Yazarlar Hiper

Hiper

Erol Göka
Erol Göka Gazete Yazarı

“Dikkat” sözü, her dilde var ve çok geniş bir kullanım alanına sahip. Sanıyorum, artan bireyselleşmenin bir neticesi olarak son zamanlarda yaygın biçimde kullanılmaya başlanan “kendine dikkat et!” ifadesi, kelimenin geniş kullanım alanına ilave olan son halka. Her işittiğimde gülümsüyorum, “galiba kendimizden uzaklaştıkça, kendimiz ile irtibatımız kesildikçe, böyle ifadelerle avunmaya çalışıyoruz” diyorum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Erol Göka : Hiper
Haber Merkezi 08 Ağustos 2019, Perşembe Yeni Şafak
Hiper yazısının sesli anlatımı ve tüm Erol Göka yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


“Dikkat”, aynı zamanda psikolojinin vazgeçilmez kavramlarından. En önemli akli melekelerimizden birine karşılık olarak kullanılıyor. Uyanık olduğumuz sürece, kendiliğinden bir biçimde etrafı, iç-dünyamızı bir radar gibi sürekli olarak taramakla görevli melekemizi… Dikkat melekemiz, bizimle, varoluşumuzla, istek ve ihtiyaçlarımızla, kimliğimizle ilgili bir şey fark ettiğinde hemen oraya yoğunlaşıyor, inceden sürmeye incelemeye, anlamaya koyuluyor. Bu nedenle her zaman konsantrasyon ve irade ile birlikte anılıyor. Hayvanlarda da dikkat var elbette ama insanda fazladan olarak bilişsel (kognitif) süreçlerin başlatıcısı. Bir şeye, bir düşünceye dikkat kesilmeden onunla ilgili bilişsel süreçler, adam akıllı harekete geçmiş olmuyor. Zaten Arapça kökenli olan kelime, “incelik; ince, rafine, detaylı olma, kılı kırk yarma, ince eleyip sık dokuma” manasına geliyor; “dakka” (ufaladı, inceltti) fiilinin mastarı...

Dikkat melekemiz, psikolojik rahatsızlıklardan hemen etkilendiği gibi haleti ruhiyemize bağlı olarak değişiyor. Mesleğimizin ve psikolojik muayenenin zaten bir parçası olan “dikkat” birkaç on yıldır, “dikkat eksikliği hiperaktivite” adlı bir psikolojik rahatsızlık nedeniyle özellikle ebeveyn ve eğiticilerin gündeminden hiç kalkmıyor.

“Dikkat” hakkındaki sözlerimize ara verelim, biraz da yazımızın başlığı olan “hiper” tamlaması üzerinde duralım. Büyük tarihçi Eric Hobsbawm, 20. Yüzyıl’ı (1914-1991) “aşırılıklar çağı” olarak niteliyordu. Son yıllarda birçok düşünür, günümüz toplumunun halini tanımlarken, “hiper” (aşırı) tamlamasından faydalanıyor. Aşırı hız ve aşırı risk, aşırı üretim ve tüketim, aşırı performans ve aşırı iletişim... Bunlar arasında bilişim teknolojileri sayesinde artık gerçeklik algımızın bile altüst olduğunu, simülasyon ve sanallık nedeniyle bir “hiper-gerçeklik” durumunun ortaya çıktığını söyleyen Jean Baudrillard ve konuyu doğrudan doğruya dikkat meselesiyle bağlantılandıran Byung-Chul Han özellikle önemli.

Han, günümüzde zihnimize dolan uyarıcılarda, malumatta ve dürtülerde büyük bir aşırılık olduğunu ve bu ifrat halinin dikkatin yapısını ve ekonomisini tamamen değiştirdiğini söylüyor. Ona göre maruz kaldığımız uyaran bombardımanı, tüm algı sistemimizi dağıtıyor, dikkatimiz çoklu görev anlayışıyla organize olmak zorunda kalıyor. Onun söylediklerini Ulrich Beck’in küresel boyutta ve artık sigortalama ile denetlenemez hale gelen riskler tespitiyle birleştirdiğimizde ne kadar haklı olduğunu görürüz. (Beck’in “risk toplumu” kavramı için: Tıklayınız)...

Han, dikkatteki bu bozulma nedeniyle günümüzde yaşadığımız halin, sanılanın aksine ilerlemeyi değil ciddi bir gerilemeyi gösterdiği kanaatinde. Balta girmemiş ormanlardaki hayvanlar arasında hayli yaygın olan bir dikkat tekniği uygulamaya çalıştığımızı düşünüyor. Ormanda yemeğini yediği esnada onlara av olmamak için diğer yırtıcı hayvanları kollamak ve yavrusunu korumak ve eşini gözünün önünden ayırmamak zorunda olan hayvanlarınkine benzetiyor dikkat tekniğimizi.

Han’a göre dikkatimiz artıyor artmasına ama bunun derin dikkatle alakası bulunmuyor. Aşırı dikkat, daha ziyade dikkatsizliğe benziyor. Sürekli birçok işi aynı anda başarmak zorunda hissediyoruz ve üstelik bu halimiz giderek sıradan bir yaşama kaygısına ve tarzına dönüşüyor. Bir kovalamaca içinde yaşıyoruz, mütemadiyen dur durak bilmeden oradan oraya koşuşturup duruyoruz. Sanki kendimiz pek normal bir aktivite içindeymişiz, her akşam yorgun argın yığılıp kalmıyormuşuz gibi kalkıp bu sefer bizden belki biraz daha aktif olanlara “hiperaktivite” tanısını yapıştırıveriyoruz ya da bu psikiyatrik tanı sayesinde kendimizi normal görüyoruz. “Diskroni” adını veriyor bu tabloya Han, zaman algımız darmadağın oldu, zamanla birlikte hayatımız ve kimliklerimiz de atomlastı, zamanın anlamının ve kokusu kayboldu diyor.

Dikkatin psikososyolojisi diyebileceğimiz tablo üzerine Byung-Chul Han’ın düşüncelerinden sonra ben, modernliğin başından beri sürüklendiğimiz ve bilişim teknolojileriyle birlikte giderek şiddeti artan fanatizmin de derin düşünme ve anlama kabiliyetimizi yitirmemize bağlıyorum. Dinginlik, derin dikkat, duyuş, içe-bakış ve tefekkür, var olmayı lütuf olarak yaşama ve kendini varoluşunun saadetine bırakma hali kalkınca insana, haz düşkünlüğü ve fanatizmden başka bir şey kalmıyor ki…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.