
Tarihçi ve aynı zamanda bir çikolata tutkunu olan Saadet Özen, çikolatanın yerli tarihi üzerine önemli bir çalışmaya imza attı. Özen’in anlattıklarına göre çikolata Osmanlı’da ‘Frenk’ Avrupa’da ise ‘egzotik’ bir tat olarak damaklarda lezzet buldu.
Geçtiğimiz Ocak ayında İstanbul’da Nestle Türkiye Çikolata ve Şekerlere Grubu’nun ana sponsorluğunda Türkiye’nin ilk çikolata sergisi açılmıştı. Buradan hareketle aynı zamanda bir çikolata tutkunu olan tarihçi Saadet Özen çikolatanın yerli tarihini kaleme aldı. 17. Yüzyıldan bu yana hayatımıza giren çikolatanın zaman içinde yüklendiği toplumsal ve kültürel anlamlarının nasıl değiştiğini araştıran Özen, çikolatayla keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.
Çikolata, Osmanlı’ya geldiği ilk dönemlerde ithal olması nedeniyle oldukça kıymetli bu yüzden pahalı bir ürün. Öyle ki, seri üretime geçilene dek bir çikolatanın fiyatıyla üç çift çizme alınabiliyor. Sanayi devriminden sonra ucuzlamasıyla birlikte markalar devreye giriyor. Böylece çikolata tüketimi biranda patlama yapıyor ve üretim birkaç yıl içinde yaklaşık on katına çıkıyor. Özellikle Cumhuriyet sonrasında çikolata piyasası savaşlardan etkilense de varlığını her daim korumuş. Bu etkinin sebeplerinden biri çikolata satışlarını artırmak amacıyla promosyon malzemeleri oluşturması. Buna bağlı en yakın örnekler 1905’te Sultan II. Abdülhamit zamanına rastlıyor. Her ürünün içinden resimli kartlar çıkıyor. Peki bu kartlar ne işe yarıyor? Belli seriler halinde basılan kartlar biriktirilerek albüm yapılırsa karşılığında hediye veriliyor. Firmaların yaptığı bu uygulamayla aileler çocuklarını teşvik eder hale geliyor. Özellikle Cumhuriyet sonrası çikolata ambalajlarında kadın simgesi de kullanılmış. Bu yöntem, çikolata satışlarının artmasında etkili olmuş.






