Marmara Kıraathanesi’nde hüzünlü ve endişeli günler

04:0031/05/2026, Pazar
G: 31/05/2026, Pazar
Dursun Gürlek

Mayıs ayı, bahar mevsiminin bütün özelliklerini ve güzelliklerini gözler önüne serdiği için, gözlerimizle birlikte gönüllerimize de bayram havası yaşatıyor. İşte bu hususiyetinden dolayı ben de Mayıs’ı bir bakıma iple çekiyorum. Sadece bu kadar mı? Köhne Bizans’ın başkenti Konstantıniyye Hazreti Fatih ve kutlu askerleri tarafından bu ayda fethedildi. Cihan hükümdarı Ebu’l - Feth ve’l – Megâzi yine bu ayda, 3 Mayıs 1481’de ve son seferi esnasında vefat etti. Her yılın 29 Mayıs’ında yapılan Fatih’i

Mayıs ayı, bahar mevsiminin bütün özelliklerini ve güzelliklerini gözler önüne serdiği için, gözlerimizle birlikte gönüllerimize de bayram havası yaşatıyor. İşte bu hususiyetinden dolayı ben de Mayıs’ı bir bakıma iple çekiyorum.

Sadece bu kadar mı? Köhne Bizans’ın başkenti Konstantıniyye Hazreti Fatih ve kutlu askerleri tarafından bu ayda fethedildi. Cihan hükümdarı Ebu’l - Feth ve’l – Megâzi yine bu ayda, 3 Mayıs 1481’de ve son seferi esnasında vefat etti.

Her yılın 29 Mayıs’ında yapılan Fatih’i anma toplantıları ve fetih kutlamaları İstanbul’un ne kadar kutlu ve mutlu bir şehir olduğunu ayan beyan gösteriyor. Bütün dini ve tarihi eserlerini bir tarafa bırakarak söyleyecek olursak, sırf Eyüp Sultan Hazretleri’nin her gün dolup boşalan türbe-i şerifi bile bu şehrin ne kadar şerefli bir İslam beldesi olduğunu ispat etmektedir. Ahmet Hâşim, keşke “O Belde” başlıklı şiirini bu belde için yazsaydı. Temenniye gerek yok. Divan şairi Nedim, Yahya Kemal ve Necip Fazıl’la beraber bir çok şairimiz aziz İstanbul’u leziz üsluplarıyla nasıl terennüm ettiklerini çok iyi biliyoruz.

Sözü fazla uzatmadan asıl konuya gelmek istiyorum. Bilindiği üzere, Mayıs ayı her yıl böyle insanı mutlu eden hadiselerin sene-i devriyesi olarak karşımıza çıktığı gibi, utanç verici olayların zuhur ettiği ay olarak da kendini hatırlatıyor. İşte en kötü örnek olan 27 Mayıs 1960 darbesinin yine böyle bir ayda vuku bulmasıdır. İlgi çekici değil mi? İçinde bulunduğunuz 2026 yılının kurban bayramı ile, meş’um darbenin 66. yıl dönümü de aynı tarihe denk geldi.

Bu vesileyle ve biraz da kültür tarihimizi ilgilendirmesi dolayısıyla 27 Mayıs mezaliminin bazı yansımalarını “Marmara Kırâathanesi”ni merkeze alarak nakletmek istiyorum. Kıdemli ve kıymetli gazetecilerimizden merhum Ahmet Güner Elgin, “Marmara Kitabeleri” isimli kitabında diyor ki:

“Yassıada duruşmaları 14 Ekim 1960 günü başlamış, 15 Eylül 1961 günü sona ermişti. Halkın seçtiği meşru bir siyasi iktidarı ve iktidardaki partinin Meclisteki tüm temsilcilerini yargılayan özel mahkeme Yüksek Adalet Divanı, 15 Eylül günü kararını açıkladı. Divan’ın kararlarına göre 15 kişi ölüm cezasına, 31 kişi müebbet hapse, 418 kişi de çeşitli cezalara çarptırılmıştı.

