
“Bir şeyi bilmek” demek, gerçekte, o şeyi başkalarından farklı kılan özelliklerini bilmek demek; farklı ve ayrı kılan niteliklerini, yani sadece: özelliklerini...
Türetim ilkeleriyle çatışmak suretiyle tedavüle girmiş olmasını önemsemeyip sözcüğün anlamından çok, bizatihi nesnenin kavramını tanımlayalım: özel, “öze özgü olan” demek; açıkçası: özü ele veren (öz-el).
Özeli ve/veya özelliği sayesindedir ki öz kendisini ele verir. Şayet özün, kendisini ele verecek bir özeli ve/veya özelliği olmasaydı, bizler –hiç kuşku yok ki– herhangibir şeyin özüyle temas edemez; öz''le bir türlü irtibat kurmayı beceremezdik.
Karıştırılmamalı: Bir şeyin özünü bilmek, özün kendisini değil; tam da aksine, o öze özgü olanı, yani özün özelini/özelliğini bilmek demek.
Sorunu açık kılmak uğruna, tekrara düşmeyi göze almalıyız:
Bir şeyin özel''ini, özelliğini/özelliklerini bilmekle o şeyin özünü bilmiş mi oluyoruz?
Hayır! Bildiğimiz, sadece öze ilişkin olandır; özel olandır, özelliktir; aslâ özün kendisi değil.
Tam da burada biri çıkıp “Bir şeyin özü, o şeyin özelliklerinden ibarettir” diye iddia ederse, biz de “ıstılahatta (terminolojide) münakaşa olmaz” deyû öz''ü özel''e/özellik''e indirgeyen nâdâna şu cevabı veririz:
Sizin kullanımınızı esas alarak sorunu açık kılmakta ısrar edersek, belirtmeliyiz ki bizim maksadımız “özün özü”dür; yani ''öz-el-lik''ler ile ''öz'' kabaca eş tutulduğu takdirde bile, biz, hâlâ kendisine ulaşılamayacak denli uzakta duran bir menzili tasavvurda güçlük çekmiyoruz; özün kendisini, yani özün özünü...
Özellik özel''i, özel ise öz''ü ele verdiğine göre, öz''ün kendisini nasıl tasvir ve tasavvur edecek, ''öz''ün ve/veya ''özün özü''nün peşine nasıl düşeceğiz?
Uçsuz-bucaksız bu çölün derinliklerinde karşılaşacağımız yeşillikler içindeki bir vahanın bizi kana kana suvaracağından kuşkulanamayız. Hele bir de dilin o katılaşmış, kurumuş, kuruya kuruya çatlamış kadîm toprağını eşelediğimiz takdirde, dilin şefkat hazinesinin, heyecanla kendi toprağını kazan kuvve-i hafızamızın eline küçük bir armağan tutuşturduğunu farketmekten kendimizi alamayız:
Öz''ün bir anlamı da “verimli, sulak yer; dere, çay” demek. Nitekim ağacın, çiçeğin usaresi (özsuyu) gibi anlamlar da işbu sululuktan köken alıyor.
Dilin tüm ayrıntılarıyla önümüze serdiği çeşitliliğin de tanıklık ettiği üzere, ''öz'', zahirde olan (dış) değil, batında kalandır (iç); öyle ki görüneni gösterirken kendisini ustalıkla gizlemeyi başarandır.
Öz''ün her daim bir aynı, bir aslı, bir kendiliği var ve bunda hiç kuşku yok. Lâkin öz, ne zaman farklılıklarını izhar etse; şey, ne zaman birtakım özellikleriyle nazarımıza çarpmayı istese; ve bu ''ayn'', ne zaman taayyün etmeyi dilese, yani belirse, belirginleşse, ne gariptir ki tam da o zaman akıcılığını, seyyaliyetini kaybediyor, katılaşıp belirli, sabit bir hâle geliyor; ve gözlerimiz ışıl ışıl yanıp eline geçirdiğiyle sevinirken, “elden kaçan”ın “ele geçen”den çok olduğunu idrak etmeyi beceremiyor.
Öz veya özün özü, demek ki elden kaçandır; ele gelen değil. Ulaşılan değil, ulaşılamazdır; üstelik birleştiği/birleştirdiği sırada ve birleşirken/birleştirirken ayrılandır; hem ''ayn'', hem ''gayr''dır; hem ''cem'', hem ''fark''tır.
''Ben'' dediğimde, ''ben'' der demez, ''sen''i de varederim; sen, varlığını bana, ben''e, benin varlığına borçlusun. Çaresizsin, ben olmasam, sen olmazdın. Sen benim değilsin, bendensin. İlk benim, sen sadece ilkin ekisin: ikisin, ikincisin, ikiliksin. Senin özelin, özelliklerin başka, benim özelim, özelliklerim başka. Peki ya, benim ve senin özü? Özümüzün özü?
Sanma ki sırf bu soruyu cevaplamak adına gözümüzü kapayıp şakirdanımızdan Nikolaus von Kues''e atfen “coincidentia oppositorum” (=zıtların terkib ve tevhidi) ilkesine başvuracağız; bilâkis Şeyh-i Ekber''in lütfettiği işaretlerin izini sürüp, kefenimizin ilmeklerini, bezm-i elestden beridir avuçlarımızı daldıra daldıra kandığımız “öz çayı”nda ıslatacağız.
Bakınız, Tevhîde Hanım, ne güzel söylemiş: “Aşkla kurulmuş bünyadım ne derlerse desinler/Eflâke çıkıyor dâdım ne derlerse desinler/Gam çekerim eyler ise ahbab beni ta''yib/Neye korlarsa koysunlar adım ne derlerse desinler.”
Ey tâlib, seni yorduğumun farkındayım; farkında olmayan sensin!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.