Kemal Tahir"in idam mahkûmuna söyleyemediği...

00:0028/02/2006, Salı
G: 27/08/2019, Salı
Akif Emre

Ortadoğu''dan kan ve ölüm yükseliyor. Bilim adamları felaket senaryoları yazıyor. Dünyaya sarıldıkça gelecek nesillerin hayatını tüketiyoruz, yaşadığımız anı unutuyor, zamanı tüketiyor, yarınlara bir şey bırakmıyoruz.İnsanoğlunun ihtirasları kan ve ölümden başka bir şey sunmuyor. Temelinde kanaatin değil ihtirasın, öte inancının değil dünya taparlığın yüceltildiği bir medeniyetin sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.Her kültürde mutlaka bir ölümsüzlük arayışından izler vardır. İnsanoğlunun ezeli tutkusudur

Ortadoğu''dan kan ve ölüm yükseliyor. Bilim adamları felaket senaryoları yazıyor. Dünyaya sarıldıkça gelecek nesillerin hayatını tüketiyoruz, yaşadığımız anı unutuyor, zamanı tüketiyor, yarınlara bir şey bırakmıyoruz.

İnsanoğlunun ihtirasları kan ve ölümden başka bir şey sunmuyor. Temelinde kanaatin değil ihtirasın, öte inancının değil dünya taparlığın yüceltildiği bir medeniyetin sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.

Her kültürde mutlaka bir ölümsüzlük arayışından izler vardır. İnsanoğlunun ezeli tutkusudur ölümsüzlük arayışı. Modern insan ölümsüzlük duygusunu hepten inkar etti. Söyleyeceği tüm sözler bugüne dair, bugünden ibaret... ''Ölüm dikkati''ni yitiren her medeniyet insanlığı ölümcül maceralara sürükler... Ölümü önemseyenler daha yaşanabilir bir dünya bırakır gelecek nesillere. Ölüm ötesine dair bir fikri olmayanın yarınlar için söyleyecek bir mesajı da kalmamış demektir.

Materyalist insan ölüm karşısında söyleyecek hiçbir şeyi olmayandır. Oysa ölüm kadar kesin bir hakikat yok hayatımızda. Hayatın bu en kesin gerçeği karşısında bir şey söyleyemeyen bir medeniyetin insanlığın geleceğine dair ne söylemesi beklenebilir?

''Ölümü hayatın merkezine alan bir medeniyet''in çocuklarıyız. Ama ölüm ve ötesine dair varoluşumuzun mutlak bilgisini yitirmiş, hayatın anlamını kavramakta zorlanan bir aydın zümre yetiştirmeyi başarmış bir toplumuz. Kutsal olanı inkar eden materyalist düşünceden neşet eden modern dünyanın insanlığı içine sürüklediği kaos ilk değil. Ölüm gerçeğini yok sayan, ölüm karşısında insanın varoluşunu anlamlandıramayan her arayış ya umutsuz bir suskunluktur ya da nihilistce inkarın karanlık sularında çalkanıştır.

Tüm bu düşüncelerin zihnime hücum etmesinin sebebi, özellikle Müslüman coğrafyada yaşanan iç karartıcı manzaralar değil. Bölgede yaşananlar kadar modern ''insan teki''nin içindeki açmazı, hayatı umutsuz bir karanlığa, cevapsız bir suskunluğa dönüştürüşünü resmen bir hatırayla karşılaşmasaydım ölüm ve hayat-dirilik ilişkisine değinmeyecektim. Ayşe Şasa''nın yayınlanmamış anılarında Kemal Tahir''le ilgili anlattığı bir olay ölüm dikkatini yitirmiş bireyin ve toplumun hayata dair duruşunu çok ibretamiz biçimde ortaya serer.

Kemal Tahir hapiste iken, bir idam mahkûmunun hücresine gelerek son gecesini birlikte geçirmesi istenir. Etkileyici kişiliği, sohbeti, birikimiyle idam mahkûmunun son saatlerinde teselli edeceği düşünülmüş olmalı.

"Adam iki ya da dört rekat namaz kıldıktan sonra oturuyor. ''Şimdi'' diyor Kemal Tahir, ''Konuşmamız gerekiyor. Sabaha bu adam idam edilecek. Konuşacak konu ararken birden farkediyorum ki, bu dünyada bütün konuşmalar geleceğe aittir; geleceği olmayan bir adamla konuşacak bir şey yoktur.'' Ve böylece bir türlü laf bulup konuşamıyor birkaç saat sonra asılacak idam mahkumuyla..."

Bütün bildikleriniz, sahip olduğunuz birikiminiz, elde ettiğiniz ilim birkaç saat sonra hayata veda edecek birine söyleyecek bir şey bulamıyorsa, o bilginin hayata ve insanlığın yarınına dair söyleyecek ne mesajı olabilir? Bu ince çizgi iki farklı varlık tasavvurunun, iki farklı medeniyetin ayrışma noktasıdır aslında.

Kemal Tahir''in idam mahkumunun hücresinde yüz yüze geldiği acı gerçek, Batılılaşma serüvenimizle birlikte hikmet ve sonsuzluk idrakinin kaybedilişinin, hayattan el etek çekişinin acı bir itirafından başka bir şey değildir. Kemal Tahir''in benzer bir suskunluğu kanser hastası olduğunda da yaşadığını belirtiyor Ayşe Şasa.

Öte karşısındaki bu suskunluktur ki, hayatı ölümcül ihtiraslara kurban eden bir uygarlığın üstümüze çullanmasına neden oldu. Kapitalist insan tipi ve ahlakını İslam insanın monte etmeye kalkan Batı''nın açgözlülüğü; yeryüzünü geri dönülmeyecek biçimde yağmalarken insanlık tarihinin gördüğü en büyük felaketlere yol açıyor: İnsanlık yok ediliyor!...

Hayatı anlamlandıran cevaplarımızı inkar ettiği içindir ki aydınımız bize karanlık bir suskunluktan başka bir şey sunmadı. Olanca dünyeviliğine rağmen dünyayı yaşanmaz hale getire modern uygarlık öte karşısında söyleyeceği sözü kalmadığı, öteye olan inancı yitirdiği içindir ki hayatı tüketmektedir.