70''lerin başında sinemayla yollarımız kesişti, o gün bugün devam ediyor. Tabiidir ki başlangıçta sadece Yeşilçam vardı elimizde. Henüz televizyonun bile olmadığı, en azından evlere girecek kadar yaygınlık kazanmadığı bir dönemden sözediyoruz. İşte toplumun pek az şöhretli karakterle yaşadığı öyle bir dönemin önemli isimlerinden biriydi Ekrem Bora. Melodramların, özellikle senaryo gereği gerilim gerektiren hikayelerin aranan aktörlerindendi. Bir yönüyle, kendilerine uygun senaryolar yazdıracak kadar ilgi gören o efsane yıldızlar kuşağının bir temsilcisiydi ve tam bir jöndü. Diğer bir yönüyle de her zaman ikna edici, etkileyici, oynadığı karakterlere derinlik kazandıran usta bir oyuncuydu. Bu yönünün üstünde maalesef pek durulmadı, durulamadı.
Fizik olarak döneminin diğer jönlerinden hiçbir eksiği yoktu. Üstelik pek çoğundan daha da karizmatikti. Ancak jönlüğün icabı sayılabilecek klasik ''seven ve sevilen erkek'' rollerinden çok, o dönemin en çok izlenen melodramlarından ''Sürtük''te olduğu gibi ''seven ama sevilmeyen'' karakterler uygun görüldü ona. Melodram dönemlerin senaryolar açısından kilit karakteri olan "kötü adam"lardan biri oldu çoğu zaman Ekrem Bora. Filmler boyunca; birbirini çılgınca seven iki âşığın arasına bir kara kedi gibi giren, aşkların üstüne kâbus gibi çöken güçlü, muhteris, acımasız bir adamdı o. Neredeyse oynadığı bütün bu ''kötü adam''lar, denebilir ki ayırdığı bütün o sevgililerden, yani bütün o yakışıklı jönlerden ve güzeller güzeli yıldızlardan daha gerçek karakterlerdi. Çünkü yine Yeşilçam melodramlarının değişmez bir kuralı olarak filmlerde ''aşk'' adeta iki melek arasında cereyan etmek zorundaydı. Dolayısıyla birbirini seven iki genç, steril ve kusurlarından temizlenmiş karakterler olmak zorundaydı. Yeşilçam''ın kurallarını koyanlarla, filmlerini izleyenler arasında adı konmamış böyle bir anlaşma vardı adeta. Sırf bu meleksiliğe halel gelmesin diye meşhur "öpüşmeme" kuralı işlerliğini sürdürdü yıllarca.
Ancak bu tür melodramları taşıyacak bir gerilim olmadan anlatılan hikayenin bir hikaye olması, dolayısıyla insanları kendine çekecek bir filme ortaya çıkması da mümkün değildi elbet. İşte Ekrem Bora filmler için o kurtarıcı can simidiydi. Gerilimi ince ince filme dokuyan özel karakter... Rahatlıkla söyleyebilirim ki, başka pek çok örnekleri bulunsa da, bu işin en fazla hakkını veren oyuncu tartışmasız Ekrem Bora''ydı. Onu rahatlıkla jönlerden bir jön olabilecekken afişlerde ismi üçüncü sıraya inmek pahasına bir karakter oyuncusuna dönüştüren de aslında ondaki bu altı çizilmemiş özel oyunculuk kumaşıydı. Senaristler rol için onu düşündüklerinde, katıksız kötülükle boyayıp bırakamıyorlardı karakterleri. Gücünün, ihtirasının, pervasızlığının altında derin, çoğu zaman gizli ve fakat kesinlikle çok büyük aşklar yaşayan adamdı o. O kadar büyüktü ki onun karakterlerinin aşkları, kimi zaman sevdiği mutlu olsun diye sessizce aradan çekilip ortadan kayboluyor, yarasına tütün basmayı tercih edebiliyordu.
Ekrem Bora''nın güçlü oyunculuğundan yeterince faydalanamadık ne yazık ki. İlgilenenlere, Engin Ayça''nın 1990 tarihini taşıyan ve kimi sinematografik eksiklerine rağmen son derece dokunaklı hikayesiyle dikkat çeken "Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" isimli çalışmasını Ekrem Bora''nın oyunculuğunu gözlemek adına izlemelerini önerebilirim. Orada farkına vardığımız, kabullendiğimiz ama yine de büyük ölçüde ıskaladığımız o büyük oyuncuyu görecekler.
Allah''tan rahmet diliyorum, Türk sinemasının başı sağolsun.
Başlıklar :

