Pazar, “sen yaparsın” diye gaz verdiğimiz biri

Merve Akbaş
04:0017/09/2023, Pazar
G: 17/09/2023, Pazar
Yeni Şafak
Sökmen’e göre Kırklareli’nin kış pazarlarında siyah-beyaz Yeşilçam filmleri arasında dolaşmak günün hafif havasıyla uyumlu oluyor.
Sökmen’e göre Kırklareli’nin kış pazarlarında siyah-beyaz Yeşilçam filmleri arasında dolaşmak günün hafif havasıyla uyumlu oluyor.

Pazarların gelişi biraz da cumartesiden belli oluyor. Yani o hafta ne yaşadıysak, pazarı da öyle geçiriyoruz. Peki pazarlar insan olsa nasıl biri olurdu? Akademisyen ve yazar Cem Sökmen’e göre, “Taşıyamayacağı yükleri yüklemeye kalktığımız, “sen yaparsın”, “sen halledersin” diye gaz vermeye çalıştığımız kimi tanıdıysak hayatta onun tecessümü olurdu.”

Pazar gününü sevip sevmememiz, biraz da cumartesiyi nasıl geçirdiğimize bağlıdır. Eğer pazara çok fazla iş bırakırsak, bu bizi zora sokabilir. İki günü karşılaştırmak zor ama ikisini de anlamak için karşıtlığı görmemiz de şart. Thomas Bernhard Mahzen isimli kitabında şöyle diyor bize: “Cumartesi günleri, dünyadaki asıl insan katilleridir ve pazar günleri bu gerçeğin farkına, en dayanılmaz biçimde vardırırlar ve pazartesi günleri hoşnutsuzluğu ve mutsuzluğu yeniden bir hafta boyunca, bir sonraki cumartesiye dek ertelerler.”


Elbette pazarları çocuklukta ayrı, yetişkinlikte ayrı geçiriyoruz. Bu hafta pazarların dedikodusunu yaptığımız akademisyen-yazar Cem Sökmen de buna vurgu yapıyor. Adetimiz yerini bulsun diye ilk olarak klasik bir pazarını nasıl geçirdiğini sorduğumuz Sökmen şunları anlatıyor: “Sanırım klasik bir pazar gününü tarif etmek için öncelikle çocukluk/gençlik yılları ile evlilik/iş hayatı olarak iki ayrı zaman dilimi üzerinde düşünmek ve hatırlamaya çalışmak gerekiyor. Çünkü çocukluğun ve gençliğin 24 saati ile orta yaşların 24 saati arasında ciddi anlamda hız ve atmosfer farkı var. Benim çocukluğum ve gençliğim 1985’lerden 2000’lere uzanan bir dönem. Şimdi ile o yılları kıyaslarsak yüz yüze iletişimin çok daha yoğun olduğu, yüz yüze iletişimi içeren konuların günümüze göre daha paylaşılabilir, maddiyattan daha uzak olduğunu söyleyebilirim. Rahmetli Nusret Özcan’ın kitabının adı gibi; Sokak Sesleri, ve kabul edilebilir dozda, eğlenceli… İlber Ortaylı, kendi çocukluğunu anlatırken “başka evlerin çocuğuydum” der ya, işte bizim çocukluğumuzun geçtiği 90’lı yılların pazar günleri “başka evlerde yemek masasına, ekmek arası/meyve suyu dağıtımına (Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filminde çok kısa bir süre için komşu evine uğrayan çocuğa hemen kek ve meyve suyu verilmesini hatırlayalım) ve sohbetlere dâhil olmanın normal sayıldığı zamanlardı.”


Sökmen, gençliğine dair pazarları anarken de bizi 90’lı yıllara götürüyor ve o günlerdeki alışkanlıkları hatırlatıyor: “Biliyorsunuz 90’lar aynı zamanda walkman-kaset çağıydı. MTV’nin Türkiye’de karasal yayında görünmesiyle, sadece bir müzisyene veya grubun kliplerine ayrılan MTV Weekend benim kuşağımın hafta sonlarında yer etmişti. İlk gençlik yıllarında 24 saatin önemli bir kısmını kasetler ve radyo frekansları arasında geçirdiğimi söyleyebilirim. Tabii ağırlıklı olarak uzun kış pazarlarında.”


