Grönland’ı işgal tehdidi ne işe yaradı?

04:0023/01/2026, Cuma
G: 23/01/2026, Cuma
Kadir Üstün

Amerika’nın güvenliği için Grönland’ı öyle veya böyle alması gerektiğini savunan Başkan Trump, Davos’ta askeri opsiyonu kullanmayacağını söyleyerek işgal tehdidini yumuşatmayı tercih etti. ABD’nin Grönland’ı almasına karşı çıkan Avrupa ülkelerine karşı %10 ek vergi açıklayan Trump, Davos’taki görüşmeleri sonrasında bu adımı atmaktan da şimdilik vazgeçtiğini söyledi. Avrupa’nın Grönland’da daha fazla Amerikan askeri üssü kurulmasının müzakere edilmesini ve yer altı mineralleriyle ilgili yatırımlar

Amerika’nın güvenliği için Grönland’ı öyle veya böyle alması gerektiğini savunan Başkan Trump, Davos’ta askeri opsiyonu kullanmayacağını söyleyerek işgal tehdidini yumuşatmayı tercih etti. ABD’nin Grönland’ı almasına karşı çıkan Avrupa ülkelerine karşı %10 ek vergi açıklayan Trump, Davos’taki görüşmeleri sonrasında bu adımı atmaktan da şimdilik vazgeçtiğini söyledi. Avrupa’nın Grönland’da daha fazla Amerikan askeri üssü kurulmasının müzakere edilmesini ve yer altı mineralleriyle ilgili yatırımlar konusunda Washington’a söz hakkı vermeyi prensipte kabul etmesi karşılığında Trump’ın yumuşadığı söyleniyor. Ek vergi açıklamalarının salı günü küresel piyasaları sarsması ve Amerikan borsasının %1,8 civarında bir düşüş kaydetmesinin de Trump’ın geri adımında etkili olduğu açık.

Maduro operasyonunun verdiği özgüvenle Grönland’a tehditler savuran Trump’ın kısa süre sonra satın alma opsiyonuna dönmesi ve şimdi de askeri üsse razı olması, NATO’yu çökertecek bir senaryoya karşı Cumhuriyetçilerin sessiz muhalefetinin, Avrupa’nın direnişinin ve piyasaların tepkisinin etkili olduğunu gösteriyor. İşgal tehdidi Amerika’nın artık kurallara dayalı uluslararası sisteme uymadığı ve dolayısıyla güvenirliğinin kalmadığını konfirme ederken, pazarlık stratejisi olarak işe yarasa da gereksiz abartılı bir adım olduğu söylenebilir. ABD’nin Grönland’da askeri üs kurmak veya Rusya ve Çin’i bu ülkenin yeraltı kaynaklarından uzak tutmak gibi tekliflerle Danimarka’ya yaklaşıp istediğini alabilirdi, dolayısıyla bu işgal tehdidine gerek yoktu. O zaman işgal tehdidinin amacı neydi?

BATI YARIM KÜRESİNDE HAKİMİYETTEN TRANSATLANTİK İTTİFAKIN GÜVENLİĞİNE

Trump yönetiminin aralık ayında yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi, Amerika’nın bundan sonra Batı yarım küresine odaklanacağını ilan ederek bu bölgeyi adeta arka bahçesi ilan ediyordu. Belgenin yayınlanmasının hemen ardında ocak başında gerçekleştirilen Maduro operasyonu, bu stratejinin agresif biçimde hayata geçirileceğini gösteriyordu. Trump’ın Amerika’sı uluslararası hukuka bakmadan güç kullanmaktan ve diğer ülkelerin ulusal egemenliğini hiçe saymaktan çekinmeyeceğini ilan ediyordu. Bu bağlamda Grönland’ı istiyoruz ve öyle ya da böyle alacağız söylemi yabana atılacak cinsten değildi. İran’a karşı sert söylemler de Amerika’nın rejimi devirmeye girişeceği algısını yaratıyordu. İki örnekte de Trump geri adım attı. Batı yarım küresinin hakimiyetinden bahsederken Grönland’ın ABD’ye verilmesinin Avrupa ve Arktik güvenliği için öneminden dem vurmaya başlayarak aslında bu adımın transatlantik ittifakın faydasına olacağını savunmaya başladı.

