliyormuş. Kullandıkları malzemenin geri dönüşümlü olduğunu söyleyen Gürcan Bey, yirmi dakika içinde bir kitabı bozabileceklerini, hiçbir kalıntı ve iz bırakmadan tamir edip tekrar eski hale getirebileceklerini söylüyor. Ama hepsinin bu kadar kolay onarılamadığı durumlarda var. “Aksi giden işlerimizde oluyor. Çünkü bu işte her şey yüzde yüz düzgün gitmiyor. Ters bir yöntem uyguladığınızda eser size kendini iki gün içerisinde gösteriyor” diyor. Avrupa'nın kullandığı ve takip ettiği malzemeleri kullanmaya gayret ediyorlar. Kullandıkları malzemelerin hepsi denenmiş oluyormuş ama her yeni çıkanı ürünü de kullanmıyorlar. Bunun sebebi ise “Her yeni çıkan malzemeyi alamayız. Çünkü deneme ve kullanma aşaması var. Denedikten sonra işimize ne kadar yarayacağına bakıyoruz. Ondan sonra kullanıyoruz” şeklinde açıklıyorlar. Yaptıkları restorasyondan sonra özellikle koleksiyonerlerden çok olumlu tepkiler alıyorlarmış. Orijinaline bağlı kalırken eserleri tam olarak birebir aynısını yapmadıklarını söyleyen sanatçının gayesi; “Biz eserler arasında her zaman mutlaka küçük de olsa bir fark bırakıyoruz. Süslemede ton farkı mutlaka yapıyoruz. Doğrusu budur çünkü. Ben o eseri orijinaline yakın yaptığım zaman sizi aldatmış olurum. Bu benim mesleki anlayışım açısından ahlaki değil.”


ESKİ KAĞITLARI ONARMAK DAHA KOLAY

Hatice Karagöz, kağıt ve parşömen uzmanı. Mesleğine padişah türbelerinde başlamış, bu yüzden o dönemin Kur'anlar'ını çok iyi biliyor. Daha sonra uzun yıllar gayri müslim kütüphanelerde, patrikhanelerde ve kiliselerde çalışmış. Ama bu ekipteki görevi Şam Evrakları'nı restore etmek. Parşömenler üzerinde çalışan Hatice Hanım, burada şimdiye kadar gördüğü eserlerden çok daha farklı şeylerle karşılaştığını söylüyor. 1400 yıllık olan bu eserler, özellikle Şam Evrakları onu çok etkilemiş. İşinin ince detaylarından bahseden Hatice Hanım kimya laboratuvarı ile çalıştığını ve bu sayede bir çok soruna çözüm bulduğunu söylüyor. Sanılanın aksine eski kağıtları onarmanın yenilerinden daha kolay olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor; “Bir 17. Yüzyıl eseri yapmaktansa 1400 yıllık eseri yapmayı tercih ederim. Malzeme ve altın çok daha kaliteli. Son dönemlere yaklaşıkça her şey çok daha fazla vasatlaşıyor, katkı maddesi artıyor ve kağıtlar elinizde kalıyor” diyor. Zahmetli olduğu kadar masraflı bir iş olduğunu söyleyen sanatçı, şu zamana kadar 15 Bin TL'nin üzerinde masraf yaptıklarını söylüyor. Eserlerdeki süsleme restorasyonuna ise pek dokunmuyorlarmış nedeni ise; “Süsleme yaparsak müzehhip ve hattata ben seni geçiyorum demek olur. Bu etik değil”. Bu işi büyük bir titizlikle yaptıklarının ispatı olarak suluboya kullanırken bile dünyanın en kaliteli boyalarını tercih ediyorlarmış. Bunların bütün analizleri yapılmış, raporları bile var. Ama Hatice Hanım dışarıda yapılan işlerde böyle bir kaygı olmadığını söylüyor ve şöyle devam ediyor; “Tamamen pazarlamaya ve satışa yönelik. Piyasadaki diğer restore edilmiş eserler çok kötü. İçim acıyor. Plastik tutkallarla ve ballyle yapılmış restorasyonlar var” diyor. Merve Hanım ise Süleymaniye Kütüphanesi'nde selüloz ve kağıtçılık teknikeri olarak görev yapıyor. Kağıdı önceleri de çok sevdiğini söyleyen Er, Hatice Hanım'ın ve Gürcan Bey'in yanında stajyerlik yaparak başlamış bu mesleğine... “Burada da sergi için restorasyonda çalışıyorum. Deri restorasyonu yapıyoruz. Japon kağıtları kullanıyoruz. Deriyi deriyle değil, Japon kağıdı kullanarak restore ediyoruz” diyor. Hatice Hanım, Merve hakkında şöyle diyor; “Bir kitap geldiğinde direk olarak Merve'ye veririm. Kağıdın eni, boyu ve lif boyu ile kalınlığı bizim için çok önemlidir.”


PİYASADA RESTORASYONA GEREKEN ÖNEM VERİLMİYOR

Hatice Hanım, önceden bu işi yapan pek fazla kişi olmadığını ama son yıllarda kurs merkezleri nedeniyle sayılarının attığını söylüyor. Ama bundan pek de hoşnut görünmüyor. Nedeni ise “Ne yazık ki bizim sanatlara da el alttılar. İsterdim ki kaliteli eğitim verilsin. Geri dönüşümsüz malzemeyle plastik tutkal kullanıyorlar. Bunları eleştiriyorum. Bu tür yerde helvayı çikolata diye yutturuyorlar. Üç dört ayda bu iş öğrenilemez” diyor. Gürcan Bey ise “Bu işin okulunu bitirip beş yıl bir ustanın yanında çırak olarak çalışacaksın ondan sonra ancak mücerrit unvanı verilebiliyor. Ama bugün Meslek Yüksek Okulları'ndan çıkanlara bile 'Artık siz restorasyoncusunuz' unvanı veriliyor” diyor. Aynı zamanda Ayasofya Müzesi'nin hat levhalarının danışmanı olan Hatice Hanım yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor; “Üç sene önce Japonya'dan bir ekip geldi. Malzemelerini de yanlarında getirdiler. Onlar iki gün bize ders verdi biz onlara 30 gün verdik. Şaşırıp kaldılar. 'Bu kadar ince işçilik, bu kadar özveri görmedik' dediler.”