O çocukların yüzünde ülkemizin aydınlık geleceğini gördüm..

00:0029/06/2010, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Kızlı erkekli elli kadar çocuktu.. Onlarla Fatih''te çay molası verdikleri bir sırada karşılaştım..Hepsi de cıvıl cıvıldılar..Yaşadığımız olayların verdiği azaptan bunalmış bir yüz ifadesiyle dolaşıyordum.O çocukların yüzlerindeki mutluluk ifadeleri beni yaşadığım azaptan çekip alıverdi.Rengarenk bir çiçek bahçesindeymiş gibi hissettim kendimi..Oluverdim ben de onlarla birlikte bir çocuk..***Rehber öğretmenlerle çay içip sohbeti koyulaştırdık.Çocuklar Kahramanmaraş''ın Andırın ilçesinden gelmişlerdi..Büyük

Kızlı erkekli elli kadar çocuktu.. Onlarla Fatih''te çay molası verdikleri bir sırada karşılaştım..

Hepsi de cıvıl cıvıldılar..

Yaşadığımız olayların verdiği azaptan bunalmış bir yüz ifadesiyle dolaşıyordum.

O çocukların yüzlerindeki mutluluk ifadeleri beni yaşadığım azaptan çekip alıverdi.

Rengarenk bir çiçek bahçesindeymiş gibi hissettim kendimi..

Oluverdim ben de onlarla birlikte bir çocuk..

***

Rehber öğretmenlerle çay içip sohbeti koyulaştırdık.

Çocuklar Kahramanmaraş''ın Andırın ilçesinden gelmişlerdi..

Büyük kısmı Andırın''ın köylerinden..

Yine çocukların ezici çoğunluğu ilk defa İstanbul''a gelmişler..

İlköğretim okullarından en başarılı öğrencileri ödüllendirmek için düzenlenmiş bir program bu.

Bütün dünyaları köy ve Andırın arasında sıkışmış olan çocuklarımız için İstanbul gezisi, büyüleyici.

Öğretmenlerimizin anlattığına göre program, çocukların başarı seviyelerini olumlu etkiliyormuş..

Programa baktım ve açıkçası gıpta ettim..

Yedi günlük program sayesinde çocuklar, otuz yıla yakın İstanbul''da yaşayan benim bile görmediğim yerleri görmüşler..

Çocuklarımızın ufkunu genişletiyor ve bakışaçılarını zenginleştiriyormuş program.

Zaten yüzlerinden de anlaşılıyordu..

***

Onları çok iyi anlıyordum..

Çünkü 1974''de ortaokul birinci sınıftan ikinci sınıfa geçerken dört çocuktan biri olarak Samsun''daki denize sıfır Kızılay Kampı''na gönderildiğimde ben de aynı hisleri yaşamıştım.

Şu lanet EOKA''cılar Kıbrıs''ta mesele çıkarmamış olsaydılar 15 günlük tatilin tadını çıkaracaktım.

İlk defa deniz görmüştüm ve ilk defa büyük bir şehre gitmiştim.

Kampta yüzlerce çocuk cıvıl cıvıldık..

Kızılay görevlileri Kıbrıs''a gitmek zorunda kaldıklarından tatil ikinci günü bile bulmamıştı ama yine de mutlu ve şen dönmüştüm.

Bir günlük de olsa ufkumda zenginlikler açılmıştı..

Hala okullarımızda böyle bir uygulama devam ediyor mu bilmiyorum..

Devam etmiyorsa bile zenginleştirilerek ve daha fazla çocuğu kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmeli..

Müthiş bir moral kaynağı olduğunu hem kendimden biliyorum hem de Andırın''lı çocuklarda gözlemledim.

***

Andırın ve İstanbul''dan bu geziye katkıda bulunanları yürekten kutluyorum..

O çocukların yüzlerinde aydınlık geleceğimizi gördüm derken bunda en fazla payı olanlar da hiç kuşkusuz cefakar öğretmenlerimiz.

Ne iyi ettiniz de göründünüz..

Bakın sevgi ve umut dolu bir yazı çıktı sayenizde..

Ve sayenizde ülkemizin gündeminde sadece terör olmadığını, güzel şeyler olduğunu da gösterdiniz bize.

