Ağaçların hikâyesine yaslı yakın tarihimiz...

00:0012/11/2014, Çarşamba
G: 12/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

I-Annem, oyalı yazmayı başına pek nadir örterdi. İğne oyasından mekik oyasına, boncuk oyasına, firkete oyasına gördüğü her türlü oyanın anında örneğini çıkaran annem, neden başına oyalı yazma takmazdı?Bir gün bu nedene şahit oldum. Bahçeyi gezerken ağacın dallarından birinin kırılmış olduğunu gördü. Tülbendinin kenarını şerit gibi yırtarak ağacın yaralı dalını bağladı. İşte o gün annemin sadece bizim değil ağaçların ve kuşların da annesi olduğunu fark ettim.Dağlara yaslı bahçesini bir gün görmese,

I-

Annem, oyalı yazmayı başına pek nadir örterdi. İğne oyasından mekik oyasına, boncuk oyasına, firkete oyasına gördüğü her türlü oyanın anında örneğini çıkaran annem, neden başına oyalı yazma takmazdı?

Bir gün bu nedene şahit oldum. Bahçeyi gezerken ağacın dallarından birinin kırılmış olduğunu gördü. Tülbendinin kenarını şerit gibi yırtarak ağacın yaralı dalını bağladı. İşte o gün annemin sadece bizim değil ağaçların ve kuşların da annesi olduğunu fark ettim.

Dağlara yaslı bahçesini bir gün görmese, aldığı bütün nefeslerin içinde hapis kaldığını sanan annem, tülbendini başında kainatın yaralarını saracak sargı bezi gibi taşıyordu adeta.

Nicedir köylü kadınları toprakları, suları, ağaçları için nöbet tutuyor. Elini her daim üzerine siper ettiği, yaralarını berelerini sardığı ağaçlar için nöbet tutuyor. Annemin yaşıtı kadınlar çocuklarına istikbal olsun diye rüzgarını, toprağını, suyunu korumaya çalışıyor. 70 yaşında dipçik yemeği, yaralanmayı göze alıyor.

Kıldan ince kılıçtan keskin suru şu: Cumhuriyet tarihinin en keskin virajını, köylü kadınların ahına rağmen vahşi kapitalizmin yükselme eğrisine iman edip, hiç ikirciklenmeden son sürat geçecek miyiz?

En verimi ovalarımızı HES"leyecek miyiz?

Kendi mülklerindeki ağaçların sabaha karşı ansızın toprağa karıştırıldığını görünce ağaçlarının ardından uğunup kalan köylü kadınlar, yüzlerindeki hüzün ve keder ile kendi destanlarını yazarken, biz nerede duruyor olacağız?

II-

Köylü için ağacı sadece ağaç değildir. Bütün hikâyesini, hafızasını, kaderini ve kederini ağaç üzerinden anlatır köylü. Çocuklar doğunca toprağa dal batırılır; bebek beşikte, o dal toprakta büyüyecek, sonra beşiktekinin evlenme yaşı geldiğinde o ağaçlar satılıp düğün parası edilecektir mesela.

Ağaçlar sınırdır. Arazi kavgalarında tarlayı bekleyen ya ahlat ya bir kuşburnu, sınır bekçisi olarak şahit tutular çoğu defa.

Ağaçlar uçsuz bucaksız mekânlara isim verir. Adıyla kayıt düşürür. Tek Çam''ın orası var ya denir, tarlanın yeri tarif edileceği zaman mesela.

Benim köyümde Tek Çam diye bir yer vardır evet. Gölgesinde kaç hikâye barındırır!

Orman köylüleri ormancıdan kaçak ağaç keser, ama bir yandan da köyün içindeki ağaçların varlığının daim olması için meralardaki ağaçların her birinin gövdesine bir hikâye yaslar.

Benim köyümdeki Tek Çam böyle bir ağaçtır mesela. Sorsam babama Tek Çam''ın hikâyesi nedir, bir nefeste beş hikâye anlatır. "Oradan ağaç kesenlerin sonu iyi olmaz" diye başlar lafa. Sonra sonu iyi olmayanları anlatır tek tek. Tek Çam''ın hikâyesi ne zaman başlar diye sorarım her hikâyenin miladını bilmek istercesine. Bilmem der babam atalarımız bize böyle haber verdi.

Sözlü kültürde atalarımız bize böyle haber verdi diye söze başlanınca, orda durulur. Söz yorulmaz. Sözü söze düğümlemek anlatanın takdirine bırakılır.

Tek Çam''ın altında bir yatır olduğuna inanılır. Oradan ağaç kesen hiç iflah olmamıştır. Hiç iflah olmadıysa niye yine de ağacın gövdesine balta salmıştır diğerleri. Denemek için diyor babam. Bana bir şey olmaz, insanlar uyduruyor diye bazıları inadına balta vurmuştur Tek Çam"a. İnadına balta vuranların kimisi kendini asmıştır, kimisinin evi yanmıştır.

Dedim ya sözlü kültürde her ağacı bir hikâye bekler. Kimisi yıldan yıla gelen hacı leyleğin yuvasıdır dokunulmaz, kimisinin altında yatır uyumaktadır rahatsız edilmez.

Hiç kimseye ait olmayan ormana sıra gelince işte köylü oradan kaçak göçek bütün ihtiyacını karşılar. Devlet diye köylü ormancıyı bilir en ziyade. Korkusu her daim ormancıya aittir. İlk rüşvetini vermeyi ormancıda tecrübe eder. Her kaymakamı bilmez köylü, bildiği ormancıdır, devletin en okumuş memurunun ormancı olduğunu sanmıştır yıllarca.

Osmanlı köylüye uzaktı. Tımar düzeneğinin devam ettiği yıllarda uzaklık fazla sorun çıkarmadı belki. Toprak kaybetmeye başlayınca, üstelik ticaret yollarının güzergâhı deyişince eski düzen kalmadı. İşte düzenin kalmadığı yıllarda köylünün dilinde Osmanlı''ya dair birbirinden zehir maniler dolanır oldu.

Osmanlı''nın köylü ile ilişkisi Celali isyanlarının ateşine yaslıdır. Köylünün Osmanlı ile ilişkisi on yıl seferberlikte geçen ömürdür. Giden oğulların geri dönmeyişidir.

Cumhuriyet, köylüyü bir proje olarak görmüş, toplum mühendisleri ile projeyi başarılı bir şekilde uygulamak istemiştir. Olmamıştır lakin. Olmayışın en kaba hali Yakup Kadri"nin "Yaban"romanında satır satır saklıdır.

Erken dönem cumhuriyet aydınlarının kafası köylüye karşı ziyadesiyle karışıktır. Hem köylü yerinde dursun, hem de modern olsun isterler. İsteklerini gerçekleştirmek için Halkevlerine köycülük kolu kurarlar. Köycülük kolu tenis kursu ile köyleri modernleştirmeye çalışır.

Erken dönem cumhuriyet aydınının kafası köylüye dair bir hayli karışıktır. Beğenmedikleri adam yerine koymadıkları insanlara medeniyet götürme telaşı ile yorgundurlar adeta.

Tarihimizde ilk defa, şehirli nüfus köylü nüfusu geçti. Tam da bu noktada karşımıza çıkan "köylü isyanları" aslında bize neyi haber vermektedir?

Balta vurdukça ağaca, ağaç inlermiş ya sapı benden sapı benden. Bizimkisi işte o hesap!