Aynı gün Milli Birlik Komitesi İrtibat Bürosu’ndan yayınlanan 58 sayılı tebliğ şöyleydi:

‘1- Yüksek Adalet Divanınca ölüm cezasına mahkûm edilen sanıklardan sâkıt Reisicumhur Celal Bayar, sâkıt başbakan Adnan Menderes, sâkıt Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve sâkıt Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın ölüm cezaları Milli Birlik Komitesi’nin 15 Eylül 1961 gün 75 numaralı kararı ile tasdik edilmiştir. Ancak sâkıt Reisicumhur Celal Bayar’ın 65 yaşını bitirmiş olması dolayısıyla verilen ölüm cezası müebbed ağır hapise tahvil edilmiştir.

2- Ölüm cezasına mahkûm edilen Refik Koraltan, Âgâh Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Ahmed Hamdi Sancar, Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Bâha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Eratuman ve Rüşdü Erdelhun’un cezaları da 15 Eylül 1961 gün ve 75 numaralı kararla müebbed ağır hapise çevrilmiştir. Tebliğ olunur!’

27 Mayıs 1960 hükümet darbesini yapan subaylardan oluşan Milli Birlik Komitesinin kurdurduğu bir mahkeme heyeti seçimle iş başına gelen bir Meclisin ve hükümetinin Cumhurbaşkanını, Başbakanını, Dışişleri ve Maliye Bakanını idam yoluyla ölüme mahkûm ediyor, başta Meclis başkanı ve yardımcıları olmak üzere aralarında, olay sırasındaki Genelkurmay Başkanı da dahil, önde gelen 12 kişiye verdiği idam cezalarını da sonradan müebbed hapse çeviriyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, basında ve siyasette birkaç madrabaz hariç, tam bir ölüm sessizliğine büründüğü günlerdeydik.

Marmara Kırâathanesi’nde de yürekler suskun, tedbirli beyinler şaşkın ve ağızlar mühürlüydü. İkişer üçer gruplar halinde Aksaray’la Beyazıt arasında gidip geliniyor, alçak sesle konuşuluyor.

1950’ler öncesinde çeşitli şehirlerimizin meydanlarında sabaha karşı bazı infazlar yapılırdı. İdamı seyretmek için meydana doluşan insanlar, mahkûmun sehpaya çıkışı, ilmiğin boynuna dolanışı, celladın işini gördüğü dakikalarda garip bir sessizlik içinde olurlardı. Hiçbir ses, hiçbir hareket, hatta hiçbir düşünce olmadan geçirilen dakikalar…

15. 16. ve 17 Eylül 1961 günlerinde İstanbul ahalisi ve belki tüm vatan bu durumdaydı. Herkesin aynı istikamete yönlendiği, ama hiçbir şey konuşmadığı, hiçbir harekette bulunmadığı günlerdeydik.

Menderes’in idamı gecikmişti. Zorlu ve Polatkan’ın infazı yapılmış, Menderes rahatsızlandığı veya rahatsızlandırıldığı için kader arkadaşlarından sonraya kalmıştı.

16 Eylül akşamı, yanımızda birkaç Marmaratör, yayıncı İsmail Dayı ve avukat Ferruh Bozbeyli ile gece geç saatlere kadar Aksaray’la Beyazıt arasında gidip gelmiş, hepimiz aynı şeyleri düşünmemize rağmen, belki de alakasız konularda konuşarak saatler öldürmüştük.

Menderes ertesi gün (17 Eylül 1961) öğleyin saat 13 civarında asıldı. Pazar günüydü. Öğleden sonra çıkan gazeteler yıldırım baskı yaptılar. Ama haber, mümkün olduğu kadar sıradanmış gibi verildi. İnsanlar gazete bayilerinin önünde küçük gruplar halinde toplanıp haberi okudular ve tepkilerini asla dışarıya vurmadan sâkin dağıldılar.

Marmara müdavimleri arasında, Yassıada duruşmaları sırasında da çeşitli tepkiler veren, söz veya fiille durumu protesto edenler olmuştu. Onlar, böyle tepkiler gösteren, Komiteyi protesto eden veya muhalif sayılan insanların derdest edilip bir araya toplandığı Balmumcu’ya götürüldüler.

