
Eylül ayının gelmesiyle dizi sezonu da açıldı. Balkanlardan Ortadoğu'ya dünyanın birçok ülkesinde hem keyifle izlenen hem de kritik tartışmalara neden olan Türk dizileri, kendi başına bir sektör oluşturdu. Kimi zaman günah keçisi olarak görülen, kimi zaman umut vaat eden 'Türk Dizileri' olgusunu yazar Sema Karabıyık ve senarist Ahmet Tezcan ile konuştuk.
Dünya genelinde 300 milyon insan her akşam ekran karşısındaki yerini alıyor. Bu sayı neredeyse Amerika'nın nüfusuna eşit. Dünya genelinde günlük televizyon izleme sürelerinde 8,5 saatle Amerika ilk sırada yer alırken sıralamada ilk ona giren Türkiye'de de milyonlarca kişi yaklaşık 4 saatini ekran başında geçiriyor. Ekran başında geçen bu saatlerde en çok tercih edilen yapımlar ise diziler. Prime time yayın periyodunun yüzde 65'ini diziler oluşturuyor. Eylül ayında başlayan 2014 - 2015 kış döneminde 90 farklı yerli dizi yayında olacak.
Reklam pazarını ele geçiren, sinema filmi ihracatını katlayan ve turizme direk etki eden dizi ihracatının ortaya çıkardığı 'Dizi Ekonomisi' ise rekora koşuyor. Dizi ihracatı gelirleri 2008'de 10 milyon dolar seviyesindeyken, geçtiğimiz yıl bu rakam 150 milyon dolara ulaştı. Türk dizilerinin 75 ülkede 400 milyon kişiye ulaştığı tahmin ediliyor. 12 bin saati geçen bu yayınlara halkın ilgisi oldukça yüksek. Sadece Ortadoğu'da 300'den fazla televizyon kanalı Türk dizilerini yayınlıyor.
Türk dizilerinin turizme direk etkisi olduğunu vurgulayan uzmanlar, yayında olan dizinin çekildiği bölgeye göre yıllık turist taleplerinin değiştiğini vurguluyor. Birçok sektörü etkileyerek ekonomiye müdahil olan dizilerin kültürel etkileri ise tartışma konusu. Gümüş dizisinin final bölümünü Arap ülkelerinde yaşayan 85 milyon kişi izlemiş ve kırılması güç bir rekora imza atmıştı. Bu yoğun ilgi bir takım soru işaretini de beraberinde getirmiş, Arap basını 'Nur' ismiyle yayınlanan dizinin ardından Arap ülkelerinde boşanmaların arttığını iddia etmişti.
Bu iddialar din adamlarınca da sıkça dile getiriliyor. Yasak ilişkilerin, aile yapısını etkileyen senaryoların gençlere olumsuz örnek olduğu konusunda uyarılarda bulunan din adamları, dizilerin yasaklanması talebinde bulunuyor. İran, Filistin, Mısır ve Suudi Arabistan'da bazı din adamları Türk dizilerinin İslam'la örtüşmeyen yaşam tarzını dayattığını ve aile yapısını bozarak boşanmaları tetiklediğini vurguluyor.
Özellikle Arap dünyasındaki Türk dizilerinin etkileri kimi zaman üniversiteler bazında bilimsel araştırma projelerine konu olurken, geçtiğimiz yıl Stockholm Zita Sineması'nda 'Televizyon dizilerinde Türk Dalgası' adı altında bir panel düzenlendi. Diğer yandan Türk dizilerinin en yoğun talep gördüğü ülkelerden biri olan Yunanistan'da ünlü Yunan yönetmen Nina Maria Paschalidou Türk dizileriyle ilgili bir belgesel çekmişti. New York Times gazetesinde Michael Kimmelman da köşesinde 'beyaz ekran'ın gücü sayesinde Türklerin Arap kültürünü değiştirdiği iddia etmişti.
Kimi uzmanlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın izlediği Filistin politikasının dizilere olan ilgiyi arttırdığını, dünya arenasında yükselen bir değer haline gelen Türkiye'ye olan merakı ve hayranlığı beslediğinin altını çiziyor. Özellikle Türkiye'ye komşu ülkelerde Türkçe kurslarına olan ilgi artışını da dizilere bağlamak mümkün. Hatta yükseköğretim için Türkiye'yi tercih eden öğrencilerin son birkaç yılda artış gösterdiği ve bunda da dizilerde gördükleri yaşam tarzını yakından görmek isteyenlerin etkisi olduğu düşünülüyor.
