"Konjonktürü" okuyamama hüsrana neden olur

00:0017/06/2014, Salı
G: 12/09/2019, Perşembe
Ali Saydam

"Konjonktür" ifadesi son 10 küsur yıldır en çok kullanılan kavramlardan biri. Bu kavram, rüzgâr, güneş, yağmur gibi bizi doğrudan etkileyen gündelik hava koşullarını değil ama içinde bizden önemli ölçüde bağımsız yaşadığımız "iklimler"in ve coğrafyanızdaki "iklim"in en iyi ifadesidir.Siyasi iletişim, hem iklimlerin (konjonktürün) hem de bizzat içinde soluk alıp verdiğimiz gündelik hava koşullarının yakından takibini gerektirir.Dünkü Hürriyet"te Uğur Gürses"in "Analiz" köşesindeki faizlerle ilgili

"Konjonktür" ifadesi son 10 küsur yıldır en çok kullanılan kavramlardan biri. Bu kavram, rüzgâr, güneş, yağmur gibi bizi doğrudan etkileyen gündelik hava koşullarını değil ama içinde bizden önemli ölçüde bağımsız yaşadığımız "iklimler"in ve coğrafyanızdaki "iklim"in en iyi ifadesidir.

Siyasi iletişim, hem iklimlerin (konjonktürün) hem de bizzat içinde soluk alıp verdiğimiz gündelik hava koşullarının yakından takibini gerektirir.

Dünkü Hürriyet"te Uğur Gürses"in "Analiz" köşesindeki faizlerle ilgili "Başbakan"ın istediği oluyor" başlıklı değerlendirmesini okuduğumuzda, gecelik faizlerin yüzde 5"e düşürülmesini sağlayan Merkez Bankası"nın bu kararının "konjonktür"le çok bağlantılı olarak ne kadar da yerinde olduğunu düşünmeden edemedik. Bu kararın sonuçları, Merkez Bankası yönetimi ile Başbakan arasındaki dönemsel ve aslında çok da doğal çelişkilerden daha önemli değil midir?

Ülkemizde son 30 yılda metropollere doğru akan insanlarımızın sayısının 30 bin olduğunu ve bu inanılması hayli güç büyük göç sirkülasyonunun örneğin Hindistan ve özellikle Çin"de bir büyük sosyal ve ekonomik dönüşüm halinde yaşandığı düşünüldüğünde, "konjonktür"ün tüm dünyada bir şahdamarı vazifesi gördüğünü de anlamamız kolaylaşabilir.

Başbakan"a kafasını takıp da, gezegen üzerinde olup bitenlerin faturasını bile Tayyip Bey"e kesmeye çalışanların, "AK Parti aslında bir konjonktürün ürünü" diyerek içinden geçilmekte olan transformasyonu azımsayanların; meselenin özü olan "iklim" koşullarının aslında pekala farkında olduklarını da görmezden gelmeyelim.

İklimin, konjonktürün özelliklerini bildiklerinden yana kuşkumuz yok; bilmedikleri, beğenseler de beğenmeseler de ülkenin son 10 küsur yılda yaşadığı büyük transformasyonun dünyayla göbek bağımızı nasıl da ayrılamaz biçimde sıkılaştırdığıdır. Bu öyle bir sağlam bağdır ki, bizsiz de onlarsız da olmaz. Bilek güreşinde güçler dengesi eskiden olduğu gibi herhangi bir gelişmenin öncesinde ayan beyan belli değildir.