Akşamları Marmara’da o gün kimin, kimlerin Balmumcu’ya tıkıldığı haberleri gelir, durum tartışılır ve ertesi gün, görevlendirilen arkadaşlar, yanlarına Marmara müdavimi avukatları da alarak onları görmeye gider, para yardımı yapar, birkaç gün sonra da yiyecek taşımalar da başlardı. Esnafın, tüccarın, hali vakti yerinde Marmaratörlerin yardımları ile hazırlanan yiyecekler nezaretteki arkadaşlarımıza götürülürdü.

Marmara Kırâathanesi’nin büyük masasının müdavimlerinden hemen yarısına yakını çeşitli vesilelerle, az veya çok Balmumcu’da bulunmuştur.

Aradan yıllar geçtikten sonra, şimdi o günlerin halk ve özellikle muhafazakâr münevverler üzerinde nasıl olumsuz etkiler doğurduğunu daha iyi anlıyorum. 27 Mayıs gece baskınından sonra tüm ülke bir hapishaneye dönmüştü. 1961, 62, 63 ve sonrasının demokratik girişimleri, yasalardan kaynaklanan biraz hürriyet de bu beklenmedik şokun etkilerini silememişti.

Muhafazakâr münevverlerin Türkiye’deki maddi manevi tüm olumsuzlukların sebebi saydıkları CHP geri dönmüştü. Hem de bu defa üniforma yardımıyla. Yanında olağanüstü mahkemeler, cezaevine tıkılan bir meclis, çiğnenen milli irade ve idamlarla…

27 Mayıs askeri darbesinin daha sonra gördüklerimizden farklı ve daha önemli bir özelliği vardı. 27 Mayıs, tertip ve uygulaması yönünden Silahlı Kuvvetlerin müşterek malı değildi. Emr-i vâki yapılmış, ordu daha sonra, âdeta mecburen bunu kabul etmişti.

Marmara Kırâathanesi müdavimlerinin bugünlerde tek tesellisi, ümidi, ‘ihtilalin Kudretli Albayı’ olarak nitelenen Alparslan Türkeş’ti. Ona inanıyorlar, onda teselli buluyorlardı. Türkeş’in geçmişi, fikirleri, ihtilal sırasında ve daha sonraki hareketleri tek faktördü.

Türkeş’in daha uzun yıllar Türk siyaset ve fikir hayatında çok önemli bir yer edinmesi ve rol oynamasının temelinde 27 Mayıs olayı ve sonrasında ümit oluşu yatmaktadır.

O günlerde halka en büyük ihanetlerden biri de basından gelmişti. Bütün gazeteler söz birliği etmişçesine, korkudan veya daha çok Demokrat Parti düşmanı oldukları, halkın demokratik çıkışlarını, milli iradenin çeşitli biçimlerdeki gösterilerini hazmedemedikleri için Türk basın tarihinin en büyük ihanetlerinden birini işlemekte sakınca görmemişlerdi. Bu arada Son Havadis Gazetesi, Yeni İstanbul gibi gazeteler karamsar ve duyguları incinmiş halka tercüman olmaya çalışıyorlardı.

Marmara Kırâathanesi’nin konuşulanlar ve devam edenler açısından misyonu o günlerde başlamıştır. Muhafazakâr münevverler, halkın hassas temsilcileri üniversitedeki milliyetçi gençler Marmara ortamında deşarj oluyorlar, birbirlerine güç veriyorlar, aynı zamanda entelektüel açlıklarını gideriyorlardı.

Bu, konuşarak rahatlamalar sırasında bazı açılmalar, öfkeler ve baş kaldırmalar oluyor, ne yazık ki bunlar, çevredeki sivil polislerin taşımasıyla zamanın emniyet güçlerince çok ağır cezalandırılıyor, sık sık Marmara müdavimlerinden birkaçı soluğu Balmumcu’da alıyordu.”

27 Mayıs gece baskınının zulmet içindeki iğrenç yansımaları Marmara Kırâathanesi müdavimlerini işte böyle ta’ciz ve iz’aç ediyordu. Hayırla anılmaktan nasibi olmayanlara da yazıklar olsun!..

#Mayıs
#Marmara Kırâathanesi
#Dursun Gürlek