Şakir Kocabaş: Bilgelik arayışında bir derviş

00:0022/08/2006, Salı
G: 27/08/2019, Salı
Akif Emre

Şakir Kocabaş’ın vefat haberini Cumartesi günü sabah aldığımda, bir anda geçmişe ait anılar sis perdesinden çıkıp bir daha geri dönmemecesine ölümün yakıcı gerçekliği karşısında aleve dönüşen film şeridi gibi gözümün önünden kaydı gitti… Düşünmeye, araştırmaya adadığı hayatını bir derviş münzeviliği içinde sürdürdü ve yaşadığı gibi de noktaladı. Ömrünün son otuz yılını nasıl yalnız geçirdiyse öylece sessizce göçtü; masasında kitapları, sessiz, tenha ve tek başına: herkes yalnız ölür.İlk tanışmam

Şakir Kocabaş’ın vefat haberini Cumartesi günü sabah aldığımda, bir anda geçmişe ait anılar sis perdesinden çıkıp bir daha geri dönmemecesine ölümün yakıcı gerçekliği karşısında aleve dönüşen film şeridi gibi gözümün önünden kaydı gitti… Düşünmeye, araştırmaya adadığı hayatını bir derviş münzeviliği içinde sürdürdü ve yaşadığı gibi de noktaladı. Ömrünün son otuz yılını nasıl yalnız geçirdiyse öylece sessizce göçtü; masasında kitapları, sessiz, tenha ve tek başına: herkes yalnız ölür.

İlk tanışmam Londra’da oldu; Kemal Kahraman’la ilk defa gittiğim yalnız yaşadığı evinde bizi birkaç gün misafir ettiğini, “İfadelerin Gramatik Ayrımı” kitabının yazarıyla sabahlara kadar süren sohbet ettiğimizi iyi hatırlıyorum. O zamanlar Londra Üniversitesi’nde yapay zeka (artificial intelligient) konusunda doktora yapıyordu ve aynı zamanda bazı kavram çalışmaları üzerine yoğunlaşmıştı.

Müslümanların düşünce sorunlarının temelde kavram kargaşasından kaynaklandığının altını çiziyor, Kur’an’daki temel kavramların yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyordu. İlk karşılaşmamdan kafamda kalan ana başlıklar bunlar…

Yıllar süren Londra hayatımda Şakir Kocabaş en sık görüştüğüm nadir isimlerden biri olacaktı. Bir kimya laboratuarını andıran mutfağı, hiç de bekar evi denilemeyecek düzendeki küçük apartman dairesine her gittiğimde mutlaka bir gündem olurdu. Kendi eliyle yemek hazırlamak için girdiği mutfağın bir kimya laboratuarı titizliğinde oluşu kişiliğini en iyi yansıtan göstergeydi sanki… Ama o düzenli mutfaktaki ayak üstü sohbeti de bir felsefe atölyesine dönüştürmesini bilirdi: Aziz kardeşim, Allah her şeyi ölçü ile yaratmıştır, derken meslekten kimyacı olmanın getirdiği ölçülülüğünü hikmetle buluştururdu.

Yine o günlerden bana emanet gibi kalan sözü, her zaman hatırlarım: “öyle bir eser vereceksin ki en az 150- 200 yıl dünyayı etkilemeli…” Hayatı boyunca bu iddiayı kendine şiar edindiğini söyleyebilirim. Mütevazı kişiliği, basit yaşayışının altında böylesi bir hedefe adanmışlık olduğunu çoğu kimse fark etmemiştir.

Doktorasını tamamladıktan sonra Londra’dan döndü, İstanbul’a yerleşti. Yapay zeka alanında “Bilginin İşlevsel Sınıflandırılması: Bilimsel Araştırma ve Buluşlar Üzerine Uygulamalar” başlıklı doktora çalışması tüm dünyada ilgi odağı oldu. Daha önce başladığı dil felsefesi, özellikle Wittgenstain’ın dil felsefesi çalışmalarını bir bakıma yapay zeka alanına uyarladı. Doktorasını bitirdikten sonra TÜBİTAK yapay zeka bölümünde grup başkanlığı yaptı. Ne yazık ki böylesi teorik konularla uğraşmayı lüks sayan bilim politikaları yüzünden bölüm işlevsizleştirilince kurumdan ayrılarak üniversiteye geçti.

1980’lerde kaleme aldığı “İfadelerin Gramatik Ayrımı” isimli hacimce küçük ama muhteva açısından derinlikli kitabı en önemli çalışması sayılmalıdır. Hala aşılamayan bu eser, Wittgenstain’ın ilk döneminin izlerini taşısa da alanında hala bir ilk olarak tartışılmayı beklemektedir. Kitabın önsözünde kendisinin de belirttiği gibi: Farklı ifade kategorilerinde kullanılan kavramların ve terimlerin bugün de birçok felsefe ve bilim tartışmalarında birbirine karıştırılıyor olması, kitabın önemini daha da arttırmaktadır.

Daha sonraları yoğunlaştığı Kur’an’daki bazı kavramla ilgili çalışmaları değişik tartışmalara yol açtı. Özellikle Divan dergisinde ciddi tartışmalar yayınlandı.

Şakir ağabeyin ortaya koyduğu eserler kadar hayat çizgisinin, duruşunun ve iddialarının bir Müslüman düşünür-ilim adamı tipi olarak önemsenmesi gerekir. Entelektüel olarak büyük hedefleri olmasına rağmen Müslüman bir fert olarak alabildiğine alçak gönüllülüğü ile sürdürdüğü hayatı bir dervişi hatırlatırdı. Buna karşılık sürekli okumaya, araştırmaya adanmış hayat tarzıyla ve kişiliği ile bilge bir profil çizdi. Bir tür bilgelikle dervişliğin buluştuğu, kalp ve beynin insicamını temsil etti.

En küçük çabasını topluma fatura edenlerin ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda hayattan hiçbir şey beklemeden hakikat peşinde olmayı hayatının hedefi olarak seçen ve son nefesine kadar bu amacı sürdüren bir gönül eri, parlak bir beyindi aramızdan göçen.