Ülkenizde 27 milyon insan 13 büyük metropole doğru akmış ve bu tektonik kayma sadece sizin değil, dünyanın pek çok ülkesinde yaşanmışken, siz ekonomiyi de, sosyolojiyi de, iletişimi de (ve pek çok disiplini de) tümüyle sarsalayan bu büyük transformasyonu görmeyip, "İlle de bu Başbakan gitmeli!" kırık plağına takılıp patinaj yapacaksınız… Sonra da, "Niye gitmedi!", diye karalar bağlayacaksınız… Konjonktüre "bakmayı" değil onu okumayı öğrenene kadar hüsrana devam… Bu hüsranın sinema (tiyatro) dilinde betimlenmesini izlemek için (dayanabilirseniz), bkz. Cannes Ödüllü "Kış Uykusu"…

"Endişeli modernler" yine endişeli…

İslam Konferansı Örgütü"nün anlı şanlı Genel Sektereri olarak bildiğimiz, yönetici ve düşünce adamı Ekmeleddin İhsanoğlu"nun "Çatı Aday" olarak açıklandığını ilk kez duyduğumuzda CHP"nin nereden nereye geldiğini düşünüp, biraz da hayret ettik. Kararı, siyasi iletişimin "ittifaklar" bahsine uygun biçimde kurgulanmış bir atak olarak görüp, "Kedi olalı bir fare tuttular"dan başlayarak, "İyi güzel de CHP tabanını nasıl ikna edecekler?" sorusuna kadar bir dolu düşünce geçti aklımızdan.

Türkiye, siyasi Cumhurbaşkanlığına alışmış ve bir yenisine hazırlanırken Ahmet Necdet Sezer ile son bulmuş, 1960 model "sivil – asker bürokrat" Cumhurbaşkanı çözümlemesine benzer bir adayın gündeme gelmesine ne demeli?

Mısır"daki darbe sırasında hem bizim muhalefetin hem de ABD"nin beğenisini kazanan Ekmeleddin Bey"in, yukarıdaki yazıda tartışmaya çalıştığımız "konjonktür" meselesinin önemli bir "örneği" olduğunu söylemek mümkün. Diğer yandan, Ekmeleddin Bey"in aday gösterilmesinin, "konjonktür iklimi" ile "bizim havalar" arasındaki "etkileşim" veya "itkileşim" (karşılıklı direnç) tablosunu netleştirmesi açısından ilginç bir gelişme olduğunu kabul edelim. Bu gelişme, iç dinamiklerin, memleket rüzgârının dünyayı sallayan fırtınalara aldırmayacak kadar belirleyici olabileceğini de gösterebilir. Çok takdir toplayan etkili bir bürokratın halk nezdindeki "publicity" (görünürlük") gücüyle (yoksa güçsüzlüğü mü?) bu yollara çıkılır mı çıkılmaz mı, kestirmek çok da zor değil. %45 oranında çantada keklik oy gücü olduğu iddia edilen Deniz Baykal dururken, İslam âleminin benimsediği bir genel sekreteri, tabana rağmen aday yapmak cesaret işi. "Tayyip bey, bu Ekmeleddin beyi ekmek arası yapar, afiyetle yer" diyenler mi haklı çıkacak; yoksa, CHP"nin bu sürpriz sayılabilecek manevrasını heyecan verici bulanlar mı, iki aya kalmaz görürüz…

Baba olmak şöyle bir şeymiş

Kızım babalar gününde bir kart hediye etti. Kardeşinin mezuniyet töreni için New York"a gittiğinde orada gözüne ilişmiş; önden almış, saklamış. Kartta "Baba"nın sözlük karşılığı için bakın neler yazmışlar? (Önce İngilizcesi): Dad: n.[hero, teacher, friend, advisor politician, healer, wiseman, fixer of all things] Türkçesi: "Kahraman, rehber, öğretmen, arkadaş, siyasi danışman, şifacı, bilge, her şeyi halleden"…

Tüm babalara uyarı!..

Bizim kız 30 yaşında ve özel gün vesilesiyle duygularını böyle yansıtmış… Sizinkiler henüz yansıtmıyor olabilirler… Ancak bilin ki, çocukların gözünde baba böyle bir şey ve beklentiler (ki bunların içinde parayla pulla ilgili olanı pek yok) bu düzeyde…

Önünüzde iki yol var: 1. Beklentiyi aşağıya çekeceksiniz. 2. Bu beklentiye göre kendinizi yeniden konumlayacak ve yolunuzu belirleyeceksiniz…

Al birini vur birine… Allah babalara kolaylıklar versin…