
Amerikan Ticaret Temsilciliği (USTR) adlı kurum, geçtiğimiz günlerde yayımladığı yıllık raporda Türkiye, Mısır, Güney Kore, Kuveyt ve Pakistan''ı, bu ülkelerde yoğun biçimde fikir ve sanat eserleri hırsızlığı yapıldığı gerekçesiyle “öncelikli izleme listesi”ne aldığını açıkladı. Ülkemizden pek şık ifadelerle söz edilmeyen söz konusu belge, Türkiye''yi fikrî haklar alanında oturttuğu yer itibarıyla da oldukça rahatsız edici bir görünüme sahip…
Ardında durduğu bir öfkeyi, o öfkeyi doğuran koşullar zaman içinde pozitif yönde değişmesine karşın yine de yıllarca inatla sürdüren kişilere “yalnızca kişisel kininin dâvâsını güden adam” denir. Bunların, bütün o iddialı görüntülerine karşılık, yüzeyde savundukları düşünceler üzerine aslında öyle çok da derinlikli bir dertleri yoktur. “Soylu hedef” gibi gördükleri ve gösterdikleri her şey, aslında bütünüyle kendilerini ilgilendiren küçücük bir hesabın ürünüdür. Kinlerinin devamlılığı ise yalnızca kişisel hesaplarının henüz yerli yerine oturmamış olmasıyla ilişkili bir durumdur. Ve bu hesaplarını gördüklerinde de o dâvâyla işleri şaşırtıcı bir hızla biter.
Kolay kötümser olabildiği gibi, yine aynı kolaylıkla iyimser de olabilen biri olarak, öteden beri bu modeldeki tiplere benzememeye gayret ediyorum. Hele de “alışılmadık” gibi görünen muhalif düşüncelerimin kimilerince rahatlıkla aslî amacından saptırılıp oraya buraya çekiştirilebildiği “korsan yayıncılık” konusunda daha bir hassas olmakla yükümlü hissediyorum kendimi…
İnternette epeyce bir dolaştıkları için, şimdi sözünü edeceğim yazıları aranızdan hatırlayanlar olacaktır hiç kuşkusuz… İlk olarak bundan yıllar önce, 2002''de Yeni Şafak''ın cumartesi ekinde “Korsan video kötüdür, ama Türk halkı da fakirdir”, sonrasında ise 28 Nisan 2006''da bu köşede “Korsana karşı olmam için bir tek gerçekçi neden söyleyin bana” başlıklarıyla iki uzun değerlendirme yazım yayımlanmıştı. Bunlar, içerikleri itibarıyla sistemin “korsan ürün” kullanımı konusundaki beylik söylemine temelden muhalif ve bu muhalefeti de piyasa ekonomisinden somut örneklerle gerekçelendiren manifestolardı.
Her iki yazı da yayınlandıkları dönemde yeterince etkili oldular, hizmete girdiği günden bu yana huzuru hiç yakalayamış olan elektronik posta kutum hem bolca tebrik, hem de ona yakın miktarda kınama mesajına ev sahipliği yaptı.
Bu konuda yazıp çizen ve tarafıma olumlu-olumsuz mesaj gönderen hemen herkesin, “korsan yayıncılık” karşısındaki kişisel konumunu belirlerken kendine göre haklı gerekçeleri vardı. Sektörde “üretici” pozisyonunu temsil edenler, “Bu iş böyle işportacılıkla sürer giderse, bizler bu yüksek maliyetlerle nasıl yasal VCD, DVD, kitap ya da bilgisayar yazılımı üretip satacağız” diye yakınırken, özellikle genç kuşağın mensupları da “Paramız yok kardeşim, fakat paramız yok diye kültür ürünlerini tüketmemiz yasaklanacak mı?” diyorlardı.
2000''lerin başlarından bu yana, söz her ne zaman korsan yayıncılıktan açılsa, kişisel sempati ibrem hep biraz daha “ezilen sınıf”a dönük olageldi. VCD, DVD, müzik CD''si, bilgisayar yazılımı ve kitaptaki (benim de orta gelirli bir yurttaş olarak cebimi yakan) dehşetengiz etiketleri gördükçe, aforoz edilme korkusunu umursamadan çekincesizce savundum replika ürün tüketen orta ve alt sınıfları…
Fakat, geride bıraktığımız zorlu yıllarla kıyaslandığında görece biraz daha müreffeh bir Türkiye''ye ulaştığımız şu günlerde, bu kayırmacı duruşta artık “hakkaniyet” adına yeni bir “balans ayarı” yapmanın zamanı geldi.
Neden mi?
Çünkü, ben ve benim gibi oyunbozan adamların onca acımasız eleştirisinden sonra üreticiler, yazılım sektörü haricindeki diğer üç önemli alanda (film, müzik ve kitap) gitgide daha belirgin hâle gelen büyük dampinglere giriştiler. Anormal kâr marjları bekleme devri kapandı, DVD, VCD ve müzik CD''lerinde etiket fiyatları 30-40 YTL''lerden 5-6 YTL''lere kadar düştü. Artık iki paket sigara parasını verince plastik kutusuyla, dört renkli üst baskısıyla, kuşe kâğıt kapağı ve en önemlisi de (ilkel “yakma” sistemli değil) fabrika çıkışlı pırıl pırıl “kalıp baskı” kaydıyla, her açıdan doğru düzgün bir görüntülü ya da sesli ürün alabiliyorsunuz. Aynı durum kitap sektöründe de geçerli. Sansasyonel biçimde piyasaya sürülen 3-5 popüler kitap haricinde, son dönemlerde pek çok yeni eserin üzeri fiyatı 5 ila 10 YTL dolayında seyrediyor. Öyle ki 3 YTL''ye bile yeni kitap alabilmek mümkün…
Sonuç olarak görünen o ki üreticilerin burnu sürtüldü ve “piyasa akıllandı”. Bu düşüş eğilimi, halkın alım gücü ve rekabet arttıkça daha da sürecektir. Dahası, zaman içinde benzeri bir durumun, 50 cent maliyetli her bir CD''den astronomik kârlar elde etme konusundaki inadını hâlâ sürdüren yazılım sektöründe de egemen olacağına inanıyorum. Çünkü, malınızı satamıyorsanız ya piyasadan çekilip gideceksiniz, ya da fiyatlarınızı indireceksiniz; başka çıkış yolunuz yok.
