
2010 yılına adım atışımızla birlikte, meslekte 25, düzenli ve sürekli sinema yazarlığında da 5 yılı geride bıraktım. Bu zaman zarfında yazmış olduğum yüzlerce köşe yazısı, çeşitli konularda yaptığım haberler ve sistem karşısında takındığım politik-ahlâkî tavır, bana hiç kuşkusuz ki milyonlarca dost kadar azımsanmayacak sayıda düşman da kazandırmış durumda… Ki özellikle cinsel tercihlerini kişisel bir hayat serüveni olmaktan çıkartıp iyice siyasallaşmış olan aktivist eşcinseller bu "azılı düşmanlar" listesinin en tepesinde yer almaktalar. Onları, hızını hâlâ alamamış durumdaki Marksistler, PKK sempatizanı Kürtçüler, ateist-feminist cins-i latifler ve muhafazakâr cenahtaki -kalpleri ölümcül bir fesatla kaplanmış olan- muhtelif kıskançlık grupları izliyor.
İnternetteki siteler, bloglar ve forumlar, sözünü ettiğim insan modellerinin saldırgan tutumlarıyla en yoğun biçimde karşılaştığım alan… Adımı "google"da her aratışımda, şahsıma ilişkin olarak edep ve hukuk kurallarını hiçe sayan bir yazıyla -mutlaka- karşılaşmaktayım. Karşılaştığımda da eskisi gibi gevşek davranmayıp derhal gereğini yapıyorum bunların. "Gerici", "faşist", "insanımsı", "mahlûk", "iğrenç herif", "Atatürk düşmanı", "alçak", "gizli eşcinsel", "homofobik", "soytarı", sanal âlemde adımın altına dizilen hakaret sözcüklerinin ilk anda aklıma gelen örneklerinden yalnızca bir kaçı…
Bunlardan biri de bana 2006 yılından beri kafayı takmış olan, cinsel tercihini bütünüyle ideolojik bir mücadeleye dönüştürmüş durumdaki aşırı saldırgan bir eşcinseldi. 2008''deki bir internet sitesi yazısında beni okurlarına "Yeni Şafak gazetesi sinema çiziktiricisi" gibi küstah bir nitelemeyle tanıttığı için o dönemde kendisine "anlayacağı dil ve üslûpta" bir mesaj göndermiştim. "Yavuz hırsız ev sahibini evden kopar" misâli, yazısını düzeltmek yerine, beni mesajım nedeniyle "hakaret" suçlamasıyla mahkemeye verdi. İstanbul-Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi''nde yaklaşık bir yıl süren yargılamanın sonuncunda da yargıç Türk Ceza Kanunu''nun 129''uncu maddesi gereğince, "gösterdiğim tepkinin şikayetçinin şahsıma karşı yıllardır işlediği haksız fiillere karşılık normal ve insanî bir tepki olduğu" gerekçesiyle "hakaret" suçunun oluşmadığına, dolayısıyla herhangi bir ceza verilmesine gerek olmadığına karar verdi. Daha net bir ifadeyle, çağdaş hukuk, "Size, başlıbaşına bir medya organı sayılan internet ortamında fütursuzca hakaret edip kamuoyu önünde küçük düşürenlere haddini bildirmenize" cevaz vermekte ki Türk hukuk tarihine geçecek nitelikteki bu önemli kararı, iletişim hukuku alanının en yetkin isimlerinden biri olan değerli avukatım Mustafa Haki Okuducu''nun yaptığı olağanüstü güzellikteki savunmaya borçluyum.
Okuducu, aynı mahareti, kendisini "hayvan hakları aktivisti" olarak lanse eden ve internetteki bir yazısında şahsıma "Allah yarattı" demeksizin bodoslama dalan bir kadının açtığı başka bir dâvâda da sergiledi. Çok okunan bir internet sitesinde yayımlanan o rezil yazıya verdiğim "çivi çiviyi söker" tarzı cevaptan sonra çılgına dönüp soluğu İstanbul-Üsküdar Adliyesi''nde alan bu vatandaş da savcının, kendisine sunduğumuz kıyaslamalı delilleri incelemesinin ardından sükut-u hayâle uğrayacaktı. Hukuk, bu dosyada da gerçek mağdur konumundaki şahsımı korudu ve savcılık makamı takipsizlik kararı verdi.
Son iki yılda, böyle yarım düzineye yakın "yavuz hırsız"ı geri püskürttüm mahkemelerde… İnterneti babasının çiftliği zannedip şu dünyada kafasına uymayan her kim var ise onlara küstahça hakaretler savuran, sonra da lâyık oldukları cevapları aldıklarında ağlak bebeler gibi mahkeme kapılarında saçlarını başlarını yolan bütün bu kişilere hukukun verdiği cevap hep aynı oluyor: "İnternet, son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle birlikte artık bir medya organıdır ve sizlerin bir medya organında insanların kişilik haklarıyla, şeref ve haysiyetiyle oynamaya hakkınız yok. Terbiyesizlik ettiğiniz kişi size yazılı misillemede bulunursa, o zaman susup kıçınızın üzerine oturacaksınız."
Eline bir klavye geçirdiğinde şuurunu kaybeden ve parmağının dizdiği sözcükleri gözleri görmeyen, kulakları duymayan bu tür hasta ruhlu tiplerle hukuk mücadelem bundan böyle de kesintisiz sürecek. Ta ki onlar "eleştirirken bile insan olmayı" öğrenene kadar…
Ve bir de bilgi notu: Yüce Yaradan son anda kaderimi bir başka yöne doğru çevirmez ise önümüzdeki mart ayının sonlarına doğru "sinema yazarlığı" mesleğini temelli olarak bırakıyorum. Eğer kendim ve ailem için sağlıklı bir çıkış yolu bulabilirsem, yanı sıra "gazetecilik" mesleğini de…
Üzerinde uzun bir süre düşünerek vardığım bu zor kararın gerekçelerini, dost sinema sitelerinden biri olan www.ikinciperde.com için yazdığım "Benim için ''tamam'' ya da ''devam'' yılı: 2010" başlıklı bir makalede ayrıntılı olarak anlattım. Ayrıca, beni Facebook''taki profilimden takip eden gönül dostlarım da son günlerde oraya eklediğim yazılar aracılığıyla meseleyi yakından biliyorlar zaten… Bu yüzden, sırası ancak haftada bir gelen ve onu da sizlere yararlı olabilecek malzemelerle nasıl en ideal biçimde doldurabileceğimin hesaplarını yaptığım bu sayfayı, sinema sektörü ve İslâmî camiâyla kişisel hesaplaşmamı (daha doğrusu, bu çevrelerdeki duygusal hezimetimi) anlattığım uzun bir yazıyla boydan boya kaplamak istemedim. Dileyenler, "teslim bayrağı"nı neden çektiğimizin öyküsünü oradan okuyabilirler. Nihai vedâma kadar da bu konuda bir daha konuşmayacağım, yazmayacağım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.