Neil Armstrong'un ölümü, dünyanın Batı tarafında yirminci yüzyılın uzay araştırmalarına çok değerli hizmetleri geçmiş cesur bir bilim adamı ve askeri şânına lâyık şekilde ebediyete uğurlama telaşını doğururken, Doğu diyarlarında ise İslâmî soslu popüler bir mitin daha çöküşüne vesile oldu. O artık Yaratıcısı'nın huzurunda ve “Ay'a ilk ayak basan kişi” olmak Yüce Yaratıcı'nın katında her ne kadar kıymet taşıyorsa, ilahî mahkemede kişisel hesabını da yine o kıymet uyarınca verecek. Bundan ötesi bizim işimiz değil; dahası bu gibi derin ahiret meseleleri üzerine ahkâm kesmek haddimize de değil... An itibarıyla hâlâ soluk alıp verebilme lüksüne sahip olan mü'minlerin bu sıradışı hayat hikâyesinden çıkarmaları gereken temel hisse, Ay'da ezan sesi duyup müslüman olmuş astronot masalları türetmek yerine, Ay'a Müslüman zekâsıyla giden ve oraya ayak bastığı ilk anda da “Rabbim, senin azâmetin karşısında bütün acizliğimle eğiliyorum” diyebilecek tevazûda Müslüman astronotlar yetiştirmenin zamanının gelip de geçtiğinin farkına varmak olmalıdır.
İslâm coğrafyası, ağırlıklı olarak cahil insan topluluklarının yaşadığı, geri bıraktırılmış bir yerküre parçası olduğu için, insanların büyük bir kısmının gönüllerine hoş gelen böylesi kuru sıkı hikâyelerle avunmalarına bir diyeceğim yok da imânın neredeyse büsbütün bunlar üzerine inşâ edildiği şehir efsanesi örneklerine tanık olmak beni zaman zaman gerçekten de dehşete düşürüyordu o tür haberleri hazırlar ve yayımlarken…














