'nin bölgesel anlamda daha büyük ölçekli dış politika ufuklarına açılması öncelikle komşuları ile olan ilişkilerini yeniden düzenlemesine bağlıdır. Yakın sınır komşuları ile sürekli bunalımlar yaşayan bir ülkenin bu sınırları aşan bölgesel ve gobal politikalar üretmesi imkânsızdır. Aynı anda hem Bulgaristan, hem de Yunanistan ile bunalımlar yaşayan Türkiye'nin etkin bir Balkanlar politikası üretmesi çok zordur. Aynı şekilde hem Gürcistan, hem Ermenistan, hem de İran ile gergin ilişkiler içinde olunması da değişik alternatiflere açık bir Kafkaslar politikası takip edilmesini güçleştirir. Ortadoğu için de durum farklı değildir. İran, Suriye ve Irak ile sürekli çatışan bir dış politika konjonktürünün getireceği zararları dengeleyecek hiçbir alternatif ittifak politikası yoktur. Türkiye'nin son iki yıl içindeki temel dış politika açmazı Gürcistan hariç bütün komşuları ile ilişkilerin gergin olduğu bir konjonktürde bölgesel politikalar üretme çabası içine girilmiş olmasıdır.
Sınır boylarının ötesinde kurulan ittifaklar bu sınırlar üzerinde etkin bir faktör olarak devreye sokulabildiği ölçüde değerlidir. Türkiye'nin Bosna ve Arnavutluk ile girdiği ittifak ilişkileri, Bulgaristan ile Yunanistan'ın bir karşı blok oluşturmasının önüne geçilebildiği takdirde etkin bir tarzda yürüyebilir. Aynı şekilde Azerbaycan ile girişilen ittifak ilişkisi Rusya, Ermenistan ve İran arasında bir karşı denge ittifakının önüne geçebilecek dış politika opsiyonları devreye sokulabildigi ölçüde geniş kapsamlı bir petrol politikasının temelini dokuyabilir. Bunun gerçekleşmemesi sonucudur ki, bütün iyiniyet dolu demeçlere rağmen Azerbaycan'ın zamanla daha çok Rusya etkisi altına kaymasının önüne geçilememiştir. İsrail ile girişilen sınır ötesi ittifakın gerekçesi ne olursa olsun sonucu itibarıyla Türkiye'yi güney ve doğudaki yakın komşularının tümüyle aynı anda bunalımlı ilişkilere itmiş olması da sınır boyları ile sınır ötesi ittifak arayışları arasındaki denge faktörünün tipik bir yansımasıdır.
Yapılması gereken nedir? Yapılması gereken şey Türk dış politikasını rejimler ve bürokratlar arasındaki uzun ve çetin süreçten çıkararak toplumlararası ilişkilerin yoğunlaştığı ekonomik ve kültürel unsurların ağırlık taşıdığı daha geniş bir zemine yaymaktır. Son iki asır içinde birbirlerini Karşılıklı olarak birçok kereler ezmiş ve işgal etmiş olan Almanya ve Fransa'nın ikinci Dünya Savaşı sonrasında karşılıklı ekonomik ve kültürel ilişkilerinin sağladığı yoğunlukla siyasî ve askerî bunalımları aşabilmiş olması bu konuda güzel bir örnektir.
Yakın komşularımızın asırlar süren bir Osmanlı yönetimi altında kalmış olması bu rejimleri sürekli müteyakkız halde tutmakta ve karşı psikolojik tepkiler, müzakerelerin öncelikli şartı olan güven ortamının sağlanamaması dolayısıyla siyasî diyalogların etkisini kaybetmesine yolaçmaktadır. Özellikle Yunanistan bu psikolojik faktörü ince bir diplomasi ile Demokles'in kılıcı gibi sürekli olarak tepemizde tutmaktadır.
Bu engelin aşılması birbirine paralel iki politikanın birden devreye sokulması ile mümkündür. Türkiye, Ortadoğu barış sürecini sadece İsrail'in varlığını tanımaya endeksli yapıdan çıkararak Helsinki Güvenlik İşbirliği Anlaşması'na benzeyen şekilde cari bütün sınır bunalımlarının dondurulması ve bunalım-çözücü bölgesel mekanizmaların oluşturulmasına dayalı geniş kapsamlı bir bölgesel barış planına öncülük etmelidir. Bu plana paralel olarak da bölgedeki toplumlar arasındaki ekonomik ve kültürel anlamda karşılıklı bağımlılık ilişkisinin kurulmasını sağlayacak bir altyapı oluşturulmalıdır.
Aslında bu çift yönlü politika daha önce Almanlar tarafından Avrupa'da denenmiş ve başarılı da olmuştur. Almanya II. Dünya Savaşı'ndan sonra Orta ve Doğu Avrupa'da geçmiş savaşlar ve hakimiyetler dolayısıyla çok daha menfî bir psikolojik altyapı üzerinde politika yapmak zorunda kalmıştır. Almanya yetmişli yıllarda Helsinki Güvenlik işbirliği Anlaşması ile bölgede dolaylı etki sağlamaya yönelik Ostpolitik diplomasisini aynı anda devreye sokmuştur. Bu güvenlik ve ekonomik etki alanına dayalı çift yönlü politika Berlin Duvarı'nın yıkılmasını sağladığı gibi, karşılıklı bağımlılığın artması ile II. Dünya Savaşı'nda Alman tanklarının girdiği ülkelere Alman Markı'nın yeni bir hakimiyet aracı olarak girmesi sonucunu da doğurmuştur.
Türkiye de yakın komşuları ile yaşamakta olduğu güven bunalımının aşabilmek için geniş kapsamlı bir barış planı ile ekonomik ve kültürel ağırlıklı ilişkileri geliştirme paketini aynı anda devreye sokmalıdır. Komşu ülkelerle ilişkilerin sürekli gergin tutulması, hele hele bazılarının teklif ettiği gibi bütün güney hattımızı kuşatan Suriye sınırının boydan boya elektronik aygıtlarla bir duvar gibi örülmesi hiçbir rasyonel temeli olmayan bir politikadır.
Türkiye bölgede etkin olmak istiyorsa komşuları ile arasında elektronik nitelikli Berlin Duvarı oluşturmaktansa var olan duvarları da aşabilen politikalar üretmelidir. Türkiye-Suriye sınırını İsrail desteği ile elektronik donanımla kapatmak Suriye'den olabilecek sızmaları önlemeye değil, Türkiye'yi kendi sınırlarına hapsetmeye yol açacak bir politikadır. Türkiye'nin yakın komşuları ile olan ilişkilerinin sürekli gergin tutulması da, bu sınırların kâh Kuzey Irak'ta olduğu gibi iç savaşla, kâh İran'la olan ilişkilerde olduğu gibi ideolojik gerekçelerle, kâh Suriye örneğinde olduğu gibi arızi bunalımların kronikleştirilmesi suretiyle istikrarsızlaştırılması da aslında dolaylı olarak Türkiye'yi sınırlarına hapsederek kontrol altında tutmaya yöneliktir. Yapılması gereken bu korkuları aşarak Türkiye'yi kendi komşuları ile rasyonel ilişkiler kurabilen, sınır ötesi ittifaklarla da bölgesel etkinliğini arttırabilen bir konuma getirmektir.