Sökmen’in üzerinde durduğu başka bir konu da futbol. Galatasaray taraftarı olduğunu belirten Sökmen, çocukluğundan gençliğine uzanan yolda “pazar” günlerine has futbol alışkanlıklarını anlatmayı ihmal etmiyor. Sökmen şunları anlatıyor: “Bir başka büyük pencere futboldu. Önce yaz pazarlarında aynı sokağın çocukları olarak sabahtan akşama kadar top peşinde koşmak vardı. Biraz büyüyünce artık İstanbul’da doğup büyümenin verdiği büyük avantajla karşı karşıyayız: Türkiye’nin asırlık markaları üç büyüklerden birinin taraftarı olmak. Bayrampaşa’da tamamı Galatasaraylı olan Üsküp sokakta yetiştiğim için bir takıma taraftarlığın ötesinde “tribüncülük” denen –ama bir kelimeye sığdırılamaz- şeyle tanışmam zor olmadı. Özellikle 13-18 yaş arasındaki yılların pazarları benim için Mecidiyeköy’de Ali Sami Yen’in etrafında ve içinde geçen pazarlar demekti.


Stat kuyruğunda ve içeride geçen saatlerde İstanbul’un farklı semtlerinden insanları tanımak, bizden önceki nesillerden gelen Galatasaraylılardan eski maç hikâyelerini dinlemek çok hoş bir gençlik deneyimiydi. Bunun yanında ilk gençliğimin bazı pazarlarında çalışmak da vardı. 11-18 yaş arasının yazlarında Kadıköy, Fatih, Etiler, Fındıkzade, Bakırköy ve Beşiktaş semt pazarları başrolde olmakla birlikte -sadece ramazan ve kurban bayramına yakın haftalarda- babamın yanında Mecidiyeköy, Avcılar veya Şirinevler’de Pazar günleri kurulan semt pazarlarına çıkmak da pazar günlerinin farklı bir parçasıydı.”


Pazar eklerini takip etmek bir alışkanlığım

Öte yandan hayatının ikinci bölümünde yeni bir düzen içine girdiğini bu durumda da pazarların da yeni bir şekil aldığına vurgu yapıyor. Sökmen, “Sonra hayatın ikinci bölümü geliyor, iş hayatı, evlilik ve çocuklarla birlikte yeni bir düzenin, yeni gerekliliklerin oluşması. Artık pazar günü iş hayatının dışında kalan tek gün olmuş ve ona yoğun anlamlar ve görevler yüklemeye başlıyoruz.” ifadelerini kullanıyor. “Benim için bu süreç bugünden geriye doğru yirmi yılı ifade ediyor. İş hayatının ilk yarısı İstanbul kitap yayıncılığı çevrelerinde geçti.” diyen Sökmen, pazar ekleriyle olan bağını da şu cümlelerle anlatıyor: “Bu bağlamda gazetelerin pazar eklerini düzenli olarak takip etmek yirmi yıllık bir alışkanlığım: günlük siyasetin dışında içeriklerin bulunması, kendine has bir hayatın, sanatın, kültürün temsilcisi olan; çoğunluk basit gündelik hayatı yaşarken, kendi gündemini oluşturan ve istikrarlı bir şekilde üreten insanları tanımak, onlardan haberdar olmak. Gazete satışlarının irtifa kaybettiği zamanımızda aktüalite-dışı içeriklerin arttırılması denenmesi gereken bir seçenek gibi geliyor bana.”


