Bir tarafın kahramanları diğer tarafın katili olursa konuşmak da, anlaşmak da mümkün görünmüyor. Konuşsak bile, aynı kavramları farklı durumlar için kullandığımızda konuştuklarımız bir anlam ifade etmiyor. Bir tarafın özgürlük savaşçısı, diğer tarafın teröristi oluyor.
Durum böyle olunca da siyaset falan yapılamıyor. Kürt halkının temsilcisi benim diye ortaya çıkan, ben olmasam siz olmazdınız diyen bir örgütün yönetimindeki siyasetten sonuç alınabilir mi?
Biz demokratik açılım diyoruz, onlar bu bizim dişimizin kovuğuna bile yetmez diyorlar. Talepler konusunda ise uzlaşma mümkün görünmüyor. Kürtler ne istiyor sorusunun cevabı hangi Kürtler ile konuştuğunuza göre değişiyor. Ancak silahlı olan taraf kuralları belirliyor. Onların talebi ise nihayetinde ayrı bir Kürt devleti kurmak ve Türk devletini olabildiğince zayıflatmak… Kürt hareketinin en büyük silahı ise sorgusuz, sualsiz, seçeneksiz adanmış hayatlar...
Türkler için de durum farklı değil. Cevap hangi Türkler ile konuştuğunuza göre değişiyor. Sonuçta ortak barış tanımı yok. Barış derken içlerinden kaç kişi bu topraklarda birlikte yaşamayı kast ediyor acaba? Tam da bu noktada taraflardan birisinin kahramanı, diğerinin katili oluyor.
Şimdi artık neredeyse üçüncü kuşak gençler dağlarda... Onların artık kendi adlarına bir hayatları yok. Sadece Diyarbakır''da dörtyüzbinin üzerinde çocuğun varlığı düşünülürse, adanmış, gencecik hayatlar ise bu örgütün en büyük silahı.
Bu iki ayrı bakışın bir yerde buluşması mümkün değil. Uyuşturucu, insan kaçakçılığı ticaretini para kaynaklarından birisi olarak kabul eden örgüt, kirli ticaretten sağladığı gelirler ile bu acımasız savaşı finanse ederken intikam almak uğruna kendi çocuklarına ne yaptığını sorgulamıyor. Kürt baronlarının çocuklarının dağlarda savaşmadığı biliniyor, yoksul çocuklar ise kimsenin umurunda değil.
Barışçıl bir çözüm sadece Türk değil, Kürt gençlerine de huzur ve gelecek vaat ediyor.
Avrupa ülkelerinin başkentlerinde PKK yöneticilerinin, elemanlarının sahip olduğu söylenen restoranlar, şirketler, mağazalar ile karşılaşıyorsunuz. Çoğu zincirler halinde birçok yerde faaliyet gösteriyorlar. Sahiplerinin çoğu da bulundukları ülkenin hatırlı insanları arasında yer alıyor. Bakanlara kolayca ulaşabiliyor, dertlerini anlatabiliyorlar. Burada Kürt halkı yoksulluk içindeyken bunlar nasıl oldu da bu kadar zengin oldular diye hep merak ederim. Güneydoğu''da toprak ve köylü sahipliği meselesini ne Marksist ideoloji, ne batı görmüşlük ne de İslam değiştirmiyor. Avrupa''da insan haklarından yana, kendi topraklarında sahiplikten yanalar. Feodal mantalite PKK''da değişime uğramıyor, tam tersi örgütün desteği ile güçleniyor. Halkların kardeşliği sloganına inansalar da, aynı halk içinde eşitlenmeyi kabul etmedikleri açıkça ortada. Savaşan halk, nasiplenen ise yüzyıllardır beyler. Savaşanların payına ise her yerde olduğu gibi orada da kahramanlık türküleri düşüyor. PKK''nın dağ köylerindeki yoksul Kürt çocukları üzerindeki tasallutunu yok etmek, bu meselede çözümün kilit noktalarından birisini oluşturuyor.
Aynı topraklar üzerinde kana kan dişe diş politikasının 26 yılda geldiği nokta; 40.000''e yakın ölüm…
Dün gazetelerde yer alan bir açıklama bu minvalde dikkat çekiciydi. Bir dönem Abdullah Öcalan''ın sağ kolu olan avukat Hüseyin Yıldırım, sığınmacı olduğu İsveç''te Cihan Haber Ajansı''na konuşmuş. İki önemli tespiti var: Açılım başarıya ulaşırsa Öcalan biter, Öcalan muhatap alındığı anda da açılım biter. Yıldırım, ayrıca Apo''nun derin devlet ilişkilerini eşi Kesire''nin bildiğini, bu nedenle de Apo''dan ayrıldığını söylüyor. "Kesire konuşursa yer yerinden oynar" diyen Yıldırım bize bir adres gösteriyor. Apo''nun eski eşi Kesire konuşur mu bilmiyoruz, ama böyle bir konuşmanın bu meselenin çözümüne katkısı olabilir.
Önümüzde tartışmasız tek yol var. Demokratik açılımı sürdürmek ve onu daha anlaşılır hale getirmek. Açılımın Kürt beylerinin değil, halkının faydasına olacağını, Türk ve Kürt halklarını eşitleyeceğini, aradaki mesafeyi kapatan, özgürlükleri güçlendiren politikaları gündeme sokmaya devam edeceğini anlatmamız ve açılımı somut uygulamalar ile güçlendirmemiz gerekiyor.
Açılımı durdurmadan terör ile mücadele etmenin yolunu bulmalıyız.
"İkisini birden yapmanın yolları neler? Kürt halkını PKK''dan ayırarak hem demokratik açılımın sürmesi, hem de terör ile savaş mümkün olabilir mi? Sadece Türk halkı değil, Kürt halkı da PKK''dan kurtarılabilir mi?" Bu soruların cevabını bulmalıyız.
Kapatılan DTP''nin siyasi yasaklı eski başkanı Ahmet Türk yeni bir açılım sürecini başlatmaya daveti ediyor herkesi. Sivil toplum üyeleri, kanaat önderleri, siyasiler devreye girmeli diyor. Bu sözleri okuyunca acaba dedim. DTP''nin kapatılması, Ahmet Türk''ün siyasi yasaklı olması da mevcut durumu oluşturmak için mi yapılmıştı. DTP''nin yerine kurulan BDP''deki yöneticilerin şahinliğine bakınca insan acaba demeden edemiyor.
İnsanlar bilançoya değil geleceğe oy veriyor diyen Fransız reklamcı Jaques Sequela''nın sözünü bu dönemde sürekli hatırlamak gerekiyor.
Bunun için ölümü değil, hayatı savunmak zorundayız.
Hiç birimiz bir diğerimizi yok sayarak bu topraklar üzerinde var olamayız.
Başlıklar :

