Kanserle dans
00:00, 30/03/2014, Pazar
Yeni Şafak
Kanserle dans
Tomurcuk, fidan oldu, fidan ağaca, ağaç büyük bir ormana dönüştü. Onlar KANSERLE DANS ailesi. Hem kanserli hastalara umut oluyorlar hem de bu hastalığa dair büyük işler başarıyorlar. Dedikleri tek bir şey var: 'Ya sen, ya ben, ya da sevdiğimiz; ''Kanserle Dans'' ettik, ediyoruz, edeceğiz…
Hepimizin hayatında vardır böyle bir hikâye… Kanser ve onun ürküten yüzüyle. Bir anda bir haber alıyorsunuz ve olduğunuz yere çöküyorsunuz. Ben de yaşadım bu duyguyu, dedemi ve çok sevdiğim Halil amcamı kaybettiğimde. İkisine de akciğer kanseri teşhisi konulmuştu ve ikisi de 15 gün içinde bu dünyadan göç etmişti. Ancak uzmanların da dediği gibi 'Erken teşhis' olsaydı belki yaşayabilirlerdi… Ama artık gelişen tıpla birlikte kanserden ölümlerin sayısı azalmaya başlıyor. Çünkü insanlar artık daha bilinçli, kendi kendini kontrol edip, bir hekimden yardım alıyor ve KANSERLE DANS bu noktada başlıyor. Aslında korkulmaması gereken bir hastalık kanser. İki özel kadın var kansere karşı dimdik duran ve tüm kanser hastalarıyla ailelerine müthiş destek olan. Onların da dediğimiz gibi bir hikâyesi var.
AMERİKA'DAN TÜM DÜNYAYA
Kanserle Dans Derneği kurucuları, ortaokul senelerinde aynı sınıfı paylaşan ve sonrasında 20 sene boyunca birbirini sadece birkaç kere gören Amerika'da New York'ta yaşayan Esra Ürkmez ile California'da yaşayan Ebru Tontaş. Yolları 2011'in son aylarında Esra'nın babasına konulan pankreas kanseri teşhisi ile kesişiyor. Babasının hastalığı boyunca Esra'ya gerek telefon gerek mesajlarla destek olan Ebru'nun babasına da 2012 yılının ilk ayında kanser teşhisi koyuluyor. Babasını kısa sürede kaybeden Esra ve Ebru ile birlikte elde ettikleri bilgileri paylaşmaya karar veriyorlar ve Nisan 2012'de blog ve Facebook sayfasını kuruyorlar. Sayfalar kısa sürede hem Türkiye'de hem de dünyanın birçok ülkesinde inanılmaz bir ilgiyle karşılanıyor. Tüm kanser hastaları ve aileleri deneyimlerini paylaşıyor. Kısacası Kanserle Dans topluluktan öte kocaman bir aile oluyor.
Antalya'da düzenlenen 5. Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde tanıştığımız Kanserle Dans Derneği'nin kurucularından Esra Ürkmez'le kanseri ve kanserle dansı konuştuk.
ÜCRETSİZ DERSLER
Niye kanserle dans?
Her savaş yeni düşmanlar yaratır. Kanser ve tedavisi farklı ritimleri, inişleri ve çıkışları olan ve kişiye uzun süre eşlik eden bir ortak gibi. Bu dansa kimse isteyerek kalkmıyor. Başlayınca kanseri tanıyıp, bir sonraki adımına uyumla karşılık vermeye çalışıyor.
Hedefleriniz, neler?
Ankara'da pilates derslerine başlıyoruz. İstanbul'da psikoterapi ve yasam koçluğu seanslarımız başlıyor. Onun dışında yaz aylarında Denizli'den başlayarak bütün sahil şeridini ve büyük şehirleri dolaşacak bir meme ve kolon kanseri erken teşhis tarama turumuz olacak.
Hastalara ve hasta yakınlarına neler önerirsiniz?
Bu hastalık süreci bir dans gibi, tek başına bir dans değil... Hep beraber doğru adim ve ritimlerle devam eden bir dans... O yüzden bu süreçte yalnız olmadığınızı bilmeniz, bizim ve bizler gibi derneklerin yanınızda olduğunuzu unutmamanızı isteriz.
İlginç bir hikayeniz var mı?
Bizim Youtube'da mamografi, kendi kendine muayene ile ilgili videolarımız var. Mamografi videomuzu, bir gönüllümüz paylaşıyor. Hocalarından biri mamografi sonucunda meme kanseri olduğunu öğrenip, tedaviye başlıyor. Ve bizim bunlardan aslında haberimiz de olmuyor. Ben Ebru ve beni iki su damlası gibi görüyorum, damlayıp etrafında kocaman halkalar oluşturan. İşte o halkalar simdi bizden aldıkları güç ile gönüllerini birleştirip bir okyanus oluyorlar.
GÖNÜLLÜ OLABİLİRSİNİZ
Gönüllü olabilir miyiz?
'Gönüllüyüm' demek, yardım etmek istiyorum demek yeterli. Her birimiz bir damla, ve her birimizin ayrı bir görevi var. Her birimizin katkısı olabilecek her projeye açığız. Gönülleri olduktan sonra, kanserle dans ailesine girmişler demektir.
