
Kim ne derse desin, ben bunu bilir bunu söylerim hep! Ne kazanmak, ne başarmak ne de başka bir şey sevmenin ve sevilmenin yerini tutar bende. Dünyanın parasını kazansak, boğaza nazır bir evde de otursak veya yüz metreyi beş saniyede bile koşsak neye yarar ki sevgi yoksa yanımızda, yüreğimizde? Kazanmayı, çalışmayı, parayı ne kadar ve ne zamana dek sevebiliriz ki… Veya tüm bunlar bizi ne kadar mutlu eder ki… Hayatta en zahmetsiz ama bir o kadar da mutluluğu tarifsiz yegane şey sevmek, sevebilmek değil mi? Ya da o mutluluk her türlü zahmete değer mi demeliyim, bilemiyorum…
Bahsettiğim öyle anneyi, babayı, kardeşi veya çocuğu sevmek değil! Onlar zaten etle tırnak misali sevgiler. Karakterler, kimyalar ve hatta fizikler bile genelde bir! Ne sokakta görülen ne de bir ortamda tanışılan sevgiler onlar! Seçme hakkımızın olmadığı ve tek olan sevgiler…
Peki, ya eş sevgisi? İşte bu hayatta bir tek o seçime tabi… Bu hayattaki en büyük sınav, en büyük kariyer de, bence şu evlilik dedikleri…
Peki, neyini seviyoruz onun?
Aslında her şeyini… Eksiğiyle, fazlasıyla! Yaşlar ilerledikçe, zaman geçtikçe eksikleri dert bile etmez oluyoruz çoğu zaman. Bazen çok kızıyor, keşke meşke diyoruz ama insan sevince her şeye katlanıyor. Alışkanlıklar kolay edinilmiyor çünkü. Her zaman sevdiğimiz kadar sevilmesek de sevmeden de yaşayamıyoruz işte! Mesela telefondaki sesini seviyoruz. Onunla konuşmak büyük bir mutluluk oluyor. Sesinden yola çıkıp o anki halini merak edip onu güldürmeyi seviyoruz. Gülüşünü seviyoruz. Hatta kızınca verdiği tepkiyi bile bazen. Hatta ayrı kalmak ona olan sevgimizin en büyük sınavı. Etrafımızda olup biteni görürken farkında olmadan kendi dünyamızdan bir şeylerle bağlantı kuruyoruz. Ne biliyim ağlayan bir çocukta, onun peşinden koşan bir babada, ya da yolda kavga eden veya sahilde el ele dolaşan bir çiftte kalır ya gözümüz, işte öyle… Hayatımızdan ya bir benzerlik ya da bir beklentidir o gördüklerimiz. Kah güler, kah üzülür ama çoğunca düşünürüz. Ya maziye, ya da geleceğe uzanırız… Bazen içimizdeki sevgi, mahçup veya üzgün; kimi zaman da kabına sığmayacak kadar hareketli ve cesaretli olur. Ne kadar sevdiğinizi hiç sordunuz mu kendinize? İrdelediniz mi hislerinizi? Onu görünce ne hissediyorsunuz mesela? Tarif edemediğimiz bir mutluluk veya bir sevinç kaplıyorsa içinizi, heyecanlanıyorsanız, seviyorsunuz demek ki! Her attığınız adımda ondan bir şeyler varsa, hayatla her buluşmada yanınızda onu arıyor ve onsuz olamıyorsanız evlilik yakındır size.
Zaten şöyle derler:
Evlilik; birlikte olmak istediğinle değil de, onsuz yapamayacağın biriyle olmalıymış…
Nelere şahit olmuştum ama…
Eeee, düğün mevsimi de açıldı işte… Gün olmuyor ki önümüzden bir gelin arabası geçmesin! Hele hele hafta sonları… Geçen hafta sonu bende de iki düğün vardı. Biri candan, biri canandan…
Can dostumun kız kardeşi evlendi! Ne de güzeldi beyazlar içinde… Neşeleri gözlerinde, yürekleri ağızlarındaydı ama asıl güzel olan o masaya kadar onları getiren sevgileriydi. 10 yılı aşkın zamandır tanışan o gencecik çiftin son altı aylarına ben de şahit oldum. Her türlü zorluğa, her imkansızlığa nasılda çare oldu sevgileri ve onlar birbirlerine evet derken yanlarında olmaktan gurur duydum! Ben de oturdum ya o masaya, ölüm yok artık karada… Nikah şahidi de oldum bu hayatta. Önümü uzatılan deftere atıverdim bir imza…
Güzel kız bastı ayağa, kaptırmadı cüzdanı damada!
Tebrik ederim ikinizi de, çok mutlu ettiniz beni de…
Ertesi günkü düğün Çubuklu Hayal''deydi. Gelin ve damadı barkovizyonda gördüm önce. Denize sıfır masada gün batımını seyrederken tekneden iniverdi gelinle damat. Organizasyon güzel, davetliler de çok şıktı! Zaten Hayal''i de severim oldum olası… Hayalime bir hayal daha kattım o akşam. Bir güzelliğe daha şahit oldum. Ben yakın zamanda öyle bir düğüne gitmemiştim! Umarım onlar da çok mutlu olurlar….
Onlar erdi muratlarına, biz döndük eve…
İki nikahta da dikkatimi çeken bir şey oldu. Ben mi eskidim yoksa artık böyle mi oldu bilemiyorum. İki nikah memurunun da gelin ve damada bir kez de şahitler ve davetliler önünde sorduğu sorular garibime gitti. Yok efendim, evlilik müracaatlarında bir engel görülmediği, hiçbir baskı altında olup olmadıkları gibi cümleler kuruldu.
Son söz de “Evlenmeyi kabul ediyor musun?” oldu…
Soru mu şimdi bu?
Merak ediyorum oraya oturan kaç kişi hayır dedi ki…
Hadi belki yasa gereği söylemek zorundalar ama orada oturanların yasa ne kadar umurunda?
Yanındakini istemeyenin, evlenmeyi kabul etmeyenin ne işi var o masada!
Üzüldüm…
Ne bir yastıkta kocamak, ne de başka sözler duydum.
Hatta ilgili yasanın numarası bile söylendi ama şunlar söylenmedi…
Sizi bilmem, keyfinize kalmış ama ben de bir metin var mesela!
Sanırım bu gidişle günün birinde, yazıp memura da vermem gerekecek…
Diş diş okumak şartıyla!
Sayın Ahmet Evren,
İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, yoksullukta ve zenginlikte, ömrünüzün sonuna kadar eşinizi sevmeye söz veriyor musunuz?
Vallahi de, tallahi de, billahi de “Evet”…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.