
Aslına bakılırsa, Kürt sorunu dediğimiz sorun biraz psikolojik. Şimdiye kadar yapılan yanlışların üstünü çizelim anlamına gelmiyor bu.
Ama şunu kabul edelim, her ne pahasına olursa olsun bu sorun etnik bir çatışmaya dönüşmedi.
İşte, bizim halkımızın çok sevdiğimiz erdemlerinden biri.
Ne ki sadece iş ve aş sağlamakla çözülebilecek bir sorun da değil bu..
Bir kardeşlik havasının, bir huzur havasının yayılması lazım..
Sessiz kalabalıkların ve kanaat önderlerinin de seslerinin duyulması gerekiyor.
Cumhurbaşkanımız''ın “Şiddetin, terörün, kanın olduğu yerlerde demokratik açılımlar standartlarını yükseltmek daima zordur. Bu her yerde böyledir” demesi bundan.
Ve şöyle devam etmişti Cumhurbaşkanımız:
“Ben bu konulara o yüzden hep dikkat çekiyorum ama şiddet ve terörü herkes topyekûn kınar, bunun karşısında açık şekilde durursa, o zaman bu programlara devam etme cesareti olur”
***
Şiddet ve terörün egemen olduğu koşullarda cesaretler kırılabiliyor, sağduyulu insanların sesi kısılabiliyor.
Sadece siyasetçileri kastetmiyorum, arada kalan bölge insanlarını da katıyorum işin içine..
Böyle ortamlarda taraf olmak zordur, bir tarafta “örgüt” korkusu, diğer tarafta “devlet” baskısı..
Sırf bu yüzden Güneydoğu halkının kanaat önderleri diyebileceğimiz önemli bir kesimi Batı kentlerine göç etmek zorunda kaldı..
O kanaat önderlerinden çok kimseyle görüşmelerim oldu.
Hiçbir zaman PKK''yı desteklememişlerdi ama devletin yanlış politikalarından da aynı derecede hazzetmiyorlardı.
Ama onların payına bir yalnızlık, bir de bölgeden kaçmak düşmüştü.
Sessiz kalabalıklar ise her şeyi içlerine atarak yaşamaya devam ettiler.
Can pazarı bu, kolay değil, polis, asker her zaman kapınızda beklemiyor.
***
Artık sisler dağılıyor..
Örgüt baskısı zayıfladıkça, devlet yumuşak adımlar attıkça bölge insanının sesi de duyulur hale geliyor.
Bu işin sadece iktidar marifetiyle değil muhalefetin, aydınların, kanaat önderlerinin katkılarıyla çözülebileceği bir noktaya geldik.
Batı illerimizde kişisel nedenlerle ortaya çıkan bazı olaylara ''Kürt-Türk çatışması'' süsü vermeye çalışanlara dikkat etmek gerekir.
Bu tür olayların etnik bir biçim almaması için yerel siyasetçilere, yerel aydınlara, yerel kanaat önderlerine büyük sorumluluk düşüyor.
Kürt kardeşlerimizi rencide eden her davranışın bu memleketin bekasına zarar verdiğinin bilincinde olmalıyız.
Küçük küçük olaylar birikiyor, kocaman meseleler halini alabiliyor..
Artık ülkemiz üzerindeki bu sisi dağıtmamız şart..
Bakın AK Parti Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt boğazını yırtarcasına sesleniyor Diyarbakır''dan..
Herkesin teröre ve şiddete karşı sesini yükseltmesini istiyor.
“Edi bese!(Yeter artık)” diye bağırıyor.
Edirne''den Kars''a, Trabzon''dan Mersin''e kadar, bu sese herkes kulak vermeli.
Bu ses, bizim sesimiz çünkü.
Her zaman şunu savundum.“Türkiye IMF''in her dediğini şak diye yapan bir ülke olmaktan çıkmalıdır..”
IMF''in merkez kapitalist ülkeler dışında kalan çevre ülkelere zarar getirdiğine inandım hep.
Şimdi de aynı kanıdayım.
Bu yüzden Başbakan Erdoğan''ın IMF politikasını yürekten destekliyorum.
Başbakan Erdoğan şöyle demiş:
“Bize, ''IMF ile anlaşma olsun'' diyorlar. Kusura bakmayın ülkemin menfaatlerine halel getiremem. IMF ile anlaşma, karşılıklı taleplerimiz kabul görürse imzalanır..”
Küresel finans sisteminin gözlerini “daha fazla para” hırsı bürümüş taşıyıcı aktörlerinin açtığı zararların bedelini niye bizler ödeyelim ki?
Hacivat kötü bir iş edecek, ceremesini Karagöz çekecek, oh ne ala!
“Hemen anlaşma imzalansın” diyenler de gözlerini IMF''den gelecek paraya diken bizim rantiyeci Hacivatlar..
Sayın Başbakan...
Ülkemizin menfaatlerine halel getirmeyin, sizden beklentimiz budur.
Attığınız her doğru adımda yanınızdayız..
İsterlerse bize ''yandaş medya'' desinler, umurumuzda değil.
Hakikaten hadis uyduranlar da böyle uyduruyormuş demek ki sevgili okurlar.
Çok bilinen bir misaldir, kendisini hadisçi olarak gösteren adamın biri başlamış uydurmaya..
“Falan şehirde, filan mahalledeki bir mescitte, feşmekan bir alimden duyduğuma göre Hazreti Peygamber şöyle rivayet etmiş...”
Gerçek bir hadis alimi dayanamamış, “Behey gafil bir kere o şehirde öyle bir mahalle yok, öyle bir cami yok, öyle bir alim de yok” diye seslenmiş.
Ahmet Hakan''ın “Küçük ve zararsız bir Ankara dedikodusu” başlıklı yazısı da biraz buna benziyor.
İki eski bakanı, Nazım Ekren ile M. Sait Yazıcıoğlu''nu Ankara Çukurcuma''daki Liva Pastanesi''nde duble havuç suyu ile başlayan bir ''efkar dağıtma'' muhabbetinde buluşturmuş.
Muhabbetin konusu bir tarafa, şu efkar dağıtılan muhit kafama takıldı.
Eski bir Ankara müdavimi olarak “Çukurcuma” diye bir muhitin bulunmadığına kalıbımı basarım.
Doğrusu, “Çukurambar” olmalı, Çukurcuma Beyoğlu''nda bir muhit adıdır.
Ha Çukurambar, ha Çukurcuma ne fark eder diyebilirsiniz tabii..
O halde benimkisi de “küçük ve zararsız bir İstanbul sakatlaması” olsun.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.