Kemoterapiye elveda
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği önderliğinde bu yıl 5.si düzenlenen Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde konuşan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alper Sevinç, 'Öyle kanserler var ki sadece hedefe yönelik ilaçlardan ya da bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlardan fayda görüyor. İkinci grup hastalar da hem kemoterapiden fayda görüyor hem de bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlardan fayda görüyor. Mesela böbrek kanserleri ülkemizde 5 tane ilaç var. Bu ilaçlar sayesinde, bu tür hastalara kemoterapi uygulamıyoruz. Hastalık ilerlediyse bir hedefe yönelik ilacı bırakıp diğer hedefe yönelik ilaca geçiyoruz. Yani yine kemoterapi almıyor. Malign melanomda da önceden kemoterapi uygulanıyordu. Hastaların çoğu fayda görmüyordu. Önümüzde yeni bir dönem var. Kemoterapisiz tedavi' dedi.
Prof. Dr. Sevinç şöyle devam etti: Malign melanom, cilt kanserleri içinde en az görülen ancak ilerleme potansiyeli bakımından en önde gelen kanser. 2011 yılından bu yana bu cilt kanserinde inanılmaz bir şekilde gelişmeler görüldü. Bağışıklık Sistemini Güçlendirme ve Genetik Tedaviler var. Elimizde bağışıklık sistemi hücrelerini aktive eden ilaçlar var. Bu ilaçlar bir süre sonra birçok kanser tedavisinde kullanılabilecek.
SİGARAYI HAYATINIZDAN ÇIKARIN
Sadece cilt kanseri değil tüm kanser türlerinden korunmanın birinci yolunun sigaradan uzak durmak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sevinç, 'Savaş Ay'ı kaybettiğimizde çok üzüldük ama bu hastalık sigaraya bağlıydı. Sigara içenler neden sigara içmeye devam ediyor? Eğer ailenizde biri akciğer kanseri olmuşsa, siz sigara içtiğiniz için ondan 10 yıl önce akciğer kanserine yakalanırsınız. Bırakamayan kişi bizim için potansiyel kanser hastası' dedi.
Düşmana bir darbe de frekanstan
Bir telefonla tanıştık Dr. Sinan Akkurt'la ve ilginç hikayesini dinledik. Bundan beş sene önce annesine karın zarı kanseri teşhisi konulan Dr. Akkurt, 32 haftalık hamile kız kardeşinin de aynı hafta içinde meme kanserine yakalandığını öğreniyor. Annesi ve kız kardeşi kanser tedavisine başlarken, çok da yabancı olmadığı 'Biyorezonans' yöntemini de onlara uygulamaya başlıyor. Kanser tedavisiyle birlikte biyorezonansla geçen yedi ayın sonunda ikisinde de kanser hücresi kalmıyor. 'Belki başkalarına da yardımcı olurum' diyerek girdiği yolda konunun uzmanı oluyor. Dr. Akkurt ile biyorezonansı konuştuk.
Biyorezonans nedir?
Kuantum fiziğine göre her atomun etrafına yaydığı bir titreşim var. Bu titreşim belli bir dalga boyu ve frekansındadır. Aynı mantık hücreler için de geçerli. Hücrelerin de etrafına yaydığı bir titreşim var. Biyorezonans, bu dalı inceleyip tedavi yapılan bir alan. Biz bu metodla frekansı elimizde olan tüm maddeleri tespit edebiliyoruz.
Kanserde uygulanır mı?
Elbette kanserde de tamamlayıcı, destekleyici bir tedavi olarak kullanılabilir. Benim kanser hastalarım kemoterapiye rahat giriyorlar. Kemoterapinin yan etkilerini azaltıyor.
Peki, onkologlar da hastalarını biorezonansa yönlendiriyor mu?
İletişim halinde olduğumuz, hastalarını bize yönlendiren onkologlar var.
Nasıl uygulanıyor?
Yardımcı araçlarımız var. Hücrelerin frekanslarını tespit edip, uygulamayı yapan cihazımız var. Elektrotlarla vücudun neresinden bilgi alacaksak o bölgeye uygulama yapıyoruz. Bir saat kadar sürüyor bir seans.
Ailesi kilolu olan kızarmış patatesten uzak dursun
Pek çok kişiden 'Kızartma bana kilo aldırıyor' cümlesini duymuşsunuzdur. Hatta kendiniz için de bunu söylüyor olabilirsiniz. Bazılarına baktığınızda 'Yiyor yiyor kilo almıyor' dediğiniz de olmuştur. İşte bu noktada Harvard'lı araştırmacılar devreye giriyor. Pek çok kişinin yedikten sonra suçluluk hissettiği kızarmış gıdalar aslında herkese kilo aldırmıyor. Araştırmalara göre, kızarmış gıdalar obeziteye genetik olarak yatkın olan kişilerde daha fazla kilo alımına neden oluyor. 37 bin kişiye haftada dört kez kızarmış patates, tavuk gibi ürünler yedirildi. Bir süre sonra bakıldığında genleri obeziteye yatkın olanların, diğerlerine göre iki kat fazla kilo aldığı görüldü. Dolayısıyla bazıları gerçekten kilo ve yiyecekler konusunda daha şanslı çıktı.
Stres çocuk sahibi olamamanın nedeni değil
Çağımızın sorunu stres, hayatı çekilmez hale getiriyor ancak uzmanlar, çocuk sahibi olamamanın nedenini strese bağlamıyor. Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr.Aret Kamar, 'Çocuk sahibi olamamanın nedeni büyük olasılıkla stres değil. Stresin kısırlığa yol açtığına dair bir kanıt yok' diyor. Stresi azaltmanın yollarını sıralayan Op. Dr. Kamar, 'Eşinizle konuşun. Yalnız olmadığınızın farkına varın. Çok fazla kafein almaktan kaçının. Gerilimi azaltmak için düzenli egzersiz yapın. Eşinizin ve sizin de rahat olduğu bir tedavi planı yapın' şeklinde öneri veriyor.
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.