İstanbul pazarları Survivor tadında

İş hayatının ikinci yarısında olan, on yıldır Kırklareli Üniversitesi’ndeki görevine devam eden Sökmen, Kırklareli ve İstanbul pazarlarını karşılaştırıyor. Ardından da şu cümleleri kuruyor: “35 yaşına İstanbul’da geldikten sonra, son on yılı Kırklareli’nde geçirmek tabii olarak pazar günü alışkanlıklarını değiştirdi. Haliyle pazar günü seçenekleri azaldı. Eşim ve çocuklarımla yaşadığım İstanbul’un pazarları -zaman zaman survivor tadında olsa da- boğaz hattında gezintilerin yoğunlukta olduğu bir görünümdeydi. İstanbul sonrası Kırklareli pazarları ise biraz daha ev içi zamanlar olarak geçiyor. Kahvaltı sonrası bir-iki saatlik şehir yürüyüşü, gazeteleri toplamak, Kırklareli’nin istasyon caddesindeki mekânlarda çay molası, ayda iki pazar saat 13.30’da başlayan Kırklarelispor maçlarına gitmek burada öne çıkanlar. Son olarak, bilinen bir durumdur, Trakya’nın gündelik hayat neşesi Türkiye ortalamasının biraz üzerindedir, pazar yürüyüşlerinde bu neşeyi duymak ferahlatıcı etkisi olan bir şey. Aynı Trakya’da yaz pazarlarının düğün telaşlarına, eğlencelerine; o telaş ve eğlencenin kendine has görüntü ve sesleriyle iç içe olmak da çok güzel.”


Yeşilçam filmleri arasında

Sökmen’e göre Kırklareli’nin kış pazarlarında siyah-beyaz Yeşilçam filmleri arasında dolaşmak günün hafif havasıyla uyumlu oluyor. Ardından kendisi “Bugünün İstanbul’undan farklı İstanbul manzaraları ve mekânları görmek, bugünün Türkçesinden farklı kelime kadrosuna ve üsluplara sahip bir Türkçeyi duymak pazar gününün havasına olumlu katkı yapıyor.” cümlelerini kuruyor.


Çocuklara şiir okuma saati

Sökmen’e bugün okuduğu kitapları da soruyoruz. Pazar gününde eğer kitaplara vakit kalırsa söyleşi ve hatıra türündeki kitapları tercih ediyormuş. Her pazar olmasa da bazen çocuklarıyla birlikte başucu kitabı sayılan bazı şiir kitaplarıyla okuma saati yaptıklarını da ilave ediyor.


Hiç sıkılmadan geçirdiğimiz günler

Peki en iyi ve en kötü geçen pazarını hatırlıyor mu? “En kötü pazar günleri deyince, dostlardan, arkadaşlardan aldığımız vefat haberleri geliyor. Hele o genç ölümler…” diyor cevaben. En güzel pazarları ise İstanbul’la alakalı. Bu konuda Sökmen şunları söylüyor: “En güzel pazar günleri deyince ise oğlum ve kızımın küçük yaşlarına tanıklık ettiğim İstanbul’un farklı semtlerinde, farklı mekânlarında koşuşturmalarını izlediğim, gülüşlerini gördüğüm-duyduğum pazar gezileri başta geliyor. Sonra, çocukluk ve gençlik arkadaşlarıyla sabahtan akşama kadar hiç sıkılmadan beraber geçirdiğimiz pazar günleri gelir, Sezen Aksu’nun sesiyle hatırlayalım: ‘Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken.’ Sonra Ali Sami Yen Stadı’nın etrafında geçen pazar günleri; hele maç Galatasaray’ın galibiyetiyle bitmişse. Bir başka güzel pazar da Veliefendi Hipodromun’dan. Zeytinburnu’nda bulunan Adile Mermerci Anadolu Lisesi’nin öğrencisi olduğumuz için Veliefendi Hipodromu’nun yabancısı değildik. 1995 Haziran’ında orada, -adına yakın yıllarda Şampiyon filmi çekilen- Bold Pilot’un rekor dereceyle kazandığı 70. Gazi Koşusu’nu canlı seyrettiğim gün de hayatımın en tatlı pazar günlerinden biriydi.”


Taşıyamayacağı yükleri yüklediğimiz biri

Gelelim son soruya; Sökmen’e de her konuğumuza olduğu gibi “pazarları bir insan olsaydı, nasıl biri olurdu?” sorusunu yöneltiyoruz. Bize şunları aktarıyor: “Pazar günü bir insan olsa herhalde, kendisine taşıyamayacağı yükleri yüklemeye kalktığımız, “sen yaparsın”, “sen halledersin” diye gaz vermeye çalıştığımız kimi tanıdıysak hayatta onun tecessümü olurdu.”




#pazar
#akademisyen
#yazar
#Cem Sökmen