Trump’ın istediğini almak için pazarlığı çok yüksekten açma taktiğine başvurduğunu herkes bildiği için işgal tehdidi de hafife alınabilirdi ancak Venezuela’ya yapılanlar Amerika’nın askeri güç kullanarak ülkelerin rejimlerini değiştireceği ve toprağını genişleteceği senaryoları çok daha inanılır kılıyordu. Ancak Trump’ın Amerika’nın mutlak eylem özgürlüğünü savunan ulusalcı dış politikasının her istediğini yapabileceği anlamına geldiğini söylemek zor. Demokratlarla birlikte Cumhuriyetçi bazı senatörlerin NATO ittifakını içerden çökertme riskine karşı tavır aldıkları basına yansıdı. Avrupa’nın Danimarka’yı savunma yönündeki söylemleri ABD’yle savaşabilecekleri anlamına gelmese de transatlantik ticareti çökertme potansiyelinin ciddiye alınması gerekiyordu. Trump’ın Amerikan borsasının ek vergi haberleri ve işgal söylemine verdiği tepkiyi de göz ardı etmesi mümkün değildi. Bu bağlamda Trump herkesi bir nebze olsun sakinleştirmek adına transatlantik ittifakı güçlendirmeye çalıştığı iddiasına dönüş yaparak yumuşama sinyali verdi.

GERİ DÖNÜLMESİ ZOR YOL

Trump’ın dış politika stiline ayak uydurmanın zor olduğu herkesin malumu. Çok hızlı pozisyon değiştirebilen ve birçok konuda ezber bozan tarzıyla Trump, Amerikan dış politikasının ana eksenini kaydırmaya çalışıyor. Bu dış politika anlayışının en uç söylemleri kullanarak pazarlıkta istediğini alma taktiğinin ötesine geçmesi, Amerika’yı artık öngörülemez ve daha da önemlisi güvenilmez bir aktöre dönüştürüyor. Amerika’nın küresel sistemin liberal serbest piyasa kurallarına dayalı, özgürlük ve demokrasiyi savunan söylemlerinden vazgeçmekte hiçbir beis görmeyen Trump, bu geleneksel liberal tarz-ı siyasete savaş açmış durumda. Avrupalı liderleri de bu sistemden beslenen küreselci elitler olarak gören Trump’ın Davos’taki Avrupa eleştirileri de bu minvaldeydi. Ekonomi ve göçmenlik politikalarını yerden yere vuran Trump’ın transatlantik güvenlikten bahsetse de transatlantik ittifaka inanmadığı ortada.

Trump yönetiminin Batı yarım küresini önceleyerek bu bölgede hakimiyet kurma iddiası Amerika’nın küresel değil bölgesel bir aktör olması gerektiği vizyonunu benimsediğini gösteriyor. Bu doğrultuda atılan adımların Amerika’yı geri dönüşü mümkün olmayan bir yola soktuğu söylenebilir. Biden’ın ‘Amerika geri geldi’ sloganıyla transatlantik ittifakı canlandırma çabası Avrupalılar tarafından o kadar da heyecanla karşılanmamıştı. Trump sonrasındaki herhangi bir Amerikan başkanının da transatlantik ittifakı diriltme ihtimali çok zayıf. Soğuk Savaş’ta ideolojik ortak düşman olan komünizmle mücadele etrafında ve Amerikan sponsorluğunda kurulan transatlantik ittifakı, bu dinamiklerin yokluğunda farklı bir içerik ve formatla ilerlemek zorunda kalacaktır.

NATO çökmese de caydırıcı etkisinin son derece azaldığı, transatlantik ticaretin devam ettiği ancak gümrük vergileri yüzünden zayıfladığı, Rusya ve Çin’in Batı içindeki çatlaklardan faydalandığı ve herkesi tehdit eden küresel tehditler karşısında uluslararası dayanışmanın azaldığı bir döneme giriyoruz. Bu meydan okumalar göz önünde bulundurulduğunda, Washington’ın ortak bir strateji üretme çabasını terk etmiş olması farklı bölgesel ve küresel inisiyatiflerin geliştirilmesini kaçınılmaz kılıyor. Bu tür inisiyatiflerin geliştirilmesi, Amerika’yı giderek lokalleşen ve dünya siyasetinden yabancılaşan bir pozisyona itecektir. Trump’ın dış politika söylemi, liderlik etme zahmetine katlanmadan müttefiklerinden şükran ve bağlılık bekleyen bir anlayış sergiliyor. Bu bağlamda Amerika’nın yabancılaşmasını ve izolasyonunu derinleştirme pahasına savurulan Grönland’ı işgal tehdidi, Amerika’nın gücünü değil güvenilmez bir aktör olduğunu gösteren bir etki yaratıyor.

#ABD
#Donald Trump
#Grönland