Hâlihazırdaki manzara bu iken ve koşullar da her geçen gün biraz daha iyiye giderken, artık toplumcu bir bakış sergilemek adına “korsan”ı sempatiyle karşılamanın da fazlaca bir anlamı kalmıyor. Çünkü, insan bir fabrikada işçi ya da bir üniversitede burslu okuyan öğrenci de olsa, bu etiket fiyatlarıyla arada sırada kendisine pekâlâ 2-3 adet yasal müzik CD''si ya da film DVD''si alabilir. Artık hiç kimsenin “Benim film alacak 5 liram yok” gibi bir mazereti kalmadı. Çünkü 5 liralık bir yasal DVD karşısında bile böyle diyen kişiler, hemen ardından koşup iki adım ötedeki işportacıdan 4 liraya korsan DVD alıyor!
Özellikle genç kuşaktan okurlarımadır bu haftaki mesajım… İlgi alanınız ister müzik kayıtları, ister sinema filmleri, isterse de kitaplar olsun, gerçek bir koleksiyoncuya her zaman bir ürünün orijinalini biriktirmek yaraşır. Çoğunuzun film DVD''leriyle yaşadığınız o kadir kıymet bilmez, sorunlu ilişkileri ibretle izliyorum. Ucuza, hattâ bedavaya geldiği için, birbirinize alıp verdiğiniz bu disklerin hiç birinizin gözünde zerre kadar değeri yok. Çünkü kutusuz, kapaksız, berbat bir altyazı kalitesine sahip, kopyalanırken menüleri bozulmuş ve üzerleri işportacının CD kalemiyle gelişigüzel karalanmış bu korsan kayıtlarla herhangi bir “duygusal bağ” kuramıyorsunuz. Elinize takaslarla ya da bedava denecek fiyatlarla gelen bu gibi kopya ürünler, bir kez izlendikten sonra da aynı savrukluk içinde “çay tabağı” niyetine kullanılıyor. Aranızdan, bana direkt ulaşanlara ödünç verdiğim kimi nadide filmlerimin âdeta sehpa zımparalamakta kullanılmış gibi geri dönmelerinden de rahatlıkla anlayabiliyorum “arşiv yapma kültürü”ne uzaklığınızı…
Oysa gerçek anlamda bir sinema, müzik ve kitap tutkunluğu emek gerektirir, özen gerektirir. Bazen cüzdanınız (içindeki paralar ve kimliklerle birlikte) kaybolur da bu olaya topu topu beş-on dakika üzülürsünüz, ama yıllar yılı fellik fellik arayıp zorlukla bulabildiğiniz bir filminiz geri dönmediğinde haftalarca ruh gibi dolaşırsınız.
O yüzden de teknolojik standart olarak dünyanın hiç bir yerinde ciddi kabul görmemiş şu ucube Dvix kültüründen, elinize gelen ucuz-pahalı her türlü fikir ve sanat eserini bilgisayarda kopyalayıp babanızın malı gibi ona buna bol keseden dağıtmaktan ve sokaklarda iş tutan korsan kitap satıcılarına prim vermekten artık yavaş yavaş vazgeçin. Eğer gerçek bir kitap ve sinemaseverseniz, arada sırada orijinal bir kitaba ya da DVD''ye 5-10 lira vermeyi de öğrenin. Tamam, arayıp da bulamadığınız nadide filmler olduğunda, zaman zaman yine korsan ürün alın; çünkü kötü alışkanlıklar öyle hemen bir günde geçmez. Ama adamlar rafta gözünüze 5 liraya kitap ve film sokarken gidip aynısını bir-iki lira eksiğiyle işportadan almak ayıptır ve günahtır.
Böyle bir kültürel alışkanlığı kazanmadığınız sürece, bu ülkede asla sağlıklı bir müzik, film ve kitap endüstrisi oluşamayacağı; piyasaya yeni sinemacılar, müzisyenler ve de yazarların gel(e)meyeceği gerçeğini kafanıza adamakıllı kazıyın.
En önemlisi de böyle anlarda, benim gibi sistemin aksayan yönlerine muhalefet etmesiyle tanınan kişilerin bile arkanızda durmayacağını iyi bilin.
Yıllar yılı o çok eleştirdiğimiz üreticiler son dönemde fiyatları düşürmek adına ellerinden geleni yaptılar ve halen de yapıyorlar; şimdi ise “delikanlılık sırası” bizlere gelmiş bulunuyor.
İster DVD/VCD, ister kitap, isterse de müzik CD''si ya da kaset… Sizlere dostça tavsiyem, bugün (koleksiyonculuk hayatınızda belki de ilk kez) bir “yasal kayıt” satın almanız ve hayata bakışınızı topyekün yenilemenizdir. Bu tür hobiler söz konusu olduğunda, orijinal ürün biriktirmenin her zaman için çok daha keyifli olduğunu sizler de göreceksiniz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.