Kumarın tarihi bize ne anlatıyor?

Mete Yavuz
04:00, 19/07/2026, Pazar
Yeni Şafak
Kumarın tarihi bize ne anlatıyor?
Bir Osmanlı kahvehanesinde tavla oynanırken

Arşiv belgelerinde “illet”, “iptila”, “ihtiras” ve “hastalık” gibi kelimelerle tarif edilen kumar bağımlılığı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yüzyılı aşkın süredir devletin mücadele ettiği toplumsal meselelerden biri.

Şarkıcı Haluk Levent’in, kurucusu olduğu Ahbap Derneği’ne yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınması ve ardından tutuklanması kumar meselesini yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı. Soruşturma dosyasına yansıyan iddialara göre Levent, başka kişilere ait hesaplar üzerinden 2020-2026 yılları arasında yaklaşık 990 milyon liralık bahis oynamış ve 390 milyon lira kaybetmiş. Elbette bu iddiaların hukuki mahiyeti yargılama sonucunda açıklığa kavuşacak. Fakat yaşananlar, özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra bazı çevrelerce devlet kurumlarının ve köklü yardım kuruluşlarının alternatifi gibi parlatılan “Ahbap” etrafında oluşturulan sorgusuz güveni de yeniden tartışmaya açtı. Gerçekten sahada yardıma koşan kurumlara peşinen şüpheyle yaklaşırken popüler isimlere kayıtsız şartsız güvenen bu bakışın ne kadar “körleşmiş” olduğu bir kez daha görüldü.

Bu müzmin körlük bir yana, bu yazıda asıl olarak tarihten bugüne kumar illetinin izini süreceğiz. Yeşilay’ın 2025 Eylül tarihli Türkiye Kumar Raporu’nda çarpıcı veriler mevcut. Rapora göre dijitalleşmeyle birlikte kumara erişimin kolaylaştığı ve başlama yaşının 15’e kadar düştüğü ortaya koyuluyor. Sadece 2021-2024 yılları arasında kumar problemi sebebiyle Yeşilay Danışmanlık Merkezleri'ne 15 bin 624 başvurunun ulaşmış olması meselenin münferit olaylardan ibaret olmadığını gösteriyor. Öte yandan başvuranların yüzde 53’ünün evli, yüzde 85’inin ise lise veya üzeri eğitim seviyesine sahip olması ise kumarın diğer bağımlılıklara nazaran daha yaygın bir kesimi etkilediğine işaret ediyor.

Görüldüğü gibi insanı ve aileyi felakete sürükleyen kumar tehdidi her zaman güncel fakat yeni ortaya çıkmış bir olgu değil. Osmanlı arşiv belgelerinde “illet”, “iptila”, “ihtiras” ve “hastalık” gibi kelimelerle tarif edilen kumar bağımlılığı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yüz yılı aşkın süredir devletin mücadele ettiği toplumsal meselelerden biri. Gelin bu yazıda Osmanlı’nın son döneminden günümüzün dijital bahis dünyasına kadar kumarın nasıl yayıldığına, aileler üzerinde nasıl bir yıkıma yol açtığına ve devletin bu tehlikeye karşı aldığı tedbirlere birlikte bakalım.

Galata’dan mahalle kahvelerine kumarın yayılışı

Kumar, Osmanlı toplumunun yabancısı olduğu bir alışkanlık değildi. Fakat özellikle on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha görünür ve yaygın bir toplumsal meseleye dönüştü. Kırım Savaşı sonrasında İstanbul’daki yabancı asker ve sivillerin sayısının artması, Galata ve Beyoğlu’nda Batı tarzı eğlence mekânlarının çoğalması, kahvehanelerin yanı sıra kulüp, gazino ve otellerin yaygınlaşması bu değişimde etkili oldu. Bununla birlikte kumarın yayılmasını sadece Batılı hayat tarzının etkisiyle açıklamak eksik kalır. Savaşlar, göçler ve işsizlik gibi krizler de insanları kısa yoldan kazanç arayışına itiyordu.

Osmanlı idaresi kumarın yayılmasını önlemek amacıyla çeşitli hukukî tedbirler alıyordu. 1858 tarihli Ceza Kanunu’nun 242. maddesi, kumarbazlığı meslek haline getirerek insanları belirli yerlerde oyun oynamaya çağıranlara, kumar için mekân sağlayanlara ve kumarbazlara borç para verenlere hapis ve para cezası öngörüyordu. Kumar sırasında ele geçirilen para ve eşyalara da devlet tarafından el konulması kararlaştırılmıştı. Kanunun 243. maddesi ise izinsiz piyango düzenleyenleri cezalandırıyordu. Bunların yanı sıra kahvehanelere baskınlar yapılıyor, kumar araçları toplanıyor ve oyun oynatılan yerler kapatılıyordu. Yine de kanunların yeterince uygulanamaması, denetimlerin zaman zaman gevşemesi ve kumarı besleyen krizlerin sürmesi, alınan tedbirlerin kalıcı bir sonuç vermesini engelledi.