Geleceğimizden umutlanmanın ne kadar güzel olduğunu bir kez daha öğrettiniz bize.

Tas ol ama çorbadan sıcak olma!

Galiba daha önce de yazmıştım, gittiğim her ülkenin atasözlerini, özdeyişlerini öğrenmek isterim.

Binlerce yıllık tecrübenin ürünüdürler ve ait oldukları toplumların kültür kodlarıdırlar..

Bir arkadaşımla sohbet ediyorduk, konu İran edebiyatından açılmıştı..

İranlı eski şairlerden bir mısra aktardı bana..

“E molla kandırma beni, cehennemde od(ateş) yoktur, her kişi öz od''unu dünyadan alır.”

Düşünürseniz, ne kadar yerinde bir söz, değil mi sevgili okurlar..

Bir de bir özdeyiş aktardı ki o da çok hoş geldi bana..

“Tas ol, ama çorbadan sıcak olma”

İfrattan ve tefritten kaçınmayı öğütleyen bir söz bu..

Madem söz sözü açtı, babası Kamer Bey''in oğlu Kemal Kılıçdaroğlu''na verdiği öğütü de aktarmalıyız.

Kamer Bey üniversite öğrencisi oğlu Kemal''e “Oğul, sen doğru dur, eğri belasını bulur” demiş (Türkiye de dışarıda doğru duruşunu sürdürsün, eğriler belasını bulacaktır).

Bakın işte, yine irfan kültürümüzden neşet eden bir söz.

Dersimli Kamer Bey de, Tokatlı Sabri Bey de, Diyarbakırlı Abdulbaki Bey de bu toprakların kültüründen besleniyorlar.

Hayata dair ne varsa, babalarından, onlar da babalarından duyarak ve aynı ayak izlerine basarak öğreniyorlar.

Anadolu''dan hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, ozanlarımız aynı değerlere vurgu yaparlar..

Hep aynı türkülere kulak veririz.

Hepimiz sonuçta aynı ağacın dallarıyız..

Klasik eserlerimizden Şirazi''nin Bostan ve Gülistan''ını, Mevlana''nın Mesnevi''sini, Hazreti Ali''nin Nehcül Belağa''sını okuduğumuzda medeniyetimizin ne kadar insancıl ve irfan dolu olduğunu görüyoruz.

Belki de bu yaz, bu eserleri yeniden okuyup, yeniden düşünmeliyiz..

Hayatı paldır küldür yaşarken, hayatın anlamını kavrayıp hissetmek de bir o kadar önemli.

İşsizlik kader değildir!

Her ilimizde üniversite kuruluyor ama gençlerimiz mezun olduklarında karşılarına “işsizlik” çıkıyor.

İktidarıyla muhalefetiyle aydınlarıyla ele veren bir toplum olabilirsek işsizliği de aşabiliriz.

Teknik Eğitim Fakülteleri''nden mezun olan işsiz kardeşlerimiz seslerini duyurmak için şu mesaj göndermişler:

“Ülkemizde pek çok Teknik Eğitim Fakültesi var ve her yıl binlerce mezun veriyor. Milli Eğitim Bakanlığı''nda öğretmenlik dışında, özel sektörde diplomalarının bir geçerliliği yok. Üniversitelerde ek bir eğitimle mühendislik diploması alma konusunda yasal olarak bir engel bulunmamasına rağmen Yüksek Öğretim Kurulu''muzun ve üniversitelerin bu konuda ne yazık ki hiç bir çalışması yok. Bu da bugün 70.000 civarındaki öğrencimizin mağduriyetine neden oluyor. Devletimiz bize atanma imkanı vermiyorsa neden bu fakülteler açılmaktadır? Bu kadar insan neden bu fakültelerde okuyup kendini değersiz hissetmektedir? Milli Eğitim Bakanlığı''nca bir alternatif geliştirilmesi konusunda destek bekliyoruz. Sesimizi sayın Bakanımızın((Nimet Çubukçu) duymasını istiyoruz. Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarını öğretmen olarak atayamıyorlarsa, mühendislik imkanı verilerek özel sektörde çalışmalarının önünün açılmasını istiyoruz. Yazık değil mi bize? Yazık değil mi ailelerimize? Yazık değil mi okuduğumuz yıllara?”