Pazar günleri sevimsiz somurtkan uykulu bir ihtiyar

Merve Akbaş
04:0030/04/2023, Pazar
G: 29/04/2023, Cumartesi
Yeni Şafak
Zeliha Eliaçık.
Zeliha Eliaçık.

Pazar günleri hepimizin kendimize daha fazla vakit ayırma günü. Ama rutinlerimiz bozulduğu için kendisiyle aramız bir türlü düzelemiyor. Bu konuda gazeteci-yazar Zeliha Eliaçık da bizimle hemfikir. Eliaçık, “Pazar günü bir insan olsaydı şen şakrak dans eden bir cumartesinin yorgun düşmüş, neşesi kaçmış, uzun bir balodan sonra koltuğa yığılmış hali olurdu” diyor.

Şair Didem Madak, Ah’lar Ağacı’ndaki “Ve etimoloji Eti’lerden kalma/ Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam. / Ve yanılmıyorsam yalnız insanların, / Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman” mısralarıyla pazarları yeniden aklımıza düşürüyor. Tabii ki pazar denilince hepimizin aklına gelenlerden biri kahvaltı sofraları. Galiba yalnız veya kalabalık olsak da insanın kendine daha fazla zaman ayırma günü, bu gün olabilir. Bazen duvarlara bakarken boşluğa dalma, bazen de işlerin arasında kaybolma günü... Bu düşünceler eşliğinde gazeteci - yazar Zeliha Eliaçık’a da önce pazarları seviyor musunuz, diye soruyoruz. “Hayır sevmiyorum” diyor net biçimde. Bunun için sağlam nedenleri de var: “Pazarlar zihnimde çocukluğumdan kalma çamaşır ve iş günü şeklinde resmedilmiştir. Evdeki iş curcunası nedeniyle hiçbir zaman Pazarları sevmedim. Yetişkin yaşıma eriştiğimde ise Pazar gününün okuldan veya işten önceki son tatil günü olması beni ‘pazar keyifleri’nden hep alıkoydu.”

AVRUPA’NIN PAZARLARI SIKICI, ORTA DOĞU’DA İSE PAZAR YOK

Daha önce dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Eliaçık, Avrupa’nın pazar günlerini de oldukça sıkıcı bulduğunun altını çiziyor. Ama Ortadoğu başka... “O dönemde pazar ‘yewm al ahad’ yani ilk iş günüydü” diyor Eliaçık ve ekliyor: “Uzun süre pazarlarım cumartesiye cumartesilerim cumaya evrildiği için pazarları unutmuşum.”

Kendisinin hayata dair rutinlerim yok, bu nedenle pazarlar için de rutini yokmuş. Peki bize klasik bir Pazar gününüzü tarif eder misiniz, diyoruz. “Statik işlerden ritüellerden çabucak sıkılan birisi olarak bir kalıba döküp dondurduğum ya da kendini tekrar eden bir ‘klasik pazarım’ yok” diyerek adeta bu sorumuza da takla attırıyor. Ama pes etmiyoruz, yeni bir soruyla karşısındayız: “Pazarları sıkıntı olmaktan kurtarmak için öneriniz nedir?” Bu soruya verdiği cevabın son cümlesi tam da bu “köşe” için biçilmiş kaftan: “Alman bir şair pazar için ‘Tanrının günü’ der. Yani o gün sessizliğin, dinginliğin günüdür bu da Tanrının hakkıdır. İbadet için ayrılmıştır. Romalıların Güneş Tanrısı’na has kıldıkları bir günmüş. Huzurun günü olacakken ilahi bir havası da olmadığı bizim elimizde gerçekten sıkıcı bir güne dönüşmüş. İç sıkıntımızı diğer günlere de pay etmek ve pazarın yükünü biraz hafifletmek. Hangi gün olursa olsun müzik dinlemek ve yürümek günün içinden geçip gitmek ve can sıkıntısını havaya, suya etraftaki insan ve hayvanlarla pay etmek olabilir. Ya da en iyisi pencere, gelip geçenleri izlersin hiç değilse.”

ELİMDE NE VARSA ONU OKURUM

Pazar günleri özel olarak izlediği bir film ve kitap yok. Örneğin kitap olarak elinde ne varsa onu okuyor. Tabii ki özellikle pazar günleri görmek istediği arkadaşları da yok. Pazar günü illa olmak istediği bir mekân yok ama sevdiği semtler, kafeler var: “Beylerbeyi sahil kafelerinde çok otururdum eskiden. Tercüme yapıyordum. Köy kahvesi oradaki sevdiğim mekândı. Artık eskisi gibi değil. Kuzguncuk da çok uğradığım yerlerden.”

EVE DÖNÜYORSAM KÖTÜ BİR PAZARDIR

“En güzel ve en kötü geçen pazar gününüz hangisi?” diye sorduğumuzda ise hayatının farklı yıllarını farklı şehirlerde, ülkelerde geçirmiş biri olduğundan şaşırmadığımız bir yanıt alıyoruz: “Yolda ve seyahat halindeysem mesela pazar yola çıkıyorsam o gün en güzel gün, ertesi gün iş başı olduğu için eve dönmek zorundaysam bu kötü bir pazar.” Pazarları çalışabileceğini söyleyen Eliaçık, “İşimin büyük kısmı okumak, yazmak, araştırmak ve düşünmekle alakalı” diyor ve ekliyor: “Haftanın her günü çalışıyor gibi hissediyorum. Kurumsal olarak mecbursam, bitmesi gereken bir işim varsa evet çalışırım.”

UZUN BİR BALODAN SONRA KOLTUĞA YIĞILMIŞ BİRİ

Ve gelelim son ve en zor soruya: “Pazar günü bir insan olacak olsa nasıl birisi olurdu?” Eliaçık’a göre pazar günü bir insan olsaydı şen şakrak dans eden bir cumartesinin yorgun düşmüş, neşesi kaçmış, uzun bir balodan sonra koltuğa yığılmış hali olurdu. Hatta, erkekse sakallı göbekli ciddi sevimsiz somurtkan uykulu bir ihtiyar, karanlık bir tip de olması mümkündü. Peki ya kadınsa? İşte buna da cevabı şu: “Kadınsa önceki günün yorgunluğuyla mahmur ve sonraki günün stresiyle gergin bir orta yaşlı olurdu.” Ona göre pazar günleri bir genç olmazdı: “Her halükârda orta yaşlı yahut ihtiyar. Dindar ise bir Hristiyan olurdu. Rahip, keşiş veya rahibe. Siyahlar giyinmiş, kimselerin sevmediği, insanları huzursuz eden tatsız tutsuz sevimsiz bir adam veya kadın. Ve muhakkak başında bir şey olurdu, bir şapkası olurdu pazarın.”



#Aktüel
#Pazar
#Didem Madak
#etimoloji
#Zeliha Eliaçık