Aileleri ve gençleri kuşatan illet

II. Meşrutiyet yıllarına gelindiğinde kumar artık sadece Beyoğlu’nun kulüplerine veya Galata’nın arka sokaklarına özgü değildi. Sık sık Aksaray, Beyazıt, Şehzadebaşı ve Çemberlitaş’taki kahvehanelerde de sabahtan akşama kadar kâğıt ve tavla oynandığına dair ihbarlar yapılıyordu. Polis denetimleri arttıkça kumar bu kez özel hanelere taşındı. Mahalle sakinleri, eşler ve anneler, ailelerini bu felaketten kurtarması için devlet makamlarına dilekçeler yağdırıyordu. Kaynaklarda kadınların, nice ailenin ocağının söndüğünü, eşlerin ve çocukların perişan hale geldiğini anlatarak kumarhanelerin kapatılması için adeta yalvardıkları görülmektedir.

Çocuklar ve gençler de kumarın yayılmasından ciddi biçimde etkileniyordu. Üsküdar’da öğrencilerin kahvehanelerde kumar oynaması mahallelinin şikâyetine konu olmuş, Direklerarası’nda ise bir gömlekçinin gençleri kumara alıştırdığı ihbar edilmişti. 1906’da Şehzade Camii çevresinde “Kumarbaz Ali” adıyla tanınan bir kişinin öğrenciler arasında ceviz oyunu oynatması, farklı mekteplerin talebeleri arasında kavgaya kadar varmıştı. II. Meşrutiyet döneminde ders kitaplarında da kumarın insanın servetini tükettiği, çalışma arzusunu zayıflattığı ve tembelliğe sürüklediği anlatılıyordu. Devletin cezalandırmanın yanı sıra eğitime de ağırlık vermesi, kumarın daha o yıllarda gençleri tehdit eden bir alışkanlık ve ahlâk meselesi olarak görüldüğünü göstermektedir.

Harp yıllarında büyüyen kumar salgını

Kumarın en fazla yayıldığı dönemlerden biri ise I. Cihan Harbi yıllarıydı. Cephelerde ağır kayıplar verilirken şehirlerde yoksulluk, iaşe sıkıntısı ve gelir dağılımındaki eşitsizlik giderek derinleşiyordu. Bir yanda günlük ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanan geniş halk kesimleri, diğer yanda savaş şartlarından yararlanarak kısa sürede büyük servetler edinen “harp zenginleri” vardı.

Osmanlı’nın son döneminde kullanılan Fırdöndü isimli kumar aleti
Osmanlı’nın son döneminde kullanılan Fırdöndü isimli kumar aleti

Dönemin basını, savaş yıllarında ortaya çıkan sefahat hayatını eleştiriyor ve zabıtanın önlem alması gerektiğini gündeme getiriyordu. 1918’de Sebilürreşad’da yayımlanan bir yazıda, “Meselâ ötede beride birçok kumarhâneler açıldığı görülüyor. Fuhuş her gün biraz daha artıyor. Zâbıta bunlara karşı lâkayd kalamaz. Hele bazı yerlerde yeniden umûmhâneler küşâd edilmesine müsâade verilmiş olması bâdî-i teessüftür.” denilerek şehirde kumarhanelerin çoğalmasından, fuhşun giderek yaygınlaşmasından ve zabıtanın bu gelişmeler karşısındaki kayıtsızlığından şikâyet ediliyordu.

Osmanlı arşiv belgelerinde kumar “illet”, “iptila”, “ihtiras” ve “hastalık” gibi kelimelerle tarif edilmektedir. Bugün davranışsal bağımlılık olarak tanımlanan durum, dönemin diliyle, kendini kontrol edemeyen ve zarar gördüğü hâlde kumar oynamayı sürdüren insan üzerinden anlatılıyordu. Hükümet, özellikle devlet memurları arasında yayılan kumarı kamu düzeni ve devletin itibarı bakımından da ciddi bir tehdit olarak görüyordu. Bu sebeple 5 Aralık 1917 tarihli düzenlemeyle kumar oynayan memura ilk seferde uyarı verilmesi, ikinci seferde maaşının tamamının kesilmesi, üçüncü seferde ise görevden çıkarılması kararlaştırıldı. Zira kumar borcuna saplanan bir memur yürüttüğü görevin güvenilirliğini de tehlikeye atabilirdi.

