
Çok kanallı yayına geçiş ile çeşitlilik ve çok sesli yayıncılık olacak zannetmiştik. Merkeze reytingi alan televizyon yayıncılığı, özellikle dizilerde birbirinin kopyası hikayelerle, izleyiciyi ‘benzer içinden birini seçmek’ zorunda bıraktı.
Dizilerde, kanal fark etmeksizin, aile hayatı temsili artık sorunlu bir kurguya mahkûm edildi. “Dramatik çatışma”, estetikten yoksun, kopyacı, C grubu senaryoların esiri oldu. Dizilerde çatışma unsuru ya silahlı çatışma ya da cinsel hayat, karmaşık soybağları üzerinden inşa edildi. Hikâye tıkanınca bir bakıyoruz ki karakterlerden birinin babası başkası çıkıveriyor.
Ana karakter erkek, öldü zannedilen ağabeyinin eşiyle evleniyor. Epey uzun bir zaman sonra ağabey geri dönüyor. Eski koca, kardeşiyle eski karısının birlikte olup olmadığını annesiyle uzun uzun müzakere ediyor. Dakikalarca bu diyaloğa şahit oluyoruz.
Aynı dizide evin diğer oğlu, amcasının kızı ile sevgili ve kız hamile kalıyor. Kadın hasımlık gerekçesiyle başka biriyle evleniyor. Kocası hamile olduğunu bildiği halde vazgeçmiyor. Doğumhane kapısında kadının kocasıyla, çocuğun biyolojik babası birbirine giriyor. Zeminde hüzünlü bir türkü, kavga gürültü… Yan hikâyeleri anlatmıyorum bile.
Ana karakter cerrah hekim, resmî nikâhlı eşi ve töre nedeniyle düğün yaptığı “dinî nikâhlı” eşiyle aynı evde yaşıyor. Ağabeyi, hasımlarının iki çocuklu yurdum insanı karısıyla sevgili. Gizli gizli buluşuyorlar.
Sözde İstanbul’un arka sokaklarını anlatıyor.
Kadın, evli iki çocuklu iken kocasının iş çevresinden bir adama âşık oluyor ve aşığından bir oğlu dünyaya geliyor, kocası ise oğlanı kendisinden zannediyor. Ardından kocasından da bir kızı oluyor. Sonra küçük çocukları alıp kocasını terk etmeyi planlıyor. Büyük kızlarına da ‘aşk’ı kutsayan bir video kaydı bırakıyor. İzleyici, kendi halinde bir ev kadını olan annenin bıraktığı kaydı tekrar tekrar izliyor.
Dahası var…
Evin oğlu çocukken yaşadığı bir olaydan dolayı takıntılı; baba, işlerini devretmek için, oğlunun yerine bir dublör buluyor. Oğlunun karısıyla dublör sahte düğün fotoğrafları çekiliyor, herkes bu adamı “oğul” zannediyor. Gelin ile dublör erkek yakınlaşıyor ve ‘âşık’ oluyorlar. Kocası ise hizmetçiyi hamile bırakıyor.
Evin kızının eski sevgilisiyle, kocasını aldatması kısmına hiç girmiyorum bile…
Kaç sezondur, Kızılcık Şerbeti, Kıskanmak, Rüya Gibi, Bahar, Bereketli Topraklar, Aldatmak, Yalı Çapkını vb pek çok dizi... Sözde masum bir kadın veya aşk hikâyesi etrafında örülen, aynı evin içinde ya da aynı iş yerinde dönüp duran aile içi çarpık çatışma ve karmaşık soybağı hikâyeleri tekrar tekrar izleyiciye servis ediliyor. İzleyici bir kanaldan kaçarsa diğerinde aynı hikâyeye maruz kalıyor.
“Aile, sorunlu bir yapıdır ve hemen feda edilebilir,
Aile, kocaman, kirli sırlar üzerine inşa edilir,
Çocukların babalarını saklamak normaldir,
Sadakat ve güven istisnadır,
Aşka varsa her yol meşrudur.’’
ortak mesajı topluma boca ediliyor.
Eleştirilere karşı da “Toplumda bu olaylar yok mu? Hayatın içinde olanları anlatıyoruz.” diyorlar.
Ayrıca toplumda tanık olduğumuz bu tür olayların sıklığı ile her akşam evimizin içinde maruz kalma sıklığı aynı mıdır?
Aile üzerine anlatacaklarınız gerçekten bu kadar mı?
Sevgiyi, sadakati, ailenin dayanışma, sorun çözme becerisini dramatik çatışma ile anlatmak mümkün değil mi?
Aile içindeki tek çatışma cinsel hayat ve soybağı üzerine olan çatışma mı?
Hiç, ‘televizyon sadece bir eğlence aracı’ falan demeyin.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.