
Aslında etrafımızda da her an olmakta olan binlerce mucize vardır. Bir hücrenin yapısından gök cisimlerinin hareketlerine kadar her şey mucizedir. Çünkü her bir varoluşta hiçbir insanın yapamayacağı muhteşem ve muazzam düzen ve oluşum vardır. Ama biz bunları kanıksadığımız için, Kuranı Kerim ifadesiyle görüp geçeriz de hiç birinin mucize olduğunun farkına varmayız.
Müslümanlar peygamberlerin mucizelerine inanırlar. Çünkü bunların pek çoğunu bize zaten Kuranı Kerim nakleder. Hz. Nuh'un tufanı, Hz. İbrahim'i ateşin yakmaması, Hz. Salih'in kayadan çıkardığı devesi, Hz. Musa'nın meşhur dokuz mucizesi, denizin yarılması, Hz. İsa'nın ölüyü diriltmesi, abraşı ve âmâyı iyileştirmesi vb. Bazı modern müslümanların bunlara da bir takım bilimsel izahlar aramasına rağmen bunları her mümin mucize olarak kabul eder.
Mesele şu:
İşte bu konuda da ifratlar ve tefritler vardır. Bazı modern düşünenler, yani aklı ve bilimi olduğundan büyük görenler Resulüllah'ın böyle mucizeler göstermediğini, onun yegâne mucizesinin Kuranı Kerim olduğunu söylerler. “Senden mucize istiyorlar, indirdiğimiz kitap onlara yetmiyor mu?” anlamındaki ayetleri delil tutarlar.
Bunun temel sebebi, bilim ve akıl cenderesine sıkışıp kalan kafaların mucizeyi kabul etmede yaşadığı zorlanmadır.
Reddedişin ikinci sebebi ise mucizeler konusundaki ifratlardır.
Akla takılıyor,
Oysa akla ve bilime de haklarını vereceksek, esas olan bir şeyin onlarla ispat edilebilmesi değil, yanlışlanamamasıdır. Kaldı ki, bilimin ve aklın verileri de çoğu zaman kesin değildir.
Mucizeleri reddeden bu modern düşünce de meselenin tefrit yönünü temsil eder. Öncelikle Batıya bizden önce ve bizden daha çok meftun olan Mısır'da, Ferid Vecdi gibiler tarafından başlatılmıştır. Mustafa Sabri Efendi de 'Mevkıfu'l-akl' adlı eseriyle bunlara gereken cevabı vermiştir.
Diğer taraftan her kıpırtıdan bir mucize üreten ve Resulüllah'ın getirdiği dinin doğallığını adeta kabullenemeyen anlayışlar da vardır. Bu anlayışta olanlar da ciltler dolusu senedi olmayan mucizelerden söz ederler. Resulüllah'ın doğumu ile ilgili onlarca aslı bulunmayan hikâye anlatılır. Meselenin ifrat tarafı da burasıdır.
Aslında bir peygamber mucize getirmek zorunda değildir ve mucizeler inanmayı sağlamaktan çok, inanmayanları susturmak içindir. Ya da yorulan ve sıkıntı çeken peygamberlere bir destek ve ikram olsun diye verilmiştir. Kuranı Kerim'in açıkça anlattığı
ve işaret ettiği
böyledir. Vakıa çoğu zaman da mucizelere inanılmamıştır ve mucizeler onları isteyenlerin imanından çok, helakine sebep olmuştur. Çünkü mucize bir bakıma da imanı bir gayb işi olmaktan çıkarır ve göreni zorunlu kabule sevk eder. Çünkü gözle görülen bir şeyi inkâr etmenin anlamı kalmaz. Onun için mümin mucize ya da keramet görme ihtiyacı duymaz, bunu arzulamaz.
Hal böyle iken Resulüllah'ın gösterdiği ve sahih, hatta manevi tevatür derecesinde senetlerle nakledilen pek çok mucizesi vardır.
sadece müminlerin üzerine yağmur inip ayaklarını sabit kılması,
bırakın sahih rivayeti, bunlar Kuranı Kerim'in bile doğrudan ya da işaretle zikrettiği hissi mucizelerdir. Tebük Seferinde ve Ahzab Savaşında Resulüllah'ın duasıyla az bir yiyeceğin bütün orduya yetecek hale gelmesi, üzerinde hutbe okuduğu kütüğü bırakıp başka bir minber edindiği için o kütüğün üzüntüden herkesin duyacağı şekilde inlemesi ve Resulüllah'ın gelip onu eliyle okşaması ki, bunu Buhari ve Müslim dâhil pek çok hadis kitabı nakleder, Kâdı Iyaz mütevatir olduğunu söyler,
Hudeybiye'de kurumuş bir kuyuyu canlandırıp su çıkarması da böyledir. Ama sünneti anlamadaki bozulan şiraze, beraberinde mucizeyi inkârı da getirmiştir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.