Ekranların nabzını tutan ve özellikle popüler kültür üzerine yazdığı yazılarıyla bilinen Yeni Şafak yazarı Sema Karabıyık, dizilerin ekranlardaki baskınlığını ve ilgi yoğunluğunu “Hikaye anlatmak da dinlemek de bir ihtiyaç ve önceki zamanlarda halk hikayeleri, masallar, 19. Yüzyılda roman, günümüzde ise diziler varlığını bu ihtiyaca borçlu" şeklinde açıklıyor. Fakat dizilerin sunduğu hikayelerin bir değerler krizinin kapısını araladığı herkes tarafından kabul ediliyor.
Sema Karabıyık, dizilerin yaşanan değerler krizinin sebebi olmadığını, sonucu olduğunu vurguluyor. Toplumdaki yozlaşmanın sebebi olarak sadece dizilerin sorumlu tutulmasının sağlıklı olmadığının altını çizen yazar, popüler romanların da içerik olarak dizilerden bir farkı olmadığını söylüyor.
Türk izleyicisinin aynı temalardan sıkıldığını ancak yeni pazarların talebini karşılamak adına dayatma senaryoların gündemde olduğunu söyleyen Karabıyık, ekranın farklı Külkedisi masalı versiyonlarının işgali altında olduğunu düşünüyor. Bu projelerde yoksulluğun, fakirliğin kurtulunması gereken bir hastalık olarak sunulduğunu, sınırsız bir zenginliğe sahip olmayan herkesin yoksul olarak gösterildiğini, iyi niyetli olmanın aptallıkla eşdeğer tutulduğunu, kötü karakterlerin güçlü karakterler olarak yazıldığı konusuna dikkat çekiyor.
“Diziler gazetelerin ikinci sayfasıyla üçüncü sayfasının karması gibi" diyen yazar Sema Karabıyık, “Malum ikinci sayfada zenginlerin hayatı nasıl yaşadığı anlatılır üçüncü sayfada ise yoksulların nasıl öldüğü" tespitinde bulunuyor. Zengin - fakir çatışmasından doğan ve beslenen, Modern Külkedisi olarak anlatılan dizilerde yoksullar gibi ölmemek için zenginleşmek gerektiğinin altının çizildiğine dikkat çeken yazar, bunun yolunun da okumak, meslek sahibi olmak yerine bir zengine aşık olmaktan geçirildiğine dikkat çekiyor.
“Dallas kodu ile üretilen yerli diziler başlangıçta büyük şaşkınlıkla izleniyor ama zamanla tema tekrarından dolayı normalleşiyor. İçinde yediden yetmişe aile fertlerini barındırsa da maalesef 'aile' diyemiyorum dizilerdeki ailelere. Aileyi merkeze almış gibi gözüküyorlar ama anlatılan aile olmaktan uzak, aynı mekanı zoraki paylaşan kişilerin bireysel hikayeleri. Aile bir yük, özgür olmanın önündeki en büyük engel, başarıya giden yoldaki fazlalık olarak sunuluyor dizilerde."
Dizilerin büyük çoğunluğunda baba karakteri olmadığının altını çizen yazar, özellikle şehirde yaşayan genç kadınların ailesi olmadığının altını çiziyor. Hikayenin başlangıcında baba ya da koca baskısından kaçan kadınların ekonomik bağımsızlık ve ayaklarının üstünde durmak gibi hedefleri olduğunu ama yeni bir aşka yelken açtıklarını ve konunun mutlaka aşka bağlandığının altını çiziyor.
Geleneksel kodlarından koparılan babaların, modernleşen kadınların bireyselleşme yolunda atılan en büyük adım olduğunu belirten Sema Karabıyık, “Bireyselliğin beklendiği kadar verimli olmadığını, ailenin toplumun çimentosu olduğunu, sağlıklı bireyler sağlıklı iletişim için aileye ihtiyaç olduğunu keşfeden Hollywood aileye önem veren senaryolara yöneldi ama bizim henüz gidilecek yolumuz var" diyor.