Mütarekeden Cumhuriyet’e yasak ve denetim

Mütareke yıllarında devlet otoritesinin zayıflamasıyla birlikte kumar daha açık ve yaygın bir hâl aldı. Beyazıt’ta “hoppala” adı verilen oyunlar oynatılıyor, Beykoz’daki gazinolarda kumar masaları kuruluyor, Rus mültecilerle birlikte yaygınlaşan “tombala” ise kahvehane ve gazinolarda büyük ilgi görüyordu. Osmanlı idaresi, 1921’de tombalanın ahlâka ve insanların servetine zarar verdiğini, dinen de yasak olduğunu belirtiyordu. Fakat işgal kuvvetlerinin verdiği ruhsatlar sebebiyle yasağı uygulamak kolay değildi. Bunun üzerine tombalanın Beyoğlu çevresiyle sınırlandırılmasına ve özellikle Müslüman mahallelerine yayılmasının önlenmesine karar verildi.

Millî Mücadele’nin sürdüğü günlerde Büyük Millet Meclisi’nin ceza kanununda yaptığı ilk değişikliklerden birinin kumarla ilgili olması tesadüf değildir. 2 Eylül 1921 tarihli düzenlemeyle kumar oynayanlar ve oynatanların yanında bu amaçla borç para verenler dahi ceza kapsamına alınıyordu. Suçun devlet memurları tarafından işlenmesi hâlinde ise görevden alınmaları öngörülmüştü. Cumhuriyet’in ilanından sonra kabul edilen 1926 tarihli Ceza Kanunu da kumarı suç saymayı sürdürdü.

Kumar oynatılan mahallerin denetlenmesi, şüpheli yerlerde sürekli polis bulundurulması ve tespit edilen kumarhanelerin kapatılmasına dair arşiv belgesi (1884)
Kumar oynatılan mahallerin denetlenmesi, şüpheli yerlerde sürekli polis bulundurulması ve tespit edilen kumarhanelerin kapatılmasına dair arşiv belgesi (1884)

Kumar masasından cep telefonuna

Aradan geçen bir asırda kumarın oynandığı mekanlar değişti fakat aciz insanoğlunun kumar ve bağımlılık zaafı değişmedi. Osmanlı zabıtası bir zamanlar kahvehane kapılarındaki gözcüleri aşmaya çalışırken bugün kumar, cep telefonu üzerinden günün her saatinde ulaşılabilen devasa bir dijital pazara dönüştü. Yeşilay’ın 2025 tarihli Türkiye Kumar Raporu’na göre çevrimiçi erişimin kolaylığı, gizlilik, hızlı bahis imkânı ve sonucun hemen alınması bağımlılık riskini daha da artırıyor.

Raporda, 2021-2024 yılları arasında kumar problemi sebebiyle Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine 15 bin 624 kişinin başvurduğu belirtiliyor. Başvuranların yaş ortalaması 34, yüzde 97’si erkek, yüzde 53’ü evli, yüzde 85’i ise lise veya üzeri eğitim düzeyine sahip. Bu rakamlar, kumarın hedef kitlesinin işsiz, eğitimsiz veya toplumun kıyısında yaşayan insanları değil bilakis işi, aile hayatı olan eğitim seviyesi yüksek kesimleri de içine çekebildiğini açıkça gösteriyor.

Neticede kumarın tarihi, yasakların tek başına bu illeti ortadan kaldırmaya yetmediğini açıkça göstermektedir. Dün kahvehanelerde, kulüplerde ve gizli evlerde oynanan kumar bugün cep telefonlarının içine girmiş ve kolay kazanç, şöhret ve sınırsız tüketim arzusu üzerinden çok daha geniş bir kesimi kuşatmıştır. Bu sebeple mücadele aileyi koruyan, gençlere helal kazancın ve alın terinin değerini öğreten, medyanın özendirici dilini sınırlayan ve Yeşilay gibi köklü kuruluşları destekleyen bütüncül bir anlayışla yürütülmelidir. Diğer yandan son hadiselerin de gösterdiği üzere, toplumun iyi niyeti şahısların şöhretine veya belirli çevrelerin ürettiği parıltılı imajlara teslim edilmemeli, yardım ve dayanışma faaliyetleri şeffaf, denetlenebilir ve devlet kurumlarıyla koordineli yapılar üzerinden sürdürülmelidir.


Sultan Abdülhamid Han’ın denge siyasetinden NATO’ya
Özgün
Sultan Abdülhamid Han’ın denge siyasetinden NATO’ya
Erbilli Mehmed Ali Efendi nasıl idam edildi?
Özgün
Erbilli Mehmed Ali Efendi nasıl idam edildi?
Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026