Tüm bunlara rağmen çok iyi niyetle yola çıkılan projeler de olduğunu belirten Sema Karabıyık, bir süre sonra senarist hikaye üzerinde kontrolünü kaybedebiliyor, reyting baskısı galip geliyor ya da reyting alabilmek için farklı yollara sapıldığından senaryo kontrolden çıkıyor, vurgusunu yapıyor. Değerlendirirken överken ya da eleştirirken genelleme yapmanın sakıncalı olduğunu belirten yazar proje bazlı değerlendirmelerin daha sağlıklı olduğunu belirtiyor.
Türkiye edebiyatında 'Maraş ekolünü' temsil eden şair ve yazarlardan yedisinin hayatından kesitleri TRT 1 ekranından izleyiciyle buluşturan Yedi Güzel Adam dizisinin senaristi Ahmet Tezcan ise piyasada sadece kötü örnekler olmadığının altını çiziyor. İsmini şair Cahit Zarifoğlu'nun kaleme aldığı 'Yedi Güzel Adam' şiirinden adını alan dizi, aynı lisede okuyan 7 gencin, dostluklar, edebiyat, şiir, adanmışlık ve aşk ekseninde gelişen hayatlarını anlatıyor.
Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Alaattin Özdenören, Mehmet Akif İnan ve Ali Kutlay'ın yaşamları üzerinden gençliğe ideal rol model çizgisini sunan dizi, yayınlandığı ilk günden bu yana büyük bir beğeni ile takip ediliyor.
Senarist ve yazar Ahmet Tezcan, sinema dahi Türkiye'de 'sektör' olamamışken TV dizilerinin bir sektör olarak tanımlanamayacağını söylüyor. Reklamsız 1,5 saat süren dizilerin, özetler ve reklamlarla neredeyse 4 saat sürdüğünü belirten yazar, bunun Türkiye'ye has bir acayiplik olduğunu düşünüyor.
Dizi piyasasında 'kuralsızlık' ve 'taklitçilik' hakim diyen Ahmet Tezcan, Yedi Güzel Adam projesine sosyal medyada görülen ilginin reyting tablolarına yeterince yansımamasının da çarpık dizi piyasasının reyting sistemlerinin güvenilmezliğine bağlıyor. Reyting sisteminin çıkar amaçlı kullanımlara açık bir sistem olduğunu vurgulayan Tezcan, 'dizilerin başarıları hangi ölçüyle değerlendirilecek' diye sormak gerektiğini belirtiyor.
r
Yedi Güzel Adam projesini “Dünya ve insana bakış noktasında bir duruşa sahip 7 yazar ve şairin hayatından esinlenerek ülkenin tam anlamıyla bir kaos yaşadığı dönemi hakkaniyete en yakın bakış açısıyla anlatmaya çalışan bir dizi" olarak tanımlayan dizinin senaristi Ahmet Tezcan, Yedi Güzel Adam'ın bulunduğu zamanın mevcut sisteminin eleştirisini yapan bir yapım olmasından ötürü belki bugüne kadar yapılmış diziler arasında en riskli ve zor olanlarından biri olduğunu belirtiyor.
Mevcut piyasanın arz-talep dengesi gözetildiğinde dizilerin 'seyirlik' şansı olabileceğini ama o zaman da 'arşivlik' değeri kaybedebileceğini vurgulayan yazar, bu noktada bir tercih yapmaları gerektiğini ve TRT ile yapımcı firmanın arşivlik bir çalışmayı tercih ettiklerini belirtiyor.
“Yedi Güzel Adam projesinin bugüne değil yarınlara hitap ettiğini düşünüyorum" diyen Tezcan, ülkede başlatılması gereken yeni bir karakter inşası için bu projenin ilk harç olacağını belirtiyor. Tezcan'a göre bu tarz yapımlar artacak ve çeşitlenecek. Dizilerin şu anda 'eğlence' kavramı üzerinden yürüdükleri için topluma etkilerinin zayıf olduğunu söyleyen Ahmet Tezcan, asıl etkiyi yapımlar 'düşünce' rayında yürümeye başladığında göreceğimizin